1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. PKK'nın merkez komitesinde Ergenekon var
PKK'nın merkez komitesinde Ergenekon var

PKK'nın merkez komitesinde Ergenekon var

A+A-

Kürt siyasetinin en belirgin figürü Yaşar Kaya. İki dönem Demokrasi Partisi (DEP) başkanlığı yapan Kaya’nın yasaklamalar ve tutuklamalarla geçen uzun bir hayat serüveni var. 49’lar davasında yargılandı, Ziverbey Köşkü’ndeki işkencelere maruz kalan ilk kişiydi. Özgür Gündem gazetesinin patronu ve yazarı olarak gerilimli dönemde ön plana çıktı. Birçok suikast planında adı geçti. Avrupa’da Sürgündeki Kürt Parlamentosu’nu kurarak Türkiye’ye bir nevi meydan okudu. Yaşar Kaya, aynı zamanda Kürt siyasi tarihinin de bilirkişisi konumunda. Çok şey biliyor, çok şey yaşamış. Ama ‘henüz zamanı değil’ diyerek birçok şeyi konuşmak istemiyor. Zaman zaman PKK’nın da tehditlerine maruz kalıyor. Ona göre kısa bir süre sonra çok şey değişecek ve gerçekler bir bir ortaya çıkacak. Kaya, Ergenekon davasının çok önemli olduğunu ve sonuna kadar gidilmesi gerektiğini düşünüyor.


1994’ten beri Türkiye’ye gelemeyen Kaya, Erbil’de oğlu Dara ile oturuyor. Eşi ve kızı ise İstanbul’da yaşıyor. Biz de Kaya’nın Erbil’deki evinde son durumu değerlendirdik. Sorularımız çoktu ama ‘kurt siyasetçiden’ cevap almak hiç de kolay olmadı. Söyleşi sırasında üç-dört kez kayıt cihazını kapatmak zorunda kaldık. Birçok şey sonraya kaldı…

-Çocukluk ve gençlik yıllarınız oldukça hareketli geçmiş.

Ben Ararat Kürtlerindenim. Annem Doğubeyazıtlı. Babası Tiflis’le iş yapan bir tüccardı. Ağrılı olan babam 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Iğdır’a gelip yerleşiyor. Bu birçoklarımızın okumasını kolaylaştırdı. Iğdır’daki baba evimizin dışında Iğdır-Doğubeyazıt yolu üstünde köyümüz vardı. Oradan da yaylaya giderdik. Bir yılda üç defa yer değiştirirdik. O çetin hava şartları beni zor şartlara alıştırdı. Cezaevindeki yıllarım da dayanıklı olmamı sağladı. Ben toplam 18 yıl cezaevinde kaldım.

-Sert iklim siyasi hayatınızın karlı, fırtınalı olmasına etki etti mi?

Ben genç yaşta İstanbul’a gelip Kabataş Lisesi’nde okumaya başladım. Behçet Necatigil, Teşkilat-ı Mahsusa’nın son başkanı ve Anadolu’ya silah taşıyan Galip Vardar gibi kişiler benim hocalarım oldu.

-Siyasi fikirleriniz bu dönemde mi gelişti?

Daha öncesinden vardı. Iğdır’ın yüzde 60’ı Azeri, yüzde 40’ı Kürt’tü. Benim gençliğimde iki toplum arasında çekişme vardı. Ben de kendimi Kürt kitlesi içinde buldum. Burası ilk politik fikirlerimin şekillenmesine neden oldu. Liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi’ne girdiğimde ise kendimi kaynayan bir kazanın içinde buldum. Demokrat Parti’nin son dönemlerinde Kürt siyasi tarihine geçen meşhur 49’lar tutuklaması başladı. Ben onlardan biriyim. Davada Musa Anter gibi önemli isimler de yargılanıyordu. Anter ve bir grup arkadaşımızla birlikte Türkiye’de ilk kez Türkçe-Kürtçe yayın yapan Deng (Ses) dergisini çıkardık. 49’lar davasındaki yargılama 10 yıl sürdü. Cezaevi sürecinden sonra Konya’ya sürgüne gönderildim. 8 ay boyunca bir otelde kalarak genel gözetim cezası aldım.

