1. YAZARLAR

  2. Cihan AKTAŞ

  3. Rabia Meydanı
Cihan AKTAŞ

Cihan AKTAŞ

Yazarın Tüm Yazıları >

Rabia Meydanı

A+A-

     Zünnun Mısri: “Seni buraya ne getirdi?”

     Rabia: “Allah’ın kitabından bir ayet ‘Allah’ın arzı geniş değil mi? Öyleyse üzerinde gezinin’ diyor.”

     Meydanın adını daha önce de biliyor, dikkate değer buluyordum. Rabia kültürümüzde yerleşmiş bir isim, ama ne bir meydan ne de kurum adı olarak mevcut ülkemizde.

     İki yıldır meydan sadece Tahrir, öncelikle Tahrir demek. Meydanlar kalabalıkların dilini Tahrir’den öğreniyor, Tahrir’e öykünüyor. Herhangi bir meydan sessiz sedasız durduğu köşede kendine has kişiliği keşfediyor. Adeviyye Meydanı’nın göstericileri haklı: Alanları insanlar yeniden kuruyorlar.

     Tahrir, Mısır halkının sömürge toplumu kalıplarını kırarak özgürleşme, vesayet dayatmalarına karşı kendi varlığıyla ayakta durma arayışlarının sembolik zemini. Orada havai fişeklerle kutlama gösterileri yapılırken, bir diğer meydanda göstericilerin üzerine ateş açılıyor.

     Bir meydanın aktörleşmesi, canı yanan insanlara kucak açması... Rabiatü’l Adeviye Meydanı Tahrir’e göre daha geri planda, ikincildi, ancak kişilikli olduğundan kuşku duyulamazdı. Tahrir’de hakları gaspedilenlerin Rabiatü’l Adeviyye Meydanı’na koşmaları bana taşıdığı adın şahsiyeti açısından anlamlı geliyor. Sanki Tahrir’in bütün kapsayıcılığı, direniş/devrim geleneğiyle bir yerden sonra sunamaz olduğu hakkaniyet, anlam ve amaç şaşkınlığı, Rabia’nın Allah aşkıyla kavrulan kadın kişi temsilinde aranabilir.

      “İslamiyet’te papazlık ve papaz sınıfı olmadığı için, kadını Müslüman veliler arasında en yüksek dini mertebeye ulaşmaktan alıkoyacak hiçbir mani yoktur” diyor, “Bir Kadın Sufi: Rabia” kitabının yazarı, Margaret Smith (İnsan; 1991). Yine de Rabia dikensiz bir yolda yürümüyor, eski ve yeni sayısız önyargıyı hedefine duyduğu inançla aşmayı başarıyor. Cami’nin aktarımı şöyle: “Birine sordular: “Abdal kaç tanedir?” “Kırk nefistir” diye cevapladı. Neden “kırk erkek” denilmediği sorulduğunda, “İçinde kadınlar da vardır” cevabını verdi. Veli biyografileri, kadın sufiler, onların mübarek hayatları, hayırseverlikleri ve kerametleri ile ilgili menkıbelerle doludur. Kadın sufilerin ulaştığı yüksek mertebe, sufilerin en eski mutasavvıflar arasında ilk mertebeyi kendiliklerinden bir kadına vermelerinde somutlaşıyor. O kadın,  El-Atik kabilesinden azadlı köle Rabia’dır. Akla kabri Kabe’de bulunan Hacer geliyor.

     Rabia, hayatın anlamını Allah aşkını tarifte aramış, bu aşkla arasına herhangi dünyevi bir bağ ve tutkunun girmesine izin vermemeye çalışmış ve bu aşka sadakatiyle yüzyıllardır Müslümanlar'ın gönlünde yaşattığı bir şahsiyet.

     Feridüddin Attar, O'nu `er kişi” safında sayma sebebini şöyle anlatıyor: “Uzlet ile halktan ayrılmış biri, sıdk örtüsü ile örtünen kadın, aşk ve özlemle tutuşan, Rabb'ine yakın olmaya ve rahmetinde yok olmaya aşık, Allah ile tevhidde kendini kaybetmiş kadın, erkeklerin ikinci Meryem olarak kabul ettikleri; Rabiatü’l-Adeviyye (ra). “Neden O'nu erkekler sınıfından andın?” derlerse, “Allah dış görünüşe bakmaz. (...) Bir kadın Allah yolunda erkek gibi ilerlerse ona kadın denilemez, derim”.

