1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. PKK VE KÜRT İSLAMCILARI
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

PKK VE KÜRT İSLAMCILARI

A+A-

Kuzey Kürdistan’da söz sahibi olma savaşımını ideolojik planda yürüten başlıca iki yapı, PKK ve her türlü öbekleşmelerine karşın esasta özdeş olan İslami harekettir. Politik söylem ve maddi-manevi kuvvetin sağlamış olduğu imkânla birlikte küresel konjonktürün evrensel dayatmaları, erk mekanizmasının hangi tarafa yöneleceğinin açık gösterge gerekçeleri olarak belirmektedir. Bu perspektiften hareket ederek, PKK ve İslami yapılanmanın olanakları çerçevesinde halkı temsil edebilme amaçlarını gerçekleştirmek için kullanmak zorunda oldukları araçları, ne derece işlevselleştirdiklerini kıyaslama yöntemine başvurularak irdelemeye çalışacağım.

Hayata hangi pencereden bakarsa baksın, istisnasız tüm Kürtleri birbirine bağlayan başlıca husus, ırki adlarından türemiş bulunan Kürtçe adlı anadilleridir. Bunun dışında yüzyıllar boyunca var oluşlarını idame ettirdikleri toprakları ve bu topraklar üzerinde ortaya koymuş oldukları ürünleri de önemli birleştirici parçalar olarak göze çarpmaktadır. Buna karşın Kürt halkının en önemli ayrıştırıcı yönü, ideolojik tavrın oluşturmuş olduğu farklı dünya görüşleridir. Yaşamış oldukları coğrafyada yaşam felsefesi noktasında Kürtler, laik ve anti laik/İslamcı olmak üzere iki ayrı kategoride incelenebilir. Burada, laik bir Kürdin laiklik ile ilgili kaygılarının aynısını tüm Kürtlerden beklemesi mantığa ve realiteye aykırı olduğu gibi, şeriat yanlısı bir Kürt İslamcının da dinle alakalı herhangi bir mevzuda Kürtlerin hepsinden kendi duyarlılığının aynısını göstermesini beklemesi de, sosyoloji kanunlarına aykırı bir durumdur. Çünkü daha önce da ifade edildiği gibi, ideolojik bakış tarzı toplumun tamamını ilgilendirmediği için heterojenleştirici bir işleve sahiptir. Fakat dil, coğrafya, tarih, edebiyat gibi bütünselleştirici öğelerde ideolojik bir taraf bulunmadığı için, dünya görüşü ne olursa olsun, tüm Kürtlerin bu unsurlara karşı duyarlılık göstermesi, insan doğasına uygun bir tutumdur. PKK ve İslami hareketler nezdinde süreç takip edildiğinde, PKK’nin hem ayrıştırıcı hem de birleştirici etkenlere yaptığı vurgulamaların aksine, İslami hareket birkaç istisna dışında hep ayrıştırıcı yöne meyletmiştir.  İki hareketin, ayrıştırıcı noktadaki ısrarlarında istedikleri verimi alamamalarının sebebi, halktaki ideolojik kutupluluğun varlığındandır. Bununla beraber, PKK’nin bütünselleştirici alanlara el atması ve bu alanları sahiplenmesi, onu  İslami hareketin önüne geçirmiştir. PKK hiçbir zaman laik bir dünya görüşüne sahip olduğu için Kürt halkı nezdinde çekim merkezi haline gelmemiştir; aksine Kürt toprağı, dili, ve tarihi gibi tümsel unsurları savunduğu için cazibeli ve çekici bir yapı haline dönüşmüştür.

PKK’nin gücüne güç katan en önemli unsur, silahlı bir örgüt kimliğine sahip olmasıdır. Örgüt militanlarının sömürücü kolluk kuvvetleriyle sıcak çatışmaya girmekten çekinmemesi ve bunu uzun süredir devam ettirebilmesi halkın teveccühünü kazanmasına yol açmıştır. Patlayan her silahtan çıkan mermi, ister bir gerillanın ölümüne, isterse bir askerin ölümüne yol açsı; sonuçta PKK’nin kitlesel desteğini artırmasına ve pekiştirmesine neden olmuştur. Buna karşın İslami hareket sadece Hizbullah örgütü vasıtasıyla fiziki çatışma ortamını yakından tanımış ve o atmosferi iliklerine kadar hissetmiştir. Fakat Hizbullahi yapının iki fırkasının, menzil ve ilim birbirleriyle çatışması ve ilim grubunun PKK’nin sivil ayağı ile kıyasıya bir mücadeleye girişmesi Kuzey Kürdistan’da İslam’ın ak olan yüzünü karaya çevirmiştir. Her ne kadar menzil grubu, sömürülen bir toprak parçasında faaliyet yürüten örgütlerin birbirleriyle çatışmasının sömürücünün işine yarayacağını ifade etmişse de, kendisini kör bir dövüşün merkezi yapılarından biri haline getirmekten kurtaramamıştır. Bunun sonucunda, PKK haklı olarak Hizbullah’ın devletin güvenlik güçlerine kurşun sıkmadığını; ama Kürt ulusunun temsilcisi olan kendilerine kurşun sıktığını belirtip bunun propagandasını yaparak, Kürtlerle İslamcılar arasındaki mesafeyi iyice açmıştır.