-Bu dönemde Adnan Menderes’e yönelik tepkileriniz oluyor.

Irak’ta General Abdülkerim Kasım döneminde darbe oldu. Mustafa Barzani, Irak’a dönme imkânı elde etti. Kürt meselesinden herkes ürküyordu. Musul’da isyan oldu, Kürtler de bastırılmasına yardım etti. Bu sefer Türkiye’de Niğde vekili Asım Eren, ‘Türkmenleri öldürdüler, biz de burada Kürtleri öldürmeliyiz’ şeklinde Meclis’e önerge verdi. Yani misilleme öneriyordu. 102 genç olarak biz Kürt’üz dedik. Akşam gazetesi bu çıkışı manşet yaptı. İnsanlar bu sefer ‘Kürt var mı?’ demeye başladılar. Musa Anter de Diyarbakır’da yayın yapan İleri gazetesinde ‘Kımıl’ diye bir şiir yazdı. Birtakım protestolar yapmaya başladık ve kendimizi askerî mahkemelerin önünde bulduk.

-O dönemde çıkan aflardan yararlanmadınız mı?

129 gün Harbiye’deki hücrelerde kaldık. 27 Mayıs sabahı tank sesleriyle uyandık. Siyasi tutukluların hepsini bıraktılar. Ancak Türkeş, radyodan ‘14 nolu tebliğe göre resmî ideolojiye aykırı davrananlar hariç’ dedi ve içeride kaldık. Millî Birlik Komitesi’ne bizi mahkemenin karşısına çıkarmaları için mektuplar yazdık. Mehmet Özgüneş gelip “Haklısınız ama Yassıada’ya hâkim ve savcı lazım. Sizi yargılayacak mahkeme yok.” dedi. Savcı ve hâkim olmadığı için içeride kaldık. Bizi dünya basınından saklamışlardı. Arkadaşımız Emin Batu hücrede donarak öldü. Sait Elçi’yle birlikte hastaneye kaldırıldık. Bu dönemde bir topçu albay ile bir levazım yarbayı sizi idama mahkûm edebiliyordu. Biz askerî mahkemede yargılandık. Burada casuslar yargılanıyordu. Dava 10 yıl sürdü ve ben 14 ay içeride kaldım.

-Talat Aydemir cuntası sırasında ne durumdaydınız?

1963’te Talat Aydemir kalkışması olduğunda 23 kişi Kürtçülükten içerideydik. Darbecilerle Mamak Cezaevi’nde kaldık. Birebir görüşmelerimiz oldu. Kürt meselesi üzerine konuştuk. Fethi Gürcan’ı, Sabri Sarıyerli’yi burada tanıdık.

ZİVERBEY’DE İLK SORGULANAN BENDİM

-Ziverbey Köşkü’nde sorgulandınız mı?

Bizim durumumuz çok özeldi. Avrupa’da bir Kürt Talebe Cemiyeti vardı. Başkanlığını İsmet Çelikhanlı yapıyordu. 6 arkadaşımız bunun Türkiye şubesini kurdu. Örfi İdare hepimizi törpüledi. Ziverbey’de işkenceler gördük. İlk işkenceye giden bendim. Biz Ziverbey’deyken Enver Aytekin, İlhan Selçuk’u tanıyordu. Aytekin’i İlhan Selçuk’a gönderip durumumuzu yazmasını istedik. Oralı bile olmadı. Kendisi Ziverbey Köşkü’nden çıktıktan sonra ‘bana anlatmışlardı da ben inanmamıştım’ diye yazdı. Biz Kemalist çekirdeği ve derin devleti iyi biliriz. İlhan Selçuk da bu ekipten.

-Ziverbey Köşkü’nde sorgulandığınızı pek kimse bilmiyor?

Herkes İlhan Selçuk sorgulandı diye biliyor. Bizleri peyderpey geceleri askerî cezaevinden alıp götürüyorlardı. Sonra aileler İsmet Paşa’nın evine gidip rica edince işkenceler durdu. 23 kişi vardık. Bize ‘bölücülük yapıp millî menfaatlere aykırı hareket ettiğimiz’ söyleniyordu. Daha sonra 70 ve 80 darbesi ile hayatımız devam etti.

