1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. PKK niçin ‘başarılı’ oldu?
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

PKK niçin ‘başarılı’ oldu?

A+A-

İtiraf etmek gerek ki, ne dünyada ne de Türkiye’de şiddeti onaylayan veya aklayan bir kamuoyu bulunuyor. Ayrıca insan hakları duyarlılığının hızla yükseldiği bir dönemdeyiz. Dünyanın her yanında Stalinist siyasi örgütler ya çökmüş durumdalar ya da ilkel ve gayrı meşru olarak algılanıyorlar. Diğer bir deyişle PKK gibi bir örgütün başarılı olma şansı, entelektüel ve siyasi atmosfer açısından son derece az... Nitekim PKK’nın Kürtlerin genel destek ve onayını alma konusunda da hayli sıkıntısı var.


Ama bütün bunlara rağmen PKK şaşırtıcı biçimde ‘başarılı’ olabilmiş de bir örgüt... Her şeyden önce bunca yıl kendisinden çok daha güçlü bir askerî örgütlenme ile savaşmasına karşın ayakta kalabildi, organizasyon yapısını korudu ve zaman zaman sarsılmalar yaşasa da bir dayanışma zemini üretti. İkinci olarak, Kürtlerin tereddütlü yaklaşımına rağmen özellikle yeni nesilleri şiddete çeken bir mobilizasyon yeteneğini sürdürebildi. Bunca yıldan sonra hâlâ durdurulamayan katılımlar söz konusu beceriyi ortaya koyuyor... Üçüncüsü askerî açıdan da tahminlerin ötesinde dirençli çıktı. Hatta gerçekleştirdiği bazı eylemlerle hiç de yabana atılamayacak bir hasım olduğunu gösterdi.


Bu üç nokta PKK’nın kendi örgütlenmesine yönelik olarak hiç de zaaf içinde olmadığını ortaya koyuyor. Ancak bu şiddet siyasetinin, barış yanlıları için asıl utanç verici başarısı iki noktayı daha ele almayı gerektiriyor: Birincisi ‘PKK olmasaydı bugün bunları tartışıyor olamazdık’ diyen insan sayısı her geçen gün arttı. Böylece bir dolaylı meşruiyet algılaması yaratılmış oldu. Kullandığı yöntemler tasvip edilmese de, örgütün varlığını sürdürerek Kürt kimliğinin kabulüne hizmet ettiği değerlendirmesi giderek sıradan bir kabul haline geldi. İkinci olarak Kürtlerin talep ve tercihlerinin çoğulcu yapısını yansıtması beklenen ‘Kürt siyasi yelpazesi’ güdükleşmekle kalmayıp, PKK etrafında konsolide oldu. Bundan hoşlansak da hoşlanmasak da, zaman içinde PKK Kürt kimliğinin taşıyıcısı ve temsilcisi olarak kendisini tescil ettirdi.


Bu engellenemeyen ‘başarı’ öyküsünün temelinde ise siyasetin normalleşmemesi yatıyordu. Nitekim PKK’nın bütün siyasi stratejisi bu normalleşmenin yaşanmaması yönünde oldu. Bu amaçla hem siyasetin kimlikleşmesine, hem de çatışmanın derinleşmesine zemin hazırlandı ve bu yönde hiçbir fırsat kaçırılmadı. Kürtleri tek bir ‘Kürt’ algısı etrafında siyasileştirmek, bu kimliği devletin ‘Türk’ kimliği ile karşı karşıya getirmek ve siyasi ortamı konuşmayı olanaklı olmaktan çıkartan bir düşmanlıkla beslemek, yürütülen politikanın özünü oluşturdu.


Diğer taraftan PKK’nın beşerî ve zihinsel niteliklerine baktığımızda, söz konusu başarıya daha da hayret etmek durumunda kalıyoruz... Çünkü bu örgütte günün meselelerini kapsayacak entelektüel kapasitenin olmadığını, karşımızda gerçekten çözüm üretecek bir siyasi aktörün bulunmadığını görüyoruz. Eğer siyaset normalleşirse, PKK’nın ömrünün epeyce kısa süreceği ve ayakta kalmanın ancak farklı siyasi yaklaşımları ve kadroları içeren bir melezleşme ile mümkün olabileceğini öngörmek hiç de zor değil...


Dolayısıyla soru bütün heybetiyle karşımızda duruyor: Bütün bu zafiyet tablosuna rağmen PKK nasıl ‘başarılı’ olabildi? Aslında cevap basit... Devlet sayesinde... Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kürt meselesini terörle mücadeleye indirgediği ölçüde, siyaset stratejisini de PKK üzerinden kurmuş oldu. Kısacası devlet PKK’yı dolaylı olarak muhatap almak durumunda kaldı. Dahası diğer Kürt partilerini kapatarak, bu şiddet siyasetini tek muhatap olarak bıraktı. Bunun ne denli yanlış bir siyaset olduğunu, toplumu bir tür ahmaklığa nasıl mahkûm ettiğini bugün çok daha iyi anlıyoruz... Ama itiraf etmek gerek ki, PKK, devleti bu ahmaklığı üreten siyasete kilitledi...


Şimdi söz konusu devlet siyasetinin ne denli ‘bilinçsiz’ olduğunu bir kez daha sorguluyoruz. Jandarma teşkilatının JİTEM ayağının rolünü, Jandarma İstihbaratı’nın merkezinde yer aldığı darbe girişimlerini ve Ergenekon bağlantılarını, bu çatışma ortamının sağladığı rantları düşündüğümüzde görünen ‘bilinçsizliğin’ ardında başka bir bilincin olup olmadığını sormadan edemiyoruz. PKK’nın başarısının ardında, devletin içindeki bazı insanlarla kurulan zımni ortaklıkların payını merak ediyoruz.


Nihayet kamuoyunda Türk milliyetçiliğini teşvik eden bütün kuruluşların ve özellikle medyanın da bu tablodaki yerini düşünmek durumunda kalıyoruz. Çünkü Türk kimliği bir manipülasyon aracı olarak kullanılırken, devletçi ve milliyetçi yaklaşımları da normalleştirdi. Böylece siyasetin normalleşmesinden korkan PKK’nın karşısında, devlet kendi eliyle çatışmayı, ötekileştirmeyi ve öfkeyi normalleştirmiş oldu... Nitekim PKK’nın ‘başarısının’ sırrı da zaten burada yatmakta...

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.