1. YAZARLAR

  2. Cengiz ÇANDAR

  3. PKK'yı değil BDP'yi yok etme operasyonu
Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR

Cengiz ÇANDAR
Yazarın Tüm Yazıları >

PKK'yı değil BDP'yi yok etme operasyonu

A+A-

KCK ile BDP'nin ne ilişkisi var; KCK 'PKK'nın şehir örgütlenmesi' değil mi? Sakın, bu saçma sapan soruyu sormayın.

Yine ve yeni bir KCK operasyonu dalgası. Üstelik, Başbakan’ın yakın çevresinin KCK operasyonlarının yanlışlığına inandığını bilmemize, özel görüşmelerde bunu defalarca dinlemiş olmamıza rağmen, KCK operasyonları, hem de BDP’nin TBMM’ye geri dönmesinden hemen sonra, hızını kesmeden ve tırmanarak sürüyor.

Bu, tabii ki, aslında BDP operasyonudur. BDP’yi ezme operasyonudur.

KCK ile BDP’nin ne ilişkisi var; KCK “PKK’nın şehir örgütlenmesi” değil mi? Sakın, bu saçma sapan soruyu sormayın. KCK’lılar diye tutuklananların silahlı PKK’lılar olmadığı kesin. Çok büyük bölümünün BDP üyeleri olduğu da kesin.

Şu anda yapılan onu, yani BDP’yi çalışamaz hale getirmektir. Daha vahimi, binlerce, on binlerce Kürt gencine “dağlara gidin” davetiyesi çıkartmaktır.

Yemin töreninden bir gün sonra, Ahmet Türk, Aysel Tuğluk, Sırrı Sakık, Filiz Koçali ve Osman Baydemir’le bir aradaydık. BDP’li belediyeler üzerinden Alman vakıflarından gelen paranın PKK’ya niçin aktarılamayacağını –varsayalım ki, istense bile bunun imkânsız olduğunu- ayrıntılı açıklamalarla dinledik.

PKK için uygun ortam

Dikkatlere getirilen bir başka çarpıcı konu vardı: Güneydoğu’da nüfusun yüzde 49’u, neredeyse yarısı 19 yaşının altında; yüzde 66’sı yani üçte ikisinden fazlası 25 yaşın altında. Ve bölgedeki insanların yüzde 60’ının düzenli bir işi yok.

Bu ne demek?

Bu, PKK tipi bir örgüt açısından sürülmesi mükemmel bir beşeri tarla demek.

Böylesine bir ortamda, bu kadar geniş bir insan kitlesini, PKK’nın ve dağların manyetik çekim alanından ne kurtarabilir?

Demokratik alanın genişliği, hak elde etme mücadelesinin sivil alanda sonuç alabilecek bir şekilde yapılabilmesi.

İşte, KCK operasyonlarıyla yok edilmekte olan tam da budur. İnsanların demokratik ufuklarını karartma ve dağ yollarına çağrı ve şehir sokaklarında şiddete teşvik.

İstanbul, Diyarbakır, Adıyaman, Mardin, Siirt, İzmir, Ankara, Urfa ve Gaziantep’de eşzamanlı olarak dün sabahın erken saatlerinden başlayan operasyonlarda 140 kişi gözaltına alındı. Bunların 90’ı İstanbul’dan, Bağcılar, Esenyurt, Arnavutköy, Üsküdar, Beyoğlu, Şişli, Gaziosmanpaşa, Bayrampaşa ve Sultangazi ilçelerinden.

Aralarından biri BDP Genel Başkan Yardımcısı, bir diğeri Genel Sayman Yardımcısı. Bu arada, BDP’li Derik Belediye Başkanı da içeri alınanlar arasında. Birkaç gün önce Şırnak, Silopi ve İdil’in BDP’li belediye başkanları içeri atılmıştı.

Aralık 2010’da Diyarbakır adliyesi önündeki, aralarında BDP’li belediye başkanlarının bulunduğu kelepçeli sözde “KCK taburu”nu gösteren fotoğraf, Türk demokrasisinin utanç belgesi olarak arşive girmişti. Ne Cumhurbaşkanı, ne İçişlerine de Adalet bakanları o fotoğrafı savunabildiler. Onun sıkıntısını duydular.

Şimdilerde BDP’li belediye başkanlarının içeri atılması doğallaştı. Buna gelebilecek tepkiler, “BDP’li belediyeler Alman vakıflarından para alıyor ve PKK’ya aktarıyor” diye geçersizliği derhal kanıtlanabilecek, dayanaksız bir iddianın medyayı kaplamasının –ne de olsa kaynağı bizzat Başbakan idi- ardından BDP’li belediyelerin hedef olacağı anlaşılıyor.