-İlk nerde yazmaya başladınız?

Dicle Fırat’ta yazdım. Sonra Deng dergisini de çıkardık. Ancak esas yazı hayatım Özgür Gündem’de başladı. Ben imtiyaz sahibiydim. 1991’de Babıâli çalkalanıyordu. ‘Bu aykırı gazetenin sahibi kimdir?’ deniliyordu. Ragıp Duran, sahibi ve yayın yönetmeni olmamın yetmeyeceğini ve yazı yazmam gerektiğini söyledi. Ben de yazmaya başladım. Karar verdim, Kürdistan’daki hainleri ve Kemalist’in demir çekirdeğini yazacaktım.

-Gazete için parayı nereden buldunuz?

Deng’den bir birikimim vardı. Gazetenin yüzde 25’i bana aitti. 7 ortaktık.

-PKK’nın gazeteye bir katkısı var mıydı?

Bu konuda ben devlete de hesap verdim. Devlete göre gazete PKK’nın yayın organıydı ve örgüt parasal yardımda bulunuyordu. Ben bunun doğru olmadığını ispat ettim. Aykırı bir gazeteydik. Öcalan’a Ali Fırat adıyla yazılar bile yazdırıyorduk. Yerimiz bile Kumkapı’daydı. Kürtlerin yaşadığı coğrafyada adı konulmayan bir savaş vardı. Devlet orada terör var diyordu, biz de orada savaş olduğunu yazıyorduk. 18 ayda 26 cenaze kaldırdım. Buna Musa Anter de dâhil. Özgür Gündem 50 bin satarak efsane bir gazete oldu. Devlet doğuya arabalarımızı sokmadı ve ayda bir milyar lira zarar ediyorduk. 45 gün gazeteye ara verdik.

- Gazetenin çizgisi hep böyle mi devam etti?

Sonuna kadar devam etti. Ama Türkiye buna alışık değildi.

-‘İnsanlık yerde sürükleniyor’ manşetini nasıl attınız?

Merdan Yanardağ yazı işleri müdürüydü. Perinçek grubundan 11 arkadaş vardı. İlk hafta gazeteyi sabote ettiler; istifa ettiler. İsmail Beşikçi’yi Ankara’dan çağırdım. Onlar bize karşı tertip, komplo yaptılar. Gelip diyor ki ‘Yaşar Bey sizde olan makine parkı Milliyet’te bile yok’. 120 kişi çalışıyordu gazetede. Bir gün bir tuhaflık sezdim. ‘Ne oluyor?’ diye sordum. Beyler bana 5 milyar liralık bir yatırımın gerekli olduğunu söylediler. Teknolojimiz ileriyse bu yatırıma ne gerek vardı. Perinçek grubu kendi direktifleri doğrultusunda çıksın istiyordu. PKK da bizleri zorluyordu. Önemli olan çizgiyi kaybetmemekti.

-PKK sizi nasıl zorluyordu?

Devlet zaten peşinen bizi PKK’nın yayın organı olarak görüyordu. Demokrat ancak Kürt tandanslı bir gazeteydik. 80 Türk arkadaş çalışıyordu. Bir başarıyı yakalamak istiyorduk ki sonu kanlı bitti.

-Abdullah Öcalan gazeteyi arayıp ‘ben fotoğrafımı beğenmedim, daha güzel, gülen bir fotoğrafımı ilk sayfaya koyun’ dediği konusu doğru mu?

Bana rastlamadı. Ben gazetenin yaşaması için elimden gelini yapıyordum. Biz bir işe başlamıştık ve başarılı olmalıydık. Bize baskı yapılıyordu. İsmet Sezgin ve Hüsamettin Cindoruk’a gittim. Cindoruk gazetenin doğuya sokulması için bize yardımcı olacağını söyledi. Yardımı da oldu.

-Kemalizm’in kalın duvarları ve Kürt hainler ile kimleri kastediyorsunuz?

