1. YAZARLAR

  2. Murat BELGE

  3. Psikozun dereceleri
Murat BELGE

Murat BELGE

Taraf Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Psikozun dereceleri

A+A-

Yıllar önce, hâlâ unutamadığım tuhaf bir olaya tanık olmuştum. Beyazıt’ta eski zaman dolmuşlarından birine (sekiz kişilik hani, vardı ya) binmiş, Karaköy’e gidiyorum. Cağaloğlu’nda şoförün yanında oturan bir kadın indi, hemen orada bekleyen sakallı, takkeli bir adam onun boşalttığı yere oturdu.

Bir dakika geçmeden adam köpürdü. “Ben hep söylüyorum! Bu kadın kısmını bırakmayacaksın böyle sağda solda gezmeye!”

Ne olmuş olabilir? Niye böyle gazaba geldi bu adam?

Kendisi açıkladı: “Sıcaklığı kalmış,” diye haykırdı, “Hissediyorum!”

Vay anasını sayın seyirciler!

Neresinden başlamalı? Olağanüstü duyusal duyarlılığından mı? Yasakçı zihniyetinden mi? Her kabahati başkasında bulmasından mı? Nereden?

Bu adam normal bir adam değil. Bütün bu saydığım özelliklerle tozutmuş bir adamdı. “Tozutmak” da her yerde, herkesin başına gelebilecek bir şey.

Burası tamam da, tozutmuş mozutmuş, belirli bir kanal içinde yapıyor bunu. Böyle bakınca, “tozutma”, belirli bir kanal içinde bir “derece farkı” yaratıyor. O kanal içinde bu dereceye gelince “normal” olmaktan çıkıyor. Ama, bu demek ki, bu dereceye gelmediği için “normal” sayılan “anormallikler” de olabiliyor.

İnsan hayatına doğanın değil, kültürün egemen olduğuna inananlardanım. Ama sonuç olarak insan da doğanın içinden oluşmuş bir varlık ve doğadan büsbütün kopamaz. Kadın- erkek birlikteliği doğal bir şeydir. Bu iki cinsi birbirinden --birtakım yasaklarla, kurallarla, tabularla-- ayırmaya giriştiğinizde, doğal bir ilişkiyi bozmaya, doğal olanın içine doğal olmayan bir şeyi katmaya başlamış olursunuz. O adamın “Sıcaklığını hissettim” diye bağırması patolojik; ama patolojinin kaynağı, bu ayırma. Tabii o adam, sorunun çaresi olarak daha da fazla “ayırma” isteyerek, tam yangına körükle gidiyor.

Türkiye’de, günlük hayatta rastladığımız çeşitli sorunların, davranış bozukluklarının temelinde bu geleneksel kadın- erkek ayrımının ve onun yol açtığı sendromların yattığını düşünürüm.

Bugün bunları düşünmenin, konuşmanın nedeni belli: Bülent Arınç’ın sözleri.

Şimdi bir kadın bir mecliste bir şeyi komik buldu ya da ne olduysa, bir kahkaha attı. Bundan “iffet”le ilgili bir sonuç çıkarmanın anlamı ne?

Bülent Arınç erkeklere --anladığım kadarıyla-- “eşinize sadık olun” diyor, ama başka bir şey demiyor --örneğin kahkaha atmalarına karışmıyor. Demek ki bir erkeğin kahkaha atmasının iffetle ilgisi yok-- ama kadının var!

Nasıl bir mantık bu? Ve nasıl bir dünya öngörüyor?

Bülent Arınç kahkaha atan bir kadın gördüğünde, “İşte, iffetsiz bir kadın!” diyeceğine, “Ben niye ‘kahkaha’ gibi bir şeyle ‘iffet’ gibi bir şey arasında ilişki kuruyorum? Acaba bende --ya da kültürümde-- bir tuhaflık mı var?” diye düşünse, belki daha iyi sonuçlara ulaşırdı.

Ama bütün bunların ötesinde, AKP hükümetinde yer almış (“hükümet”le sınırlı olması gerekmiyor elbette --bütün bu yapı sözkonusu) birilerinin, kendi hayatlarında edindikleri kültürü ve öğrendikleri birtakım “ilke”leri, insanlığın evrensel malı yerine koyup, ayrıca da insanlığın evrensel yükümlülüğü sayıp bizlere ikide birde talimat vermeleri, kabul edilebilirlik sınırlarını çoktan aştı.

Anlaşılıyor ki AKP ya da en azından bazı AKP’liler bu müdahalelerde bulunmaktan vazgeçmeyecekler. Bu da, elbette, topluma huzur getirecek bir tavır değil.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.