1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. PKK Silah Bırakırsa...
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

PKK Silah Bırakırsa...

A+A-

AKP hükümeti PKK’nin silah bırakması için, İmralı’da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan ile görüşmelere başladı. Daha önce de birçok kez kendisiyle görüşüldüğü halde bu görüşmelerden bir sonuç çıkmamıştı. Fakat bu sefer ikili arasında çözüme dönük iyimser bir hava söz konusu. Bu iyimser hava neticesinde, PKK militanları silahları bırakırsa, ortaya çıkacak siyasi-sosyal tablo dikkatle irdelenmesi gereken bir mevzu özelliğine sahip olacaktır.

PKK’nin Kürdistan için siyasi bir statü elde etmeden silahları bırakıp tamamıyla legal bir yapıya dönüşmesi Kürdistan’daki gücünü zayıflatacaktır. PKK’yi güçlü kılan unsur hiç şüphesiz ki silahtır. Silahları bırakarak, Türkiye cumhuriyeti devleti içinde demokrasinin imkânları dahilinde Kürt ve Kürdistan hak ve hukukunu müdafaa etme, onunla aynı zeminde hareket edecek diğer Kürdistani muhalif yapılarla aynı konuma getirecektir kendisini. Şu anda Kürdistan’da söylem babında PKK’den çok daha güçlü söylemlere sahip sol ve İslami fraksiyonlu yapılar söz konusudur. PKK’nin sol bir fraksiyondan gelmesi ve sosyalist ideolojinin dünya konjonktüründe bir değerinin kalmaması çok güçlü söylemlere sahip olsa da, yeni bir sol hareketin Kürdistan’da ciddi bir atılım gerçekleştiremeyeceğini ortaya koymaktadır. Buna karşın Kürdistan’da PKK’nin her zaman en büyük muhalifi İslami kesim olmuştur ve ileriki süreçte de bu muhalifliğini koruyacaktır. Ortadoğu’da sosyalist ideolojinin hakim olduğu zamanlarda sosyalist yapılar esaret altında bulunan Ortadoğulu halklara bir kurtuluş reçetesi işleviyle öncülük etmiştir. Fakat direnişçi İslami örgütlerin ortaya çıkışıyla, sol fraksiyonlu yapılar iyice gerilemiş ve siyasi erk mücadelesinde İslami yapılar öne geçmiştir. Kürdistan’da bunun gerçekleşmemesinin en büyük sebebi, Kürdistani İslami bir cemaatin, Ortadoğu’nun diğer direnişçi İslami yapılanmaları gibi silaha sarılarak halkını müdafaa etmemesi yatmamaktadır. Silah hep PKK’de olduğu için Kürdistan’da İslami bir cenah hiçbir zaman öne geçmemiştir. Bu sadece Kuzey Kürdistan’da değil; diğer Kürdistani parçalarda da geçerlidir. Hiçbir Kürdistan parçasında İslami bir hareket bu halka öncülük edememiştir son süreçte. Eğer PKK silah bırakırsa, Kürdistan’daki diğer İslami yapılanmalarla aynı zeminden hareket edeceğinden dolayı güç kaybetmesi muhtemeldir. Tabi bu aşamada İslami hareketlerin kullanacağı söylemlerin ve takınacakları tavırların gücü bunda epey etkili olacaktır.

Dağdan inecek PKK militanlarının sosyal hayata uyum sağlama noktasında ciddi problemlerle karşılaşması muhtemeldir. Özellikle ömrünün büyük bir kısmını dağda geçirmiş bulunan militanların yerleşik hayata adaptasyonda, hem düşünsel açıdan hem de ruhsal bapta uyumsuzluk göstermesi aşikârdır. İlk nesil PKK militanlarının katı sol ideolojiden beslenmesi, halkın gelenek ve görenekleriyle çatışma içerisine girmesini kaçınılmaz kılacaktır. Kürdistan’daki iç çelişki onların dağdan inişiyle ivme kazanacaktır. Dağda uzun yıllar mücadele etmenin kendilerine vermiş olduğu güvenle söylemlerini dayatma yoluna gidecekleri muhakkaktır. Söylemlerinin halkta karşılık bulamaması, onları cebir yoluna sürükleyecektir. Fikirsel tezatla birlikte mesleki açıdan herhangi mesleki bir eğitim almamaları, çalışma sahası noktasında da problemlerle karşılaşmalarına yol açacaktır. Askeri bir eğitimi yaşamlarının temel gayesi haline getirmeleri, statüsüz bir Kürdistan’da onları işlevsiz hale getirecektir. Çünkü Kürdistan’ın bu barış görüşmeleri neticesinde siyasi bir statü elde edememesi, kolluk kuvveti vazifesini yerine getiren PKK militanlarını nötr hale getirecektir. Kürdistan’da barınma imkânı bulamamaları durumunda, Türkiye’nin metropol şehirlerinde hayatta kalma mücadelesi vermeye çalışacaklardır. İş sahası noktasında bir beceriye sahip olmamaları, onların büyük şehirlerde çete, kaçakçılık, eroin gibi nahoş olan işlere yönelmelerini sağlayacaktır. Böylece siyasi kimlikten yavaş yavaş sıyrılmaları sağlatılarak sisteme tehlike oluşturmayacak alanlara yönelmeleri mümkün hale getirilecektir.

