1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. Qur’an Anlayışımız
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

Qur’an Anlayışımız

A+A-

 “Hiç şüphesiz, biz sana bu kitabı hak ile indirdik. Öyleyse sen de dini yalnızca O’na halis kılarak; Allah’a ibadet et. Haberin olsun; halis olan din yalnızca Allah’ındır. O’ndan başka veliler edinerek: ’Biz bunlara, sırf bizi Allah’a yaklaştırsınlar diye tapıyoruz (ibadet ediyoruz)’ diyenlere (gelince); Şüphesiz ki Allah,  onlar arasında ayrılığa düştükleri şeyde hükmünü verecektir. Allah; yalancı, nankör insanı doğru yola iletmez!” (Zümer,  2-3) 

“Andolsun ki biz her kavme; Allah’a kulluk edin ve tağuta (uymayın) ibadetten kaçının diye bir elçi gönderdik.” (Nahl, 36)

     Rahman olan Allah (cc), kullarıyla bir bakıma bir antlaşma yapmaktadır. Eğe kul, antlaşmanın şartlarını yerine getirirse, Allah (cc) kendisi sonsuz kerem ve merhamet sahibidir ki, ahdinden asla dönmeyendir. Şanı yüce olan Allah (cc), ahdine vefalı olduğu gibi, kullarına karşı da elbette ki çok merhametlidir. Hal böyle olunca, Rahman olan Allah(cc), Qur-an’ın gönderiliş amacını bildirmekle beraber; bu Qur-an’ın içeriğini de izah buyurmaktadır. Evet, Qur-an öylesine bir kitaptır ki; Hakk tarafından gönderilmiştir ve Hakk olan bir kitaptır. O kitapta, insanlık için en güzel olan hayat biçiminin en güzel reçetesi, en kâmil şekliyle ve eksiksiz olarak yer almaktadır. Eğer insan, kendi hayatını bu ölçülere göre ikame ve idame ederse; ancak o zaman hayatını en güzel manada yaşayabilecek demektir. Aksi durumda, başka ölçülere göre tanzim edilen hayat ise; insan için tümüyle bir zindan olacaktır. Zira Qur-an, insanlara yegâne doğru yolu gösteren biricik ilahi hayat kılavuzdur.

 “İşte bu kitap’ Takva sahipleri için hidayettir.”( Baqara, 2)  

     Şüphesiz ki Qur-an, insanı hidayete ulaştırıcıdır. Ama bunun vuku bulmasının da elbette ki zorunlu olan şartları vardır. Ki, zaten bu şartlar yukarıdaki ayeti celilede de en veciz şekilde ifadesini bulmaktadır. Bu şartların en başında kulun taqva sahibi olmasıdır. Taqvadan sonra ğaybe iman, namaz, daha önceki kitaplara/peygamberlere de iman, infak, ahrete yakini inanma… vb. Bilahare ayeti kerimelerde ise hidayete engel durumlardan bahisle:” Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, fark etmez…” şeklinde buyrularak; katı kalpli olmanın da hidayete ermenin tam tersi olan dalalette kalmanın vesilesi olmaktadır.

      Burada taqva sahibi olanların sahip olması gereken özelliklerden birkaç tanesini sıralamaya çalışalım:

*Allah(cc)’a, kitaplarına, meleklerine, peygamberlerine, ahret gününe inanırlar, Gaybe de yakin bir şekilde inanırlar,

*Namazı dosdoğru kılarlar,

*Allah yolunda infak ederler,

*Yakın akrabaya, fakirlere, yetimlere, yolda kalmışlara, kimsesiz garibanlara yardım ederler,

*Ahidlerine karşı vefa gösterirler, içi-dışı birdirler,

*Affedicidirler, kin gütmezler, merhamet sahibidirler,

*Öfkelerine hâkim olurlar, sabredicidirler, hamdedicidirler, şükredicidirler,

*Bol, bol tövbe ederler, her halde ve durumda dua edicidirler

 *İyiliği emredici ve kötülükten alı koyucudurlar, taqva üzeredirler,

*Adalet üzere olurlar ve hesap gününden son derece korkarlar,

*Daima iyilik üzere olurlar, zulme ve tağuta asla rıza göstermezler...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------

     Rabbimiz; nankör olan, doğru yoldan sapan insanlar için tarih boyunca mutlak hidayete iletici bilgiler ve bilginler (vahiy ve resul) göndermiştir. Resuller, bu dosdoğru bilgiler ışığında insanoğlunu sapıklıktan doğruluğa, dalaletten hidayete çağırmışlardır. İnsanoğlundan kimileri bu kutsal çağrılara kulak vermiş, kurtuluşa ermiş iken; kimisi de kulaklarını bu dosdoğru çağrılara/çağrıcılara karşı tıkamış, duymazlıktan gelmiş ve sapıklığa düşmüşlerdir. Qur-an tabiriyle bu tür insanlar; gerçek manada yalancı ve nankör olan insanlardır. İşte bu tür insanlardır ki; Allah (cc) tarafından yardım edilmemekte ve kendi tercihleri sebebiyle hidayete de erdirilmemektedirler. Unutulmamalıdır ki; Allah’ın yardımından mahrum kalan bir insanın, yardım alacağı hiçbir merci kalmamış demektir!!!

