1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. RAHMET AYI RAMAZAN
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

RAHMET AYI RAMAZAN

A+A-

 

 

Hazreti Ali (ra) efendimiz üç tür ibadet anlayışından bahseder. Bunlar; “tüccar, köle ve özgür” anlayış ile yapılan ibadetlerdir.

            Tüccar ibadeti anlayışı; şu kadar namaz kılsam, bu kadar sevap kazanırım! Bu kadar oruç tutsam, şu ibadetleri yapsam şöyle sevap kazanırım! …vb. Yani bir bakıma cennete gitme hesapları! “Al ibadeti, ver cenneti” anlayışıyla yapılan kulluk ve ibadet! Ticari ve kişisel fayda ve çıkar hesabı…

            Köle ibadeti anlayışı; bu ibadeti aksatsam şu günahlar bana yazılır! Bu ibadeti yapmasam böyle günahkâr olurum! Sinesinde yer edinen cehennem korkusu! Rabbiyle ilişkisini; sahibiyle olan ve korku üzerine bina edilen indirgemeci, ufuksuz bir ibadet anlayışı! Kölece korkular, duygular ve beklentiler.

Özgürlerin ibadet anlayışı: Rabbine yürekten bağlanmak! Bu ibadetteki temel faktör; ne korku, ne kişisel çıkardır! Özgürce, severek, teslim olarak yapılan ibadet! Özgür iradeyle ve yürekten gelerek! Bu anlayışın her anı anlam dolu, mana yüklü bir ibadet anlayışı ki; tam anlamıyla âşık-maşuk ilişkisi gibisinden bir ibadet ve teslimiyettir. Razı olmak ve razı olunmak!

Özgür bir ibadet anlayışını kazanabilmek ümidiyle konumuza geçelim inşaallah:

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakınmanız için Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de farz kılındı.” (Bakara, 183)

Efendimiz (sav) şöyle buyurdular:

            “Ramazan ayı girdiğinde cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Müslim, Siyam-2)
            Selman-ı Farisi Radiyallâhu Anh şöyle anlatıyor:  
            Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem, Şaban ayının son gününde bize irad ettiği bir hutbede şöyle buyurdular:
            “Ey insanlar, büyük ve mübarek bir ay yaklaştı, gölgesi başınıza geldi.
            Bu, öyle bir aydır ki; içinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir Gecesi” vardır.
            Allah, o mübarek ayın gündüzlerinde orucu müminlere farz kıldı. Gecelerinde de nafile ibadeti tavsiye etti.

Bu ayda bir hayır yapan insan, başka aylarda bir farz eda etmiş gibi sevap alır.
            Bu ayda bir farzı ifa eden insan ise, başka aylarda yetmiş farzı ifa etmiş gibidir.
            Bu ay; Allah için açlık ve susuzluğun, taat ve ibadetin meşakkatlerine sabır ve tahammül etme ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir.
            Bu ay; yardımlaşma ayıdır, mü'minlerin rızkını arttıracak aydır.
            Bu ayda her kim oruçlu bir mü'mine iftar edecek bir şey verirse; yaptığı bu iş günahlarının bağışlanmasına ve Cehennemden azad olmasına vesile olur. Oruçlunun sevabından da herhangi bir şey eksilmeden, onun kadar sevaba kavuşur.”
            Ashab-ı Kiramdan bazıları; “Ya Resulallah, hepimiz oruçluya iftar edecek bir şey bulup verecek durumda değiliz” dediler.
             Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyurdu;

  “Allah, bu sevabı bir tek hurma, bir yudum su veya bir yudum süt ile oruçlu mü'mine iftar ettirene de verir” buyurdular ve hutbelerine şöyle devam ettiler:
             “Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret, sonu da Cehennemden kurtuluştur.
             Bu ayda her kim kölesinin (işçi ve hizmetçisinin) işini hafifletirse, Allah onu affeder ve Cehennemden uzak tutar.
             Bunun için bu ayda şu söyleyeceğim dört hasletten ikisi ile Rabbinizi razı kılarsınız, diğer ikisinden ise hiçbir vakitte ayrı kalamazsınız.
             Rabbinizin rızasına sebep olan hasletlerin birisi, “Kelime-i Şehadete” devam etmeniz, diğeri de “Allah'tan mağfiret” dilemenizdir.
              Vazgeçemeyeceğiniz iki hasletin biri “Allah'tan Cenneti” istemek, diğeri “Cehennemden Allah'a” sığınmaktır.
              Her kim oruçluya bir yudum su verirse, Allah da ona benim mahşerdeki havuzumdan öyle bir su içirecektir ki, Cennete girinceye kadar bir daha susuzluk çekmeyecektir.” (et-Tergib ve't-Terhib, 2: 94-95)

Ya Rasulallah! Ey Efendiler Efendisi, Efendimiz! Bizler de bu günlerde Şaban’nın son günlerindeyiz! Bizlerin üzerine de Ramazan’ın gölgesi düştü, düşecek! Bu ay; buyurduğun veçhile inanıyoruz ki hem Rabbi Rahmanımızın buyurduğu ve hem de senin bildirdiğin üzere bin aydan daha hayırlıdır.

Ey Efendimiz! Bildirdiğiniz veçhile, yine bütün yüreğimizle inanıyor ve biliyoruz ki; bu ayda Qur-an, Rabbi Rahmanımız tarafından şahsınıza ve sizin şahsınızdan da elbette ki bütün müminlere nazil olmuştur! İşte bu Qur-an hürmetinedir ki, Ramazan ayı da “hürmete” layık görülmüştür! Zira O Qur-an ki; bütün bir insanoğlunu cehaletin karanlık kuyusundan, kuytusundan, Rahman’ın aydınlık nuruna Rahmani eşsiz bir davettir, bir çağrıdır!