Bir hareketin halka mal olmasında, sahip olması gereken başlıca vasıtalar, siyasi parti, kitle iletişim araçları, dernek ve sendikalardır. Birkaç yılda bir yapılan genel ve yerel seçimlerde insanların politik bir tercihte bulunma mecburiyetinde kendini hissetmesi, siyasi partilerin bir hareket için taban genişletme noktasında önemli bir misyonu icra ettiğini gösterir. Başta özel tv kanalları olmak üzere, gazete, dergi, web siteleri gibi iletişim araçları ise, en tenha köşelere kadar uzanabilme işlevselliğiyle kapsayıcı olma niteliğine sahiptir. Bununla beraber, sivil toplum kuruluşları, eğitim, sağlık ve iş sendikaları gibi halkın bilinçli kesimlerinin oluşturduğu yapılanmalar da halk kitlesini kendi etrafında toplama derdinde olan hareketler için vazgeçilmez araçlar konumundadır. PKK ve Kürt İslamcıları nezdinde mesele irdelendiğinde, PKK’nin bu noktada da İslamcıların birkaç adım önünde olduğu görülecektir. Legal alanda PKK’yi temsil eden politik bir mekanizmanın varlığıyla beraber özel ve yerel tv kanalları vasıtasıyla doğrudan ya da dolaylı olarak örgüt propagandası yapan medyaya karşın, Kürt İslamcıları ne herhangi bir siyasi partiye, ne de herhangi bir televizyon kanalına sahip değildir. Böylesine güçlü araçlardan yoksun olan Kürt dindarları, PKK ile aralarında var olan kitlesel destek açıklarını kapatmak için gazete, dergi gibi iletişim araçlarıyla; dernek ve sendika gibi kurumsal organizasyonlar üzerine yoğunlaşmışlardır. Her ne kadar bu alanlarda ciddi ve verimli çalışmalar ortaya konmuşsa da, bütüncül araçlara çeşitli gerekçelerle sahip olamayış, Kürdistanlı Müslümanların hedefledikleri halk desteğine bir türlü kavuşamamalarına yol açmıştır.

Ekonomik güç, var oluşunu gösterme ve devam ettirme yönünden karakteristik bir fonksiyona sahiptir. Dünyanın neresinde faaliyet yürütürse yürütsün, finansman noktasında sıkıntısı olmayan aktif bir hareket, organizasyonunu sistemli ve güçlü bir şekilde yaşam sahasına aktarmakta zorluk yaşamaz. Kuzey Kürdistan şartlarında mali kaynak sorunu irdelendiğinde, PKK’nin güçlü bir iktisadi alt yapıya sahip olduğu görülecektir. Halktan topladıkları bağışlar başta olmak üzere kendilerine yakın zengin iş adamlarından aldıkları destek, varlıklarını devam ettirmelerinde göz ardı edilmemesi gereken bir husustur. Kürt İslamcıları ise, içerisinde bulundukları cemaate mensup fertlerin katkılarıyla ayakta durmaya çalışmaktadırlar. Eğer İslami bir camianın taraftarları ya da sempatizanları Kürdistan’ın herhangi bir şehrinde parasal açıdan yeterli aşamaya ulaşamamışsa, o şehirde hareketin esamesi bile okunmaz. Mali noktada her ne kadar kendisine yetebilen destekçileri sayesinde varlığını idame etse de, asıl hedefledikleri kitle desteğine bu şekilde hiçbir zaman sahip olamayacaklardır. Çünkü harekete mensup elemanların verdikleri aidat, ancak sınırlı bir çerçevede faaliyet yürütmelerini sağlayacaktır. Geniş ölçekli ve halkın her kesiminin katılımının sağlanacağı bir yapı oluşturmak istiyorlarsa Kürt dindarları, destek fonu adı altında para toplayıp, bu parayı Kürdistan’ın farklı şehirlerinde aktif çalışmalar yürüten ruh ikizlerine aktarmalıdırlar. Böyle yapıldığı taktirde, İslami Halk Hareketi, gerçek manada halkçı kimliğine kavuşacak ve Kürdistan’ın en kuytu yerlerinde bile sedasını gür bir şekilde haykıracaktır.