Kürt isyanları döneminde muhbir olanlardır. General Abdullah Alpdoğan’a casusluk yapan Kesire Yıldırım’ın babası Ali Yıldırım’dır. Her yerde ihanet var. Bunlar resmî ideolojiden, Kemalizm’den yana tavır takınmışlardır.

-Daha güçlü Kürt hareketleri var ancak PKK bunlarla çatışıyor. Öcalan, 80 darbesi olmadan yurtdışına çıkıyor. Burada sözünü ettiğiniz ihanetler ve ihanetçiler var mı?

O süreci iyi tahlil etmek lazım. Bu kadar güçlü Kürt örgütleri var ancak PKK öne fırlıyor ve onlarla silahlı çatışmaya giriyor. Bazı şeylerin hakkını tarih verecektir. Ergenekon ile ilgili bazı kitaplar yazıldı, Öcalan’ın İmralı’ya getirilmesine dair de kitaplar yazıldı. Ancak bunların çoğu tutarlı değil. Ben Öcalan Şam’ı terk etmeden bir ay önce oradaydım. İki defa Roma’da görüştüm. Şam–İmralı süreci hakkında doğru dürüst kitaplar yazılmış değil. Mesela, Graham Fuller, Öcalan ile görüşmek için Roma’ya gelmek istiyor. Ancak kendisi Roma’yı terk ederken oturup ona kendi el yazısıyla mektup yazıyor. Fuller kahve içmeye mi gidiyordu?

- Ne içmeye gidiyordu?

Onunla işi vardı. Şam’a gitmeden bir ay önce Michael Gunter Şam’da Apo ile uzun görüşme yapıyor. Detaylı görüşmeyi bana anlattı. Onun orada ne işi vardı? Şimdi teorik olarak desem ki… Diyemiyorum işte.

-Neden?

Diyemiyorum işte… Zamanı var. Öcalan’ın İmralı’ya gelişinin hikâyesi Ergenekon ile birlikte biraz ortaya çıktı. Ergenekon’un Kürt ayağı da tespit edildi. Şöyle ortaya çıktı: Biz Kürtler tarafız Ergenekon’da. PKK’nın tarihi henüz yazılmadı. Arşivleri açılmadı.

-Öcalan’ın yazdıkları var.

Bunlar tam olarak doğru değil. Bundan sonra umarız gerçekler yazılır. Herkes kendi partisinin propagandasını yapar. Aydınlara da düşman olurlar. Böyle bir siyasetin yürüme şansı yok.

-Öcalan ve PKK’nın bağlantıları sadece bunlar mı? Yerli derin bağlantıları yok mu?

Konuşmanın zamanı değil.

-PKK-Ergenekon bağlantısı Öcalan’ın Şam’dan İmralı’ya getirilişinde var mı?

Zamanı gelince her şey yazılacak.

YEŞİL İLE GÖRÜŞEN KÜRTLER VAR

-Mahmut Yıldırım, yani Yeşil’le hiç yolunuz kesişti mi?

Hiç kesişmedi. Ölüm listesinde adım ikinci sırdaydı. Yurtdışına çıkmasaydım beni öldüreceklerdi. Bana sorarsanız Ergenekon her dönem iktidardır. Bu açık bir şekilde gözüküyor. İş Fırat’ın ötesine geçmezse, 17 bin faili meçhul cinayetin failleri aydınlatılmazsa ülkede Ergenekon soruşturması yapıldı denilemez. Mehmet Sincar’ın katili bulunsun. Yaşar Kaya, Sürgündeki Kürt Parlamentosu’nu kurdu deniliyor. Peki, ben ne yapacaktım? Gidip parti kurdum. Gazetemi havaya uçurdular.

-Bunları devlet mi yaptı diyorsunuz?

Ankara’da politika yapamadığımız için Avrupa’da bu işe girdik. Bütün birimler bu işin içindeydi. JİTEM, bürokratlar, siyasiler, iş adamları…

-Yeşil’le görüşen Kürtler var mıydı?