Silahların susması, demokratik yollarla hak arama mücadelesinde sözün önemini arttırır. Silah konuştuğunda düşünce arka plana itilirken, duygu ön plana çıkar. Duygusal hareket etmeler ise, ortak aklın oluşmasının önünde büyük bir engeldir. Fakat PKK'nin silahsızlandırılmasına karşın TC’nin tüm kolluk kuvvetleriyle hazırda beklemesi, ki devlet olması itibarıyla kolluk kuvvetlerini diskalifiye etmesi gibi bir durum söz konusu değildir, oluşacak barışın nasıl gerçekleşip işleyeceği noktasında pek çok belirsizliği bünyesinde barındırmaktadır. Demokratik yollarla istenilen hakları elde etmeme ihtimali yüksek oranda olacak silahsız bir PKK’nin, tekrar dağa çıkma gibi bir riski göze alması muhtemel değildir. Yıllardır dağlarda çekilen sıkıntıların yol açtığı huzursuzluk ve şehir yaşamındaki rahatlığa alışma onların bir daha dağa yönelmelerini iyice güçleştirecektir. Şehir siyasetinde hak arama mücadelesi verecek bir PKK’nin bu aşamada uğrayabileceği bedeni ve psikolojik baskılara karşı Avrupalı güçleri devreye sokmaktan başka elinden bir şey gelmez. Aracı konumda olacak Avrupalı devletlerin menfaatlerini merkeze alarak siyaset üretecekleri ise kesindir. Fakat dış güçlerin Kürdistan meselesinde, Güney Kürdistan örneğinde olduğu gibi, olumlu bir işlevde bulunması muhtemeldir. Ayrıca Türkiye’nin Avrupa birliği sürecinin, Kürdistan meselesinde olumlu bir adım olacağına inanmaktayım. Çünkü Türkiye’nin Avrupa birliğine üye olması durumunda, Avrupa devletlerindeki seçim, referandum, halk vetosu gibi demokratik araçların Kürdistan’a yansımasının mümkün olabileceği kanısındayım.

PKK’nin silah bırakarak demokratik yollarla hak arama teşebbüsü, yıllarca faşizan duygularla beyinleri dumura uğramış Türk şovenist yapıları, ciddi manada rahatsız edecektir. Kürtlere olan linç girişimleri eskiye nazaren azalsa bile, yine de bu tür olayların vuku bulacağı kesindir. Kürt siyasal hareketi olan PKK, her ne kadar birlik ve beraberlik çerçevesindeki kardeşlik sözleşmesini imzalamaya dönük bir çaba içerisinde bulunsa bile, yine de insanlıktan nasibini almamış faşist ruhluları memnun edemeyecektir. Akılları yüreklerine hapsolmuş bu güruh, üstünlük taslamaya her zaman devam edecektir. Demokratik vasıtalarla, İdris-i Bitlisi’nin gelmiş olduğu aşamanın çok daha gerisinde kalacak olan PKK, yine de Kürt-Türk çatışmasını engelleyemeyecektir. Kangren haline gelmiş bu sorun, geçici siyasi sosyal müdahalelerle hiçbir şekilde düzelemez. Feodal dönemin ürünü olan Osmanlı devletinde Kürtler kapalı bir toplum özelliği taşımakla birlikte Osmanlı’daki diğer milletlerle hiçbir şekilde karşı karşıya gelmemiştir. Buna karşın tam bütünleşme yerine, yarı bütünleşme olan özerklikte karar kılmışlardır. Dönemine göre isabetli bir tercihti bu. Fakat, günümüzün siyasi konjonktürünün yol açmış olduğu ırki ayrımlar çözülmeden, milli bütünleşme projesinin ön plana çıkarılması, Kürtleri gafil avlamaktan başka bir sonuç doğurmaz. Zamanın şartlarına ayak uydurmak, bütüncül siyasi teori ve pratiğe uygun tavır almaktır. Bu tavır alınamadığında ya zamanın gerisine gidilir ya da önüne geçilir. Şu anda modernizmin tektipçiliğinden postmodernizmin çoğulculuğuna yöneliş var dünya sathında. Buna bakılarak denilebilir ki, aslında Kürtlerin bütünleşmeye dönük idealleri tam zamanında alınmış bir karardır. Evet, görünüşte bu tez doğrudur. Fakat Kürtlerin bu yönelişi birinci basamaktan üçüncü basamağa atlamaya çalışan birinin adımına benziyor. Kürtler dünya devletlerinin geçtiği ulus devlet sürecini yaşamamıştır. Bu tecrübeye sahip olmadan entegrasyonu ön plana çıkarmak büyük bir hatadır. Üstelik, batılı devletler başta olma üzere diğer dünya devletleri postmodern algının yaratmış olduğu bütünleşme anlayışını sadece teoride yaşamıştır. Herhalde bunun pratiğini Kürtler üzerinden deneyeceklerdir.

