1. YAZARLAR

  2. Adem ÇINAR

  3. Pratikteki dine kurban edilen “KERKÜK”
Adem ÇINAR

Adem ÇINAR

Yazarın Tüm Yazıları >

Pratikteki dine kurban edilen “KERKÜK”

A+A-

Dini tavır neye göre belirlenir? Bu soruya teoride cevap vermek çok kolaydır. Çünkü adı üzerinde teori yani yaşamda görünmeyen, tasavvur edilen. Peki dinde teori ile pratik uyuşmuyorsa bunun adı nedir? İkinci sorunun muhatapları gün geçtikçe çoğalıyor. Teoriye göre cevap verenler ise azalıyor.

 

Yapıp ettiklerimiz dindir, teoriden bağımsız veya teoriyi içinde taşıyan her şey dindir.

 

Biri melekleri kadın suretiyle resmetse, bir kanal, bir haber sitesi veya herhangi bir dergi İsrafil’i ney çalan kadına, Cebrail’i ucuz kitap dağıtan sahafa; Mikail’i çok güzel hava tahminlerini yapan meteoroloji uzmanına benzetse, tavrımız ne olurdu?

 

Bunun cevabını pratikteki dinimiz verir. Melekleri insan suretiyle resmedenlerin bize sağladığı kârı, dünya görüşümüze yakınlığını ve sevmediklerimize verdiği zararı hesaplar, tavrımızı ona göre verir; kâr fazla ise desteğimizi hoşgörü tavırlarıyla sergileriz. Fanatikler, şalteri kayanlar ve din tüccarlarımız olayı teşbihte hata olmaza getirir, birkaç uyduruk hadisle konuyu geçiştirirler.

 

Böyle bir olay mümkün mü? Resmetmeye dahil etmediğimiz dördüncü meleği yani Azrail’i  hatırlarsak, bunun alası birkaç gündür yapılıyor.

 

Azrail, Allah’ın emirlerini yerine getiren, görevi can almak olan bir melek. Onun ismini insanlara lakap olarak vermek, Azrail gibi adam veya onun gibi cani demenin dindeki karşılığı nedir?

 

Meleklerin isimlerini, Allah’ın emirlerini yerine getirme görevlerine binaen insanlara lakap olarak takmak, onları alaya almaktır. Meleklerle alay eden, “Her kim Allah'a, Allah'ın meleklerine, peygamberlerine, Cebrail ile Mîkâil'e düşman olursa, iyi bilsin ki, Allah da o kâfirlerin düşmanıdır.” bu ayete göre haşa Allah’la da alay ediyor. 

 

İslam’da alay konusunu işleyen çok ayet var. Ayetler, bütün peygamberler ve onlara inananlarla alay edenlerin küfrün içinde yüzdüklerine değiniyor. Alay ettikleri konuların, onları rezil edeceğine değinen ayetler olduğu gibi çetin azapla cezalandırılacaklarına da vurgu yapılmaktadır.

***

Barzani ve IKBY’nin referandumdan geri adım atması ve Kerkük’ten çıkması için her şey söylenildi. Söylenen birçok şey de yapıldı. Hakaret, aşağılanma, insan ve Müslüman onuruyla bağdaşmayan çok şey de üzerine eklendi. Ama IKBY ve Barzani geri adım atmadı, Kerkük’ten de çıkmadı. Hal böyle olunca “Biz bir aşiret ağasına veya bir çapulcuya böyle yapar, gücümüzü gösterir, ikinci İsrail’i kuranların belini kırarız ” dedirtecek cümlelerin önü de açılmadı.

 

Bu cümlelere hasret kalan ağa babalar, son çare olarak dünün Şii DEAŞ’ine sığındılar. Temasları kısa sürdü, övgüyle bahsedilenler ise birkaç gün içinde manşetlere taşındı. Şii lejyonerleri, IKBY’nin üzerine salmaları gerekiyordu. Zira IKBY’dekiler Sünniydi. “Biz gidemiyorsak, öyleyse giden önce mezhep kiniyle iyi kafa kesecek, ardından yapacağı her türlü rezillik ancak kabaran kin ve nefretimizi söndürebilir”  hesabını yaptılar. İran’la sıcak diyalog, Irak’a gülücükler devri başladı ve hazırda bekleyen Haşdi Şabi sahaya sürüldü.

 

Günlerdir çizilen senaryonun alandaki özeti ise Irak ordusu Kerkük’e girer. Birkaç ay sonra ya kaçar ya da gizlice yerini Haşdi Şabi’ye bırakır. Gerisi batının değimiyle Şii Rambo’ya, Şiilerin demiyle Ebu Azrail lakaplı kahraman ile onun arkasından gidenlere kalır.

 

Kim bu Rambo, bir günde binlerce DEAŞ’lıyı tek başına öldüren bir kahraman! Referandumdan sonra gündeme insan üstü bir yetenekle taşındı. Medya her gün bir hikâyesini haber yapıyor, kahramanlıkları anlatıla anlatıla bitirilemiyor! Kimse demiyor “Peki bu adam günde binlercesini öldürüyorsa, ayda üç defa ava çıksaydı şimdiye kadar DEAŞ’ı bitirmez miydi?

 

Senaryo devrede, dün gece itibariyle artık Kerkük’ün kaderi Ebu Azrail’in elinde. Kerkük Kürt’ten alındı, meleklerle alay edene verildi. “Kürt’ün elinde olmasın da varsın dinimizle dalga geçenlerin elinde olsun” denildi. Orada yaşayan Türkmenler, Kürt ile yaşayacağına meleklerle dalga geçenlerle yaşasın, buna razıyız” denildi. Oranın petrolü Kürtlerin eliyle buraya gelir geleceğine, Ebu Azrail’in eliyle İran’a gitsin daha iyidir, buna da razıyız” denildi.

 

Bunca rızaya razı olanlar, Kur-an’daki alay ayetlerini ne yapacaklar? Ve en önemlisi “dininizi alay ve eğlence konusu yapanları dost edinmeyin” ayetini nasıl saklayacaklar.

 

Kerkük, kendini Azrail ile eş tutana değil, kendine Azrail’in babası diyen biri ile onun arkasından yürüyenlere seve seve verildi. Günlerdir gösterile gösterile bu yapılacak deniliyor. Yıllardır, kafasını tefsirden çıkarmayanlar, insanlara din anlatanlar ve Müslümanlığı babasının tapulu malıymış gibi görenler, bunu günlerdir görmelerine rağmen susuyorlar. Bu susmanın da tek nedeni, Kürt bir devletin sahibi olmasın diyedir. Susanlara ve olayı kabul eden mantığa şunu demek gerek: Azrail’in babasıyım demek onun sahibiyim demektir, Azrail’in de tek bir sahibi var. Kürtlere olan kinin seni şirk koşanlara ortak etmiş, ümmet şirke ortak olmakla kurtarılmaz. Sen ümmet bahanesiyle yola çıktın. Ama kendini şirk batağına atıyorsun, farkında  değil misin?

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.