99 BDP’li belediye başkanından önemli bir bölümü demir parmaklıklar ardına gönderilebilir. Zaten, KCK operasyonlarına hedef kılınan BDP’li belediye başkanları “vicdansız” davranışların da muhatabı. Sağlık durumu nedeniyle tahliye edilen Diyarbakır Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş’ın hastalığının niteliğinden ötürü tedavisi sadece ABD’de Cleveland’da yapılabilir bir durumda. Cumhurbaşkanı’nın bu amaçla vereceği izine her günlük gecikme, Demirbaş’ın ölüm tehlikesini bir gün daha arttırıyor ama bunca başvuruya, kampanyaya karşılık, Çankaya’dan tık yok.

Abdullah Demirbaş, KCK gerekçeli, şimdi esas hedefin BDP haline geldiği çok daha kapsamlı bir kampanyada bir dipnot haline gelmeye başlıyor.

KCK operasyonunu planlayanlar ve yapanların amacı belki o değil ama, bu operasyonlar, “Kürt sahası”nı sadece PKK’ya ve yöntemini de “şiddet”e bırakmaktan başka sonuç vermesi mümkün olmayan operasyonlar. Bugüne kadar hiçbir fayda sağlamadı. Bugüne kadar sağlaması da söz konusu olamaz.

Kürtler “sistem”den çekilmeli mi?

PKK’nın yayın organı sayılabilecek ANF’ta son KCK operasyonu üzerine “Kürtler sistemden çekilmeli mi?” başlıklı bir yazı yayımlandı. “Çekilmesi gerektiğini” vurguluyor:

“Kürdistan dağları daha çok bombalanacak. Kara harekâtı başlayacak... Amed (Diyarbakır), Van ve Hakkâri belediye başkanları ve çalışanları tutuklanacak. DTK yöneticileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, gazeteciler, aydınlar tutuklanacak. Hatta şu an Meclis’te yemin edip göreve başlayan bazı milletvekilleri de taciz edilecek, uygun ortam bulunursa gözaltı ve tutuklanmaları gündeme gelecek.”

İddia bu. Manzaraya bakılırsa, “olmaz” da denemez hani. Peki, amaç ne?

İddia sahibine göre, “Amaç çok açık: Askeri ve politik olarak zayıflatılmış, izole edilmiş bir PKK. Kolu kanadı kırılmış ve kriminalize edilmiş bir BDP. Tutuklama, gözaltı ve medya yoluyla yıpratılmış, meşruluğu tartışma götüren bir DTK, bölünmüş parçalanmış Kürdistani birlik ve tabii ki İmralı’da sistematik tecrite tabi tutulan bir Kürt önderi Öcalan.”

Mevcut fotoğrafın bu iddiayı tümüyle anlamsız kıldığı söylenebilir mi?

Tam bu noktada, “Kürtler sistemden tümden çekilmeli mi? Şimdi esas soru budur” diyerek, soruya, “Evet, Kürtler, çözüm ve eşit birlikte yaşama koşullarını yaratmak için tümden sistemden çekilmeyi gündeme almalılar” cevabını veriyor.

Nasıl?

“Kürt sahası”nda PKK’dan başka bir aktör bırakmayacak bir öneri sunuyor; “Parlamentodan çekilmeyi, bütün belediye başkanlarının, belediye meclis üyelerinin, il genel meclisi üyelerinin toplu istifasını, BDP’yi kapatmayı, DTK’yı feshetmeyi, Kürdistan’daki bütün dernek, kurum ve kuruluşların kapısını kilit vurmayı tartışmalıdır. Tüm bileşenleriyle, kadrolarıyla yer altına çekilmeyi ve ‘dağa çıkmayı’ gündemine almalıdır. Yürüyüş, miting gibi pasif direniş eylemlerinden vazgeçmeyi, gelişmelerle ilgili bildiri ve açıklama yapmamayı, Türk tv ve gazetelerini her türlü şekilde boykot etmeyi gündemine almalıdır. Yasal olanı değil, meşru olanı, legal olanı değil illegal olanı, ovayı değil dağı, barışçıl yöntemleri değil meşru savunmayı gündemine almalıdır...

Kötü bir öneri bu.

Ama, bunca zamandır “Hadi TBMM’ye dön” diye bastırdığımız BDP’ye de dün gelinen noktadan sonra, bugüne dek söylediğimizden farklı bir şey söylemek, farklı ve geçerli bir öneride bulunmak zorundayız.

“Terörle arana mesafe koy”dan öteye; “Koysak da fark etmiyor ki?” cevabını almak istemezseniz.

Unutmayın, BDP, üç gün önce TBMM’ye dönmüştü...

Önceki ve Sonraki Yazılar