Yeşil, Sırrı Sakık’ın Ankara’daki yazıhanesine iki-üç defa gidiyor. Sakık bundan kimseyi haberdar etmiyor. Bu adamların kirlilikleri ortada ve orada ne görüştüklerini bilemem.

-Kürtlerin Ergenekon’u yok mu?

Her dönemde Ergenekon’a uşaklık eden Kürtler var. Musa Anter’i Diyarbakır’da öldürdüler. Bize, sizi Diyarbakır’da da öldürürüz mesajı verdiler. Kanlı bir tarih içinde ne yaparsınız? Ben on tane ölümün üzerinden atladım.

-Size fiilî saldırı oldu mu?

Özel Timci “Biz Kaya’yı öldürecektik.” dedi. Tevfik Ağansoy, “Çakıcı bize direktif verdi, biz DEP’lilerin oturduğu kahve ve restoranları tespit ettik, sonra devlet vazgeçti.” dedi. Böyle bir ortamda demokrasiyi nasıl tesis edeceksiniz?

-Parlamento, Avrupa’dan yardım alıyor muydu?

Hiçbir devletten yardım almadık. DEP ile dayanışma bürosuyken Belçika’dan para isteme durumu vardı. Ben bunu istemedim. Kürtlerin bağışı oldu. Devlet bizimle zaman zaman resmî veya gayriresmî görüşmek istedi.

-DEP’in kapatılması sadece hukuki bir sorun muydu?

HEP’te vardım. DEP’te iki dönem genel başkanlık yaptım. Legal Kürt partilerini devlet benimsememiştir.

-DEP’te PKK’nın ağırlığı ne kadardı?

Kürtlerin legal partileri içinde DEP ayrı bir dönem yaşamıştır. DEP’in genel başkanı köşke üç defa çıkmıştır. Şimdikiler randevu bile alamıyorlar. DTP’nin kuruluşu ve isim babası ortadadır. En PKK’lı partidir. Etrafımdaki çember daralınca ben de yurtdışına çıktım. Cezaevine girseydim içeriden çıkamazdım. Gidişim ölümden korktuğum için değildi.

-PKK size baskı yapıyor muydu?

Ben kendi işimi yürütüyordum. Yoksa başka türlü olmazdı.

KÜÇÜK VE PERİNÇEK HER ZAMAN ERGENEKON’UN ADAMIYDI

-Türk solu ile bir dönem sıkı bir ilişkiniz var. Bu nasıl oldu?

Türk solu ile ilk tanışan Musa Anter’di. Ben 1958’de Türk solu ile tanıştım. Sol kültür almış birisiyim. Ama hiç yıldızım barışmadı. Türk solu, Kürt meselesini Kemalizm’in gözlüğüyle gördü. Benim onlarla işim olmadı, kavgalarım oldu. Birkaç yıldır yazdıklarıma tepki gösteriyorlar. Türk solu, Kemalizm’in bir başka versiyonudur.

-Yalçın Küçük, Doğu Perinçek gibi isimler Kürt meselesine bir değer kattılar mı?

Herkes Kürt meselesine burnunu soktu. Küçük, Mihri Belli, Perinçek… Perinçek, Kürtler dağda savaşsın, biz de Meclis’e gireriz diye hedeflemişti. Biz bu işi biliriz, kültür birikimimiz var havası vardı. AncakKürt pratiği böyle olmadığını gösterdi.

-Öcalan yakalandığında Yalçın Küçük yurtdışından Türkiye’ye geliyor. Bu bir tesadüf mü?

Bence görevini bitirdi ve geri döndü. İnsanlar sadece maaşlı polisler olmazlar. Devletin ideologları, durum tahlil eden kalemleri vardır. Yalçın Küçük görevini yaptı, sonra da Türkiye’ye döndü.

-‘İdeolojik fikirleri Küçük hazırladı, Öcalan uyguladı’ tezi doğru mu?

Durumlar aydınlanıyor, hiçbir şey gizli kalmaz. Kürt sorununa ilgi duyan, devletin görüşünü taşıyan birisinin Öcalan’la ilgilenmemesi mümkün değil. Öcalan, Şam’da, Türkiye’de, her yerde gözetim altındaydı.