     Attar’ın bu sözlerini kendi dönemi içinde anlamaya çalışmak gerek. Kur’an yeterince içselleştirilmemiş ve kadının Allah yolunda ilerlemesi tamamen erkek müminlerin (veya sufilerin) örnekliğinde tartılıyor. İhlaslı, iradeli, takvalı olma hasletleri, kadını akıl ve irade gibi konularda düşük cins olarak tanımlayan bir zamanın yargılarının baskısı altında pay ediliyor. Allah yolunda erkek gibi ilerlemek ve böylelikle artık kadın olarak görülemiyor olmak, Rabia’ya yöneltilmiş bir övgüdür sanki! Attar’ın Rabia’ya karşı büyük hayranlığını, bunu sorgulayan camiasına açıklama gereği yüzünden bu cümleleri kurduğu da söylenilebilir. Kadınlığa biçilen olumsuz niteliklerin güçlü imanı engellediğine dair yargılara sahip cahili zihniyet Zuhruf ve Tevbe gibi nice sureyle aşılabilmiş değil.

     Buna karşılık elbet Rabia hayretle karşılanırken, Meryem, Ayşe Sıdıka, Fatıma-tüz Zehra zühdleri, ilimleri ve muhakeme yetenekleriyle hatırlanıyor. Sufi kadın kişilikler ne istisnadır İslam tarihinde, ne de yıllar geçerken çabaları yalnızca erkek sufilere nispeten takdir edilecektir. Rabia’nın “er meydanı” denilen bir sahaya adım atıp o meydanı dönüştürdüğü söylenilebilir. Mesela sonraki dönem biyografi yazarlarından El- Münevvi, O'ndan şöyle bahsedecek: “... Kadın dervişlerin başıydı, kadın zahidlerin, dindar ve sebatkâr olanların, Şeriat'ı gözetenlerin lideriydi... Merhamet ve fazilet sahibi olanlardan, seçkinlerdendi.”

     Rabia, İslam tarihinin kadınlar açısından alnı ak ilk sayfalarının aydınlığının hâlâ etkisini koruduğu Hicri 95 veya 99 yıllarından birinde Basra’da doğdu.

     Öksüzlüğü, kıtlığı, köle olarak satılmayı yaşadı. Azad edildi, çöle gitti, bir kulübede inzivaya çekildi. Fakat hep meydandaydı. Münazaralarda öne çıktı. Zekâsı ve ferasetiyle Basralı sufiler tarafından saygı gördü. Hayat ve ölüm üzerine, ahiret üzerine kafasında mevcut sorularla öylesine meşgulken, evliliğe yanaşmayı istemedi. Reddettiği evlilik teklifleri arasında Basra Emiri Muhammed b. Süleyman el- Haşimi’ninki de var.

     Rabia’nın hayranlarından olan Feridüddin Attar’ın “Mantık el-Tayr” kitabında hakikat arayıcısı adama öğüt verirken şöyle dediğini okuyoruz: “Sen karı gibi oturadur. O erler, ne içmek lazımsa içtiler.” Hemen ardından kimde Allah aşkının zevki zuhur ederse, o adamın iki âlemin anahtarını da tezlikle elde edeceğini belirtiyor sufi yazar: “O kadınsa bile, kadri yüce bir er kesilir; hele erse, uçsuz bucaksız bir deniz haline gelir” diye bitiyor hikaye.

     Pürüzlü bilinci dönüştüren, görüş ufkunu genişleten, Rabia misali örnekler. Rabia’nın ancak evliliği geri çevirme yoluyla arayışını sürdüreceğine inanması, irdelenmeye değer kuşkusuz. “Meydan” sanki başka türlü bir oluşuma izin vermezdi, yanmak gerekirdi, yıkılmak, doğrulmak ve direnmeyi sürdürmek gerekirdi. “Bu meydan öyle bir meydandır ki, burada can bile görünmez olur. Hatta meydan bile gözden kaybolur, görünmez!” diyor Attar.

     Rabia’nın er meydanına çıkıp “Allah aşkına” sürdürdüğü mücadele, bir bakıma en yüce bulduğu aşk için kendini adamaya hazır kadın bilincinin de eseri. Eşi, çocukları, ailesi olmadı, kendine bağışlanmak istenen lüks evlere, hizmetkâr sağlama taleplerine yüz çevirdi. Perdeleri hurma yaprağından kulübesi, aynı zamanda seccadesi olan keçeden bir yatağı vardı, o nedenle de şimdi bir meydanı var. Meydanlar dolusu da dostu, aşinası... Darbenin çelik nefesinden kaçan, Rabia Meydanı’nda başka türlü bir siyaset için direniyor.

     Meydan, dönüşen bir yer olduğu kadar dönüştürüyor da... Kavramlar yerli yerine oturuyor, tarih meydanlara dökülen kadınlı erkekli kitlelerin iradesiyle yeniden okunuyor ve yazılıyor. Rabia Meydanı, Tahrir’i tashih ederken bir kez daha dönüşüyor, dönüştürüyor. 

     DÜNYA BÜLTENİ

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.