Ey Efendimiz! Ey en Sevgilimiz! Yine sizin haber vermenizle biliyor ve inanıyoruz ki; “Bu ayın başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden azad olma” ayıdır. Zira siz (hâşâ) asla kendi nefsinizden konuşmazsınız! Sonsuz kerem sahibi olan Rabbimiz, malikimiz, İlahımız, seni bizlere şöyle anlatmaktadır:

“O kendi hevasından (kendiliğinden, nefsinden asla) konuşmaz. (O’nun söyledikleri ancak ve ancak) sadece O’na vahyolunandır! O’na çok şiddetli ve kuvvetli (bir melek) olan (Cebrail) öğretti.” (Necm, 3-5)

Biliyor, inanıyor ve kalben tasdik ediyoruz ki bizler; seni ve senin aziz sünnetini izlediğimiz, sünnetine uyduğumuz ve kendimize yegâne hayat ölçüsü kıldığımız sürece bütün bu müjdelerine vasıl olacağız, bunlarla hemhal olacağız!

Ey Rahmet denizi ve ey şefkat önderi! Bütün bunları söylerken de utanıyorum, sıkılıyorum! Ey en sevgili! Ben bunları dillendirirken; dillendirmeye yüzümün tutmaması gerektiğini de biliyorum! Ama Rabbimizin kapısını çalmaktan başka da çaremiz yoktur! Zira bunu da biliyorum! Evet, bu kapıyı çalmanın en güzel yolunu, yordamını, kural ve kaidelerini senden öğrenmişiz! Lakin uygulamaya gelince esefle söyleyeyim ki; dökülüyoruz ya Rasulallah! Dökülüyoruz Ya Habiballah! Dökülüyoruz ey Âlemlerin Efendisi! İşte bu yüzden yüzüm tutmuyor dillendirmeye, ama çaresiz kalmaktayız!

Ya Rasulullah! Unuttuk sünnetini! Dalıp gittik nice hurafelerin peşinden ya Rasulallah! Evet, sen yegâne örnek ve öndersin, ama gel gör ki senden sonra ne önderler, ne örnekler edindik heva, heves ve de cehaletimizin kurbanları olarak! İşte bu yüzden adını anmaktan utanıyorum, hayâ ediyorum Efendim!

Bilginlerimiz, bilgelerimiz düşmüşler ayrımcılığın peşine! Sahih “Bilgi”den ve “bilge” likten fersah fersah uzaklarda kalarak; aydınlatamıyorlar sencileyin yürekleri, kalpleri… Kalp diyarlarımız gittikçe çoraklaşmakta ve çöl fırtınaları esmeye yüz tutmaktadır! Bizleri, bu ümmeti savurup durmaktadır hedefsiz, gayesiz(!), sorumsuz(!), sorunsuz(!) ve de dertsiz(!) bir şekilde! Rahmanın Rahmetinden bihaber olarak, sahte melcelere sığınmaktayız ve de gafilce!

Ey Efendilerin en Efendisi! Ey Efendimiz! Yine buyuruyorsun ki:

 “Müminler Allah’ın azab ve gazabının miktarını bilselerdi; hiç biri cenneti ümit etmezdi! Kâfirler de Allah’ın rahmet ve merhametinin ne kadar olduğunu bilselerdi; hiç biri O’nun Rahmetinden ümit kesmezdi!” (Müslim, Tevbe-23)

Ya Rasulallah! Bütün bu müjdelerin biz 21. asrın başlarında yaşamakta olan bizleredir de! Evet, bizler de bu gün tıpkı senin boykot yıllarında olduğun gibi yine mahzun, yine mahrum, yine bikes ve yine garip kalmışız ve de sensiz! Evet, biliyoruz ve inanıyoruz ki, senin o buyurdukların, bu gün yaşamakta olan biz Müslümanlara da birer müjdedir! Zira yine yakinen biliyor ve inanıyoruz ki sen, bütün ümmetine tarifsiz bir şefkat, tarifsiz bir merhamet önderisin!  

Ya Rasulallah! Evet, bizler inanmaktayız! Bizler Rabbimize kul, sana da ümmet olmayı şereflerin en azizi olarak bilmekteyiz. Bu ümit ve korku arasında gidip gelmekteyiz. Rabbimize dua ediyoruz her ne kadar eksikliklerimiz var ise de!

Rabbimiz! Biliyoruz ki yanlışlarımız, hatalarımız, eksikliklerimiz çoktur! Ey Rahman ve Rahim olan Rabbimiz! Yine biliyoruz ki; senin rahmet ve merhametin olmasa, bizler muhakkak ki helak olanlardan oluruz! Rabbimiz! Sen bizlere; şöyle duada bulunmamızı buyuruyorsun ki; bizler de aynı şekilde sana yalvarıyor ve zatına duada bulunuyoruz:

“Ey Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak, bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize; bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize acı! Sen bizim Mevla’mızsın! Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!” Âmin…

            Ramazanı gereği üzere idrak edebilmek, gereği üzere yaşayabilmek; hayatımızı Ramazan ayında ve her ayda Rıza-i Bari’nin rızasına matuf kılabilmek dua ve dileklerimle!

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.