-Yalçın Küçük, Öcalan’a suikast haberini gerçekten veriyor mu?

Sen kimsin ki başbakan sana söyleyecek, sen de Öcalan’a bildireceksin. Devletin adamısın sen. Bu telefon niye başkasına gitmiyor.

-Bu durumda Öcalan kimin adamı?

Bunu bilemem. Bazı şeyleri söylemek çok erken. Derin devlet Küçük’e haber veriyor. Küçük de “Ben gittim Kürtlerin oturduğu bir kahvede söyledim, onlar da Öcalan’a haber vermişler.” diyor. Yalan söylüyor, direkt telefon açıp söylemiş.

-Öcalan’ı nereye koymak gerekir?

Ergenekon’un ikinci iddianamesi tamamlandı. Bu iddianamede epey önemli belgeler var, önce bunları görmek lazım. Bu kadar geniş bir yelpazede bir parti örgütlemiş ve hareket yürütmüş. Bir şahsa şunun veya bunun adamıdır demek doğru değil. Bilinen bir şey var ki tarihte hiçbir şey gizli kalmaz. Böyle kesin bir hükme varmanız için elinizde belgeler olması lazım. Bekleyip görelim. Ama karışık ilişkiler var.

-PKK’nın derin yapısı yok mu?

PKK’nın Merkez Komitesi’nde Ergenekon var. Fakat bu iddia sadece söyleme dayanmamalı. Bunun için belgeye ihtiyaç var, ayrıca Cumhuriyet’in ilk yıllarından beri yurtiçi ve yurtdışında kurulmuş legal ve illegal bütün parti ve örgütlerde devletin adamları vardır. Bu İttihat ve Terakki öncesinden bugüne kadar devam edip gelmiştir. Yassıada’da bunların bir kısmı ortaya çıktı, daha geçenlerde 6-7 Eylül olaylarının başaktörü benim diyen Orhan Birgit’i zikredebiliriz.

-Doğu Perinçek de Yalçın Küçük gibi mi?

Bu konular müthiş derecede millete bıkkınlık verdi. Bunlar her zaman Ergenekon’un adamıydı. Perinçek 1950’den beri darbelerin içindedir. Ben bilinçli olarak Bekaa’ya gittim diyor. Bize düşmanlık yaptılar. Aydınlık’ı, Gündem’i batırmak için günlük yaptılar. Derin devletin Gündem’e karşı hamlesi Aydınlık’tı. Önce İsmail Beşikçi’ye, Musa Anter’e çattılar, sonra da benim üstüme geldiler.

-Kalemle mi geldiler?

Her türlü geldiler. Kalemle, tehditle, ölümle geldiler. Aydınlık Grubu hem tertipçi hem tetikçiydi. Aydınlık Grubu’nun geçmişi bellidir. Bunlar 1960’lı yıllardan bugüne kadar Bab-ı Âli’de cuntaların, komploların, provokasyonların merkezi olmuşlardır. Bugün de Ergenekon’un basın-yayın sözcüsü olarak itham ediliyorlar. Bu konuda başka bir şey söyleme gereği kalmamıştır.

-PKK, sizi ve İsmail Beşikçi’yi tehdit ediyor. Bunu Ergenekon ile birlikte mi yapıyor?

Politikada dağın arkasını da göreceksiniz. Buna göre hareket edeceksiniz. Bu politikada şarttır. Öyle bir dünyada yaşıyoruz ki İsmail Beşikçi gibi bilim ve dürüstlük abidesine ve bana yapılan saldırıları kimse tasvip etmemiştir. Artık o zaman diliminde değiliz. Hiçbir siyasi hareket kaba kuvvete başvurarak netice elde edememiştir.

-Dağdakiler dağın arkasını görmüyor?

Onların basiretsizliğidir. Bu iş böyle olmaz. Eleştirilmeye gelemiyorsan ve yeni siyaset üretemiyorsan bu işe yaramayan bir iş demektir.

-PKK silah bırakacak mı?

Ortadoğu değişikliğe gebe. Kürtler petrolün ve gazın çok olduğu yerlerde oturuyor. PKK üzerinden hesaplar var. İran’ın, Irak’ın hesapları var. Amerika’nın, Ergenekon’un da PKK ile bir hesabı var.