Ulaşılmaz görünen bireylere duyulan sevgi ve bu sevgi sonucu oluşan bağlılık daimi gibi görünür. Hele bu bireyler, özgürlük savaşçıları olarak kabul ediliyorsa, zihinde onlara dair oluşan imgeler tamamıyla mistik bir hüviyete bürünür. Şu anda PKK militanları da onlara sempatiyle yaklaşan Kürtler nezdinde böyle bir konuma sahiptirler. Fakat, yarın dağdan indiklerinde o ulaşılmaz kabul edilen bireylerin aslında kendileri gibi insanlar oldukları görülecektir. Hatta belki birçok konuda kendilerinden daha aşağı düzeyde oldukları fark edilecektir. İşte, bu durumda büyük bir hayal kırıklığı içine gireceklerdir. Halkta, kendilerine gereken değerin verilmesini arzulayacak olan militanlar, bu değeri ilk etapta görseler bile, sonraki süreçte normal bir vatandaş şeklinde kendilerine yaklaşılacağını yakinen göreceklerdir. Bu durum onlarda melankolik bir ruh hali oluşturarak umutsuzluk duygusunun içlerine kadar işlenmesine neden olacaktır. Bununla birlikte ev bark sahibi olmuş, kendi işlerini kurmuş gerilla yakınları evlerini, işlerini, mal ve mülklerini onlarla paylaşma yoluna hiçbir zaman gitmeyeceklerdir. Militanlarla aynı düşüncelere sahip olsalar bile, maddi yaşam alanlarında kolay kolay ödün vermeleri mümkün değildir. Kendilerinin emek vererek bu seviyeye ulaştıkları ama dağda bulunanların hiçbir katkıda bulunmadıkları tümcesini sık sık dillendireceklerdir. “Dağdan gelen, bağdakini kovar.” atasözünü sık sık dillendirmeye başlayacaklardır. Efsane haline getirilen, arkalarından sıtranlar dizilen, şiirler okunan militanların böyle bir gelecekle karşılaşması kuvvetli bir ihtimaldir. Zaten tarih boyunca zavallı halk kitlesinin elle dokunmasının mümkün olmadığı bireylere olan aşırı hayranlıklarının, temastan sonra uzaklaşmaya yol açtığı hep görülmüştür.

Silah bırakacak bir PKK, Kürdistan’da kendisini baskı altında hissedip özgür hareket edemeyen bireyler için bir kurtuluş umudu olacak. Silahların gölgesinde düşüncesini rahat ifade edememe Kürdistan’ın bir gerçeğidir. Bir yandan azami derecede kolluk kuvvetlerini Kürdistan’a yığarak Kürt halkında korku psikolojisini tesis eden faşist Türkiye Cumhuriyeti, öte yandan aykırı sesleri bastırmaya çalışarak tektipliliği dayatma gayretinde olan PKK. Şiddetin kol gezdiği bu coğrafyada ölüm tehlikesini yakinen hisseden Kürt halkı, içte bırakıp da dışa bir türlü yansıtamadığı fikirlerini, silahların susacağı bir ortamda rahat bir şekilde ifade etme imkânı bulabilecektir. PKK’nin kepenk kapatma eylemlerinde, protesto amaçlı elektriklerin açılıp kapatılmasında baskı psikolojisi oluşturduğu bir gerçektir. Kepenk kapatmayan, elektrikli protesto eylemine katılmayanların ötekileştirildiği böyle bir zeminde, kendini ifade etme olanağı elbette çok zordur. Özellikle PKK’nin çok güçlü olduğu yerlerde, her ne kadar Kürdistani bir temelden hareket edilirse edilsin, muhalif dünya görüşüne mensup insanların tehditler aldığı, yer açma noktasında ciddi problemlerle karşılaştığı bilinen bir durumdur. Hatta seçimlerde hangi mahallenin ve köyün kime oy kullandığı noktasında tespit çalışmaları yapılarak bir korku imparatorluğu tesis edilmeye çalışılmaktadır. İşte böyle gergin bir coğrafyada PKK’nin silah bırakması, Kürt halkının birey olarak kendiliğindenliğin farkına varmasını ortaya çıkaracaktır. İradesini ortaya koyamayan kişi, hiç şüphesiz ki, birey olma noktasında sınıfta kalmıştır. İradeye ipotek koymanın noktalanması için de silahların bırakılması şarttır. Oluşacak silahsız ortam, siyasi ve fiziki baskı ortamından özgürce konuşma ve hareket etme ortamına geçişi sağlayacaktır.

PKK’nin silah bırakması, statüsüz bir Kürdistan ve böyle bir Kürdistan’da yaşayacak militanlar için olumsuz bir durumken, Kürt halkının kendini daha rahat ifade etmesi noktasında olumlu bir işleve sahiptir. Faydaları ve zararlarıyla oluşacak yeni ortamın, kendine özgü yapısını tamamladıktan sonra farklı bir aşamaya geçerek yeni bir zeminde yol alması muhtemeldir.

Önceki ve Sonraki Yazılar