Verilen bedeller, bir yapının söz söyleme hakkını ortaya koyan açık gösterge konumundadır. Bir hareket ne kadar çok bedel öderse, halkın ona vereceği konuşma süresi de o kadar fazla olur. Sürgüne gönderilme, cezaevine girme, işkenceye maruz kalma, öldürülme gibi negatif durumlara muhatap kalan bir hareket, sağlam, cesur, güçlü mesajlarla kendini donatmıştır ve halkına verecek çok fazla özelliği yüreğinde taşımaktadır. Zor zamanlarda kendisini davası uğruna siper edebilen bireylerden teşekkül etmiş bir camia, elbette halkına konuşacak, onu yönlendirecektir. Bu onun en tabii hakkıdır. Yalnız, bedel ödememiş diğer yapılara karşın asla hırçınlaşmamalı; bilakis onları da dinleyip birlikte mücadele etme yolları üzerinde gayret göstermelidirler. Kuzey Kürdistan mıntıkasına göz attığımızda, başta PKK olmak üzere Hizbullah’ın iki kolu olan menzil ve ilim cemaatlerinin de ciddi manada bedel ödediğini görmekteyiz. Fakat hem PKK’nin hem de ilim kanadının vermiş oldukları bedeller dolayısıyla, kendileri dışındaki yapılanmaların çalışmalarına karşı tahammülsüzlüklerini dile getirmeleri ve “Biz kan akıttığımızda siz nerdeydiniz? Şimdi de kalkıp bu halkın temsiliyetini almaya mı çalışıyorsunuz?” türünden ifadeleri kendileriyle hedef noktasında birleşen gruplara karşı kullanmaları, etik dışı bir tutumdur. Uğranılan her türlü eziyete rağmen, hem PKK’nin hem de ilim grubunun çektiklerini başa kakmamaları ve zihniyet noktasında kendilerine yakın olanlara karşı toleranslı davranmaları gerekir.

Din dışı bir temel üzerine inşa edilen yeni dünya düzeninin oluşturmuş olduğu tablo, yeryüzünün diğer parçalarında olduğu gibi, Kürdistan’ı da etki altında bırakmıştır. Tamamıyla dünyevi arzuların tatminini hedefleyen bu yeni yaşam biçiminin bireye yüklemiş olduğu sorumluluk, onun günlük yaşam akışını sekteye uğratacak türden eylemleri kapsamamaktadır. Dini dünya görüşünde ise, bireye verilen sorumluluk, günlük doğrusal çizgide, dikey ve yatay yönelimleri potansiyel olarak barındırmaktadır. Kürdistan’da dünyevi hayat stilini benimseyen PKK, dış dünyanın yaratmış olduğu ortamdan istifade ederek, Kürt halkının genlerine kadar işlenmiş olan dini hassasiyetlerini iyice gevşetmiştir. Kürt Müslümanları ise, yeryüzü ölçeğinde sekülarizme yönelik dönüşümün yaratmış olduğu atmosfere karşı direnç göstermekte epey zorluk çekmiştir ve çekmeye devam etmektedir. PKK hareketi, bir Kürt bireyinden sadece Kürtlük ile alakalı olan durumlara ve olaylara karşı hassas olmasını istemektedir. Onun günlük hayat düzenine, sonradan kalıcı bir değerler manzumesi eklemez. Kürt İslamcılarında ise durum daha farklıdır. Onlar, Kürt bireyinden dini duyarlılıkla beraber, dini vecibeleri yerine getirmesini de bekler. Mesela, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek, başörtüsü takmak gibi görevler. Hâlbuki bu tür mecburiyetler, bireye inancının gereği olarak sonradan aktarılan edimlerdir. Birey doğuştan bu tür unsurlarla donatılmadığı için, günlük yaşam çizelgesinde değişiklikler yapma zorunluluğunda kalır. Her ne kadar dini rengin baskın olduğu dönemlerde böyle bir aykırılık gözden kaçırılmışsa da, heva ve hevesin en üst düzeye çıktığı bu çağda böyle çelişik bir durumun yaratmış olduğu serencam, gözden kaçırılmayacak açıklıkta kendini göstermektedir.

 Kürt halkının İslami harekete oranla PKK’ye daha fazla rağbet etmesi, kendiliğinden meydana gelmiş bir durum değildir. Değişen küresel şartlara ayak uydurmakla beraber, halkının milli değerleri üzerinde sosyo-ekonomik formasyonunu temellendirip sıcak savaş ortamı yaratan PKK, doğal olarak içinde yaşadığı toplumun teveccühünü kazanmıştır. Kürt İslamcıları ise, klasik ümmet mefhumunu sürekli olarak halkının zararına olacak şekilde yorumlamakla beraber, sosyo-ekonomik sistemlerini evrensel değerler üzerinde bina edip, hem sıcak hem de psikolojik savaş ortamını olması gerekenlere değil de, olmaması gerekenlere yönelterek toplumla arasında var olan sıcak ve derin bağları kendi elleriyle açmıştır. Böylece bu halk, doğal olarak gelişen süreç sonucu kendini PKK’ye daha yakın hissetmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar