1. YAZARLAR

  2. Altan TAN

  3. PROVOKASYON
Altan TAN

Altan TAN

Altan TAN
Yazarın Tüm Yazıları >

PROVOKASYON

A+A-

Son günlerde bir ‘provokasyon’ tartışmasıdır gidiyor.

Her kes bir birini provokatörlükle suçluyor.

Derin devletin, Fener Rum Patrikhanesi’nin Ekümeniklik iddialarına karşı, Fener’in hemen üstünde Fatih Çarşamba’da Mahmud Efendi’ye bağlı on binlerce cübbeli ve sarıklıya yıllardır ‘göz yummasını’, tam da bu mahalleye Fatih İmam Hatip Lisesini inşa etmiş olmasını ‘unutan’Yeni Şafak gazetesinin Cübbeli Ahmet Hoca’yı provokatörlükle suçlaması ise bardağı taşıran son damla oldu.

Bu suçlamadan sonra ‘Allah’ını seven herkes’ bir şeyler söylemeye başladı.

İş bu noktaya geldikten sonra bizim de birkaç kelam etmemiz vacip oldu!

Birincisi bu ‘PROVOKASYON’ meselesi hiç de yabana atılacak bir şey değil.

Sultan Abdülhamid’i tahttan indiren 31 Mart Vakası da,

1 Nisan 1923 günü Kurtuluş Savaşı’nı gerçekleştiren ve esas kurucu irade olan 1.Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin feshini hazırlayan Trabzon Milletvekili Ali Şükrü Bey’in 27 Mart 1923 tarihinde Mustafa Kemal’in Muhafız Alayı komutanı Giresunlu Topal Osman tarafından öldürülmesi de,

Şubat 1925’te dağlarda bir metre kar varken Şeyh Said Efendi’nin Diyarbakır Piran’da misafir olduğu düğün evinin jandarmalar tarafından basılması da,

1930 Menemen olayları da,

Özellikle Rum vatandaşlarımızın tasfiyesini hedefleyen 6-7 Eylül 1955 olaylarının başlamasına neden Atatürk’ün Selanik’teki evinin sonradan MİT adına çalıştığı tespit edilen biri tarafından bombalanması da;

Turgut Özal’ın hayatı pahasına çözmeye çalıştığı Kürt sorununun en kritik sürecinde ve PKK’nin ateşkes ilan ettiği bir dönemde Bingöl’de silahsız 33 askerin öldürülmesi de

PROVAKSYONDU.

İttihatçıların ve Kemalistlerin en uzman oldukları konudur provokasyon.

28 Şubat 1997 sürecinde yaşananlar da hafızalarda.

O tarihlerde Şevki Yılmaz’ın toplantılarında yüzlerce kez ‘Tekbir! Allahu Ekber! diye slogan atanlar bugün iktidara geldikten sonra önlerine gelene provokatör diyorlar.

Bir zamanlar Süleyman Demirel’de Onlar için ‘provokatör’ diyordu.

12 Eylül1980 darbesinden birkaç gün önce yapılan meşhur Konya Mitingi de

hala tartışılıyor.

Siyasi tarihimizdeki provokasyonları sıralamaya kalksak kaç cilt kitap olur       bilinmez!

Ancak bir de madalyonun öbür yüzü var.

Bu ülkede insanlar ne zaman hak hukuk mücadelesi yürütse veya yüksek sesle haklarını istemeye başlasa birileri ‘Provokasyon yapma, şimdi zamanı değil’ diye kraldan fazla kralcılık yapıyor.

Bu zaman hangi zamandır, zamanı kim belirler, zamanın muvvakidi kimlerdir?

Bilinmez!

Büyüklerimiz ‘Bir koyundan bir post çıkar’ derlerken maalesef yanılmışlar!

Bizim politika işportacılığını çok iyi bilen ‘İslamcılarımız’ bir koyundan kaç post çıkardılar mezardan kalkıp görsünler.

En az beş dönemdir, seçimleri ‘Baş örtüsüne özgürlük’ naralarıyla kazanıyorlar.

Ancak ne hikmetse bu özgürlük bir türlü gelmiyor, gelemiyor.

Milli Nizam, Milli Selamet ve Refah Partisinden bu yana baş örtülü bacılarımız ev ev dolaşarak oy topluyorlar, mücadele ediyorlar,seçimlerden sonra bir sonraki sefere kadar ‘evlerinde unutuluyorlar.’

Kerametleri kendilerden menkul ve ‘bizim mahallede’ hiç dolaşmamış modern/laik hanımlar ise milletvekili ve bakan oluyorlar.

İlk gençlik yıllarından beri kendisini, kardeşlerini ve eşini yakinen tanıdığımız AK Parti kurucularından Fatma Bostan Ünsal ‘Yeter artık! Ne zaman Meclise girebileceğiz’ diye haklı olarak feryat ettiğinde azarlanıyor.

İlk öğretimdeki çocuklarının baş örtülü olarak okumaları için yıllardır mücadele eden aileler sanki bu işe yeni kalkışmışlar, yeni ortaya çıkmışlar gibi provokatör olarak teşhir ediliyor.

Çocuklarımıza din eğitimi vermek istiyoruz diyen dindar ailelere,

Cem Evleri açılsın diyen Alevilere,

Ana dille eğitim haklarını talep eden Kürtlere

Hep aynı şey söyleniyor:

PROVOKASYONLARA ALET OLMAYIN!

BEKLEYİN, ZAMANI DEĞİL!

Peki!

Bu zaman ne zaman?

Belki de ahir zaman!

İktidarda sekiz yılınız bitti dokuzuncu yılınıza girdiniz.

Sovyetler Birliği dağıldı, Komünizm tasfiye oldu.

Çin değişti,

iki Almanya birleşti,

İran Şahı ve Saddam gitti;

Bizim STATÜKO hala yerinde duruyor.

Demokrat Parti’den bu  yana  ‘Acüze-i Şemta’ halkın ağzına bir parmak bal çalarak ve

tam  ‘gitti, gidecek, öldü, ölecek’ denilirken pörsüyen yüzünü makyajlayarak yeniden diriliyor.

Zamanı, zemini kendi belirliyor.

Tıpkı Komünizm bittikten sonra Komünist Partisine izin verildiği gibi;

Milyonlarca Müslüman kadının hayatı yandıktan,

Alevilerin bir kısmı lümpenleşip, önemli bir kısmı ateist olduktan,

Halen en az yarısı Kürtçe bilmeyen Kürtlerin geri kalanları da asimile olduktan ve

Kürt dili tamamen ortadan kalktıktan

SONRA;

Verilecek baş örtüsü serbestiyetinin, açılacak Cem Evlerinin veKürtçe ana dille eğitim yapacak okulların kime ne yararı olacak?

Ey! Zamanı ‘ayarlayanlar’:

Birilerinin Cumhurbaşkanı, o da yetmezse Başkan; bir sürü kifayetsiz muhterisin ise Başbakan olmalarına kadar ‘bekleyeceğimizi’ düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz.

Kimsenin aleti, oyuncağı olmayacağız!

PROVOKASYONLARA  gelmeyeceğiz!

Çok, çok, çok… dikkatli olacağız!

Lakin,

‘Hak verilmez alınır!’

 Sözünü unutmayacağız ve

BEKLEMEYECEĞİZ!

-özgün duruş gazetesi-

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.