     Allah (cc)’ın yardımından, hidayetinden Mahrum olanlar ise; mutlak anlamda dalalete düşmüş olanlardır. Peki, dalalete düşenlerin özellikleri nelerdir? Şimdi de birkaç madde halinde de onları sıralamaya çalışalım:

*Gerçek manada akıllarını kullanmazlar,

*Kendilerini müstağni görürler,

*Bencillik ederler,

*Asla adaleti gözetmezler,

*Yalan söylerler, ihanet ederler,

*İkiyüzlülük yaparlar ve ahde vefa göstermezler,

*Haktan yüz çevirip, kişisel çıkarlarını putlaştırırlar,

*Kaba yapılıdırlar ve nezaketten anlamazlar,

*Nimetlere şükretmezler, nankörlük ederler…

     Elbette bu maddeleri daha da çoğaltabiliriz. Ama bu kadarıyla yetinelim…

      “Kim imanı küfür ile değiştirirse; şüphesiz dosdoğru yoldan sapmış olur.” (Baqara, 108) Allah’a ortak koşan kimse, şüphesiz ki derin bir sapıklığa düşmüştür.” (Nisa, 116)

     “Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiği zaman; mümin kadın ve erkeğin o işlerinde seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Resulüne karşı gelirse, apaçık bir sapıklığa düşmüş olur.” (Ahzab, 33-36)

     ‘Sonradan uydurulan şeylerden sakınınız. Çünkü sonradan uydurulan her şey bid’attir. Ve her bid’at sapıklıktır (dalalettir).’ (Ebu Davud)

     İnsanlar için indirilmiş olan kitaplar, elbette ki hak kitaplardır ve gönderilen önderler de mutlak anlamda hak önderlerdir. Haliyle kurtuluşu isteyenlerin, arayanların da bu hak önderlerin göstermiş olduğu ve indirilmiş bulunan hak kitapların hukuku içerisinde yaşamak gibi bir mükellefiyetlikleri bulunmaktadır. Bu mükellefiyetlikler; ön yargısız, peşin hükümsüz ve sorgu-suale yer bırakmayacak şekilde olmak zorundadır. Zira gelen bilgi eksiksiz, kusursuz ve tam anlamıyla insan fıtratına göredir. Bu hak ve hakikat olan bilgiler gereğince kulluk ve hayatın bütün veçheleri yaratana hasredilmiştir/hasredilmelidir. Bu hasrediş de tamamen Yaratan tarafından istendiği şekilde ve ölçülerde olmalıdır. Bu anlamda, hayata hükmedişle ilgili insanın hiçbir dahili yoktur, olmamıştır ve gerçek manada olamaz da!!! 

     Rabblık-kulluk çerçevesinde biz inananlar; bu gün, Qur-anı asırlardan beri anlaşıla gelen şekliyle değil de, belki birtakım yeni anlayışlar çerçevesinde, yeni bir algı ve anlayışla ele almamız icab edecektir. Başka bir ifade ile tarihin akışı içerisinde, Qur-an’ın özüne uymayan, İslami akide ve vahdeti zedeleyici yorumlayış, anlayış ve yaklaşımların tekrardan gözden geçirilerek; yeniden tevhidi bir zihniyet oluşumuna gidilmelidir. Yanlış anlaşılmasın ki; asrısaadet sonrası uzun asırlar boyu süren İslami mücadelelerde, Qur-an’ı ve İslam’ı doğru algılama ve anlama mücadelesinin yanı sıra; bu sade, arı-duru anlayışın zedelenmesi, yok olması çabasında olanların da azımsanacak ölçüde olmadıkları bir gerçektir. Haliyle ümmet olarak, geri kalmışlığımızın ve parçalanmışlığımızın bir tarafı da; yıkıcı olan bu tür çabalara dayanmaktadır diye düşünüyoruz!

     Qur-an’nın yüce Allah (cc) tarafından geldiği bilinci, gereği gibi yeniden oluşmalı ve biz insanlar için de hidayet kaynağı olduğu konusu net bir şekilde anlaşılmalı, hayat düsturumuzu da ona göre şekillendirmeliyiz. Çünkü bu kitap; hayata şekil versin, insana rehberlik etsin, insanlar; cahili karanlıklardan Rabbani nurlara ulaşsın diye nazil olunmuştur. Nüzule muhatap olan öderimiz de, en güzel şekliyle bunun icraatını göstermiştir. Hayatın her alanında vahyi, yegâne ölçü-yol gösterici olarak almıştır.

     İlk nazil olan ayetin “iqra” ile başlaması; bu iqranın içeriğinin nasıl doldurulması gerektiği, yol, yöntem, amaç ve araçların nasıl olması gerektiği gibi konu ve alanlar da, bir bakıma bu ilk olan ayetlerle beraber açıklığa kavuşturulmuştur! Ama bir türlü anlama, inanma ve yaşama zahmetine katlanmayan biz insanlar, bu konuda ciddi manada sorunlar yaşamaktayız. Elbette bu sorunların baş müsebbibi de kendi hezeyanlarımız, kendi gaflarımız, acziyetimiz- irademizi kullanmayışımız, yanlış amaç, hedef ve gayeler… edinişimiz gibi olumsuzluklarımız gelmektedir…

     İlk ayetin inmesiyle beraber; kullara mükemmel bir terbiye yöntemi verilmektedir. Aynı zamanda bu ilk ayetle beraber insana sağlam bir inanç ve irade verilmektedir. Keza bu ilk ayetle beraber insana büyük bir güç-kuvvet bahşedildiği ifade edilmektedir. Bu ilk ayetle beraber insana müthiş bir imkân sunulmaktadır. Evet, bu ilk nazil olan ayetle beraber insana bilginin önemi izah edilirken; bu bilginin içeriği olsun, kaynağı olsun, kapsamı olsun pek çok yönüyle geniş ufukları önümüze açmaktadır…

     Qur-an’ı gereği üzere anlama, inanma ve yaşama dua ve temennilerimle…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.