-Ergenekon veya derin devletin PKK ile hesabı ne olabilir?

Türk derin devletinin iyi bildiği tek şey, Kürt sorununun onun yumuşak karnı ve ölümcül sorunu olduğudur. Bugün Türkiye’de tahminen 25 milyon Kürt yaşamaktadır. Bu devletin PKK üzerinde bir hesabı olmaz mı? Ortadoğu’ya çekidüzen vermek ve demokrasi getirmek iddiasında olan Amerika’nın ebetteki hesabı vardır. Hesabı olmazsa PJAK’ı terörist örgütler listesine alır mı? Halkın Mücahitleri’ni listeden çıkarır ve çiçeği burnunda yeni Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın ağzından PKK bizim ortak düşmanımızdır der mi? Bugünkü dünya satrancının en yoğun hesaplarının yapıldığı bölgelerden başlıcası Ortadoğu’dur. Hem Amerika ve İngiltere hem de bölge devletlerinin hesabı vardır. Bu hesap sahiplerine Rusya’yı da ilave edebiliriz.

-Perinçek’in Ergenekon şemasında adınız var. Siz de bir derin Kürt müsünüz?

Aydınlıkçılar tertipçidir. Onlar kasten yapıyorlar. Bana karşıttırlar. Aydın Doğan ile Radikal’i beraber çıkarma durumumuz vardı. Doğan, Radikal’i çıkarmam için bana teklifte bulundu. Ancak olmadı. Kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal, Yaşar Kaya’yı kaçırdı diye haber yaptı Aydınlıkçılar. Bana kumarhanecinin arkadaşı demeye başladılar. Aydınlıkçılar Truva atı gibidir. İçimizde bizi etkilemeye çalıştılar.

-Radikal gazetesini çıkarma teklifi konusunu açar mısınız?

Serhat Ilıcak iyi dostumdu. Frankfurt’ta gecede 23 yabancı gazete basıyordu. Bir gün bana telefon etti, ‘Aydın ağabey geldi, müsaitseniz sizi görmek istiyor, buyurun gelin’ dedi. Köln’e gittim. Bunlar yeni bir gazete çıkaracaklar. 1992’deydi. Aydın Doğan, ‘Yaşar Bey sizden para istemiyoruz, ortak olun demiyoruz, para koyun demiyoruz, sizden birisi gazeteye yazı yazacak.’ dedi. Ben olur dedim. Sonra bunlar Radikal’i çıkardılar. Doğan, Kürtleri okur olarak kazanmak istiyordu. Bunun için benden yardım istiyordu. Ama olmadı.





ERGENEKON SAVCISINA BİLDİKLERİMİ ANLATIRIM

-Savcı size başvurursa bildiklerinizi Ergenekon davası için anlatır mısınız?

Türkiye’nin selameti için savcıya konuşurum. Bütün bildiklerimi anlatırım. 50 yılım siyasetle geçti. Ama benim hakkımda tutuklama kararı var. Bu nasıl olacak bilemiyorum.

-Siyasi durumunuz nedir?

Hakkımda karar olunca Türkiye’ye gelmiyorum. Almanya ile Erbil arasında mekik dokuyorum. Ben memleketimi, memleketimin yağmurlarını özledim. Ben 15 yıldır sürgündeyim. Bu benim üçüncü sürgünüm. 42 yıl İstanbul’da oturdum. İstanbul’u çok özledim. Çocuklarımla Ege sahilinde balık yemek isterdim. Yanlış bir şey yapmadık, siyaset yaptık sadece; ama cezamızı fazlasıyla ödedik. Annemin mezarına daha gidemedim.

-Dönmek ister misiniz?

İmkân olursa hemen dönerim. Ben İstanbul’da yaşamak isterim.

-Siyasi aftan ne anlıyorsunuz?

Bundan iki anlam çıkarmak lazım, Kürt sürgünleri olarak dönüşü hak ettik. Haksızlığa uğramamalıydık. İkincisi biz namuslu insanlarız.


Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.