1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Pişmanlık ve umut
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Pişmanlık ve umut

A+A-

Her siyasi hareket bir kamusal alana hitap eder ve ona uygun bir dil geliştirir. Amacı ‘direniş' olan hareketler de kendi dillerini eylemlilik hali içinde oluştururlar ve böylece eylemi siyasetin taşıyıcısı haline getirirler. PKK için de böyle oldu…

 Örgüt siyaseti devletle silahlı mücadele bağlamı içinde tanımlarken, devlet de onu ‘terörist' kılmak üzere bir strateji izledi. Bu durum aslında siyasetin potansiyel alanını daralttı ve konuşma kanallarını gayrimeşru hale getirerek tıkadı. Her iki taraf da kendini, değişmeyecek ve nasıl değişeceği bilinmeyen bir kısır döngünün içinde buldu. PKK'nın çizdiği devlet resmi ve yaptığı analiz o denli köklü bir ‘kötülüğü' ima ediyordu ki, toptan bir devrim yaşanmadığı sürece bu devletle konuşmanın anlamı kalmıyordu. Devlet de örgütü öylesine vahşi, kanlı ve insanlık dışı bir çerçeve içinde sunuyordu ki, PKK ile herhangi bir temas ihanet anlamına geliyordu. Böylece siyaset esas olarak bir bilek güreşine dönüştü…

Ama yaratılan bu ortamın olumsuz sonuçları siyasetle sınırlı kalmadı. Birbirini anlamama, dışlama ve reddetme üzerine oturan söz konusu karşılıklı tavır, otuz yıllık zaman içinde kendi sosyolojisini yarattı. Her iki taraf da diğeri hakkında giderek bilgisiz hale gelirken, ötekinin davranışını veya algısını öngörmek ‘strateji' uzmanlarına düştü. Böylece rakibi hakkında önyargılarla dolu bir cehalet perdesi altında birbirimizi öldürmeye devam ettik. Diğer taraftan ölmenin ve öldürmenin bir tür ‘skor' olarak kayda geçtiği bu ortamda, iki tarafın birbirine sosyolojik anlamda dokunduğu her nokta sadece yozlaşma üretti. Uyuşturucu ve silah ticareti orduyu çeteleştirir, Kürt toplumunu bu yeni imkânlara bağımlı kılarken, örgüt de toplumu kullanılabilir bir zemin haline getirmek üzere yozlaşmaya izin verdi. PKK etrafında kimlikleşen Kürt ailelerin hayatiyetleri ellerinden alındı, siyasi ve ideolojik fedailere dönüştüler.

Sürekli yeniden üretilen bu durumun kendi iç dinamiği ile çözülmesi mümkün olamazdı. Nitekim iki kritik olay yaşandı. Biri Kuzey Irak'ta özerk bir Kürdistan'ın kurulmasıydı, ikincisi ise AKP'nin iktidara gelmesi. Ama bunlar sadece bir potansiyele işaret etmekteydi. Zaman içerisinde Barzani hükümeti kendini bağımsızlaştırma yönünde hareket ederken, AKP hükümetlerinin de askeri vesayeti sonlandırması söz konusu potansiyeli farklı bir evreye taşıdı. İki hükümet arasında yoğun bir işbirliği üretildi ve bir anda Ortadoğu için yeni bir gelecek hayalini mümkün kıldı. Ama o sonucu üretmek PKK ile anlaşmayı gerektiriyordu. Hem Türkiye sınırları içindeki bir çatışmanın sürmesi durumunda Ortadoğu'nun kaderi üzerinde etkili olunamayacağı, hem de PKK'nın Ortadoğu'daki her dört Kürt coğrafyasında da etkin olan tek güç olması nedeniyle. PKK'nın buharlaşmayacağı, bundan böyle siyasetin temel aktörlerinden biri olacağını sindirmek gerekiyordu. Buna karşılık örgütün de siyaseti silahsız yapabilecek kadroları çoktan yetişmiş durumdaydı ve ideolojik yaklaşımları da barış ihtimalinin varlığında buna karşı siyaset üretmelerini engelliyordu.

Bu potansiyeli hayata geçirecek olan tek unsur ise gerekli iradenin ortaya konmasıydı, çünkü Türkiye toplumu psikolojik olarak söz konusu eşiği zaten geçmişti. Tayyip Erdoğan bu açılımın altyapısını kurmak üzere hamle yaptığında muhtemelen epeyce tedirgindi, çünkü neyle karşılaşacağını bilmiyor, herkesi kuşatan önyargıların doğru çıkmasından çekiniyordu. Ama talih Türkiye'yi şanslı kılmış, Öcalan'ı yaşatmıştı… Bugün barış ihtimali büyük ölçüde Öcalan'ın omuzlarında duruyor ve bu ‘mahkûm' süreci rota üzerinde tutma basiretini gösteriyor. Devlet tarafından ‘bölücübaşı' diye sunulan adamın birleştirici olacağını öngörmek kolay olmayabilir. Adı yerine ‘bebek katili' denen birinin barışın mimarlarından biri olmasını bazıları hazmedemeyebilir. Ama şu iki noktayı akılda tutalım: ‘Bizim taraf' da en az Öcalan ve örgüt kadar kötü ve suçluydu. Askerlerin öldürdüğü bebek sayısı katbekat daha fazla… Öte yandan ‘bizler' PKK'nın sadece kötücül olarak resmedilen yanını öğrendik ve öyle bildik. Oysa orada da bir hayat vardı ve tüm acılara karşın umudu ayakta tutabilen bir güce sahipti.

Bugün karşılıklı olarak birbirimize yeniden bakma, duyguları, yaşananları anlamaya çalışma zamanı. Birçokları için bu derin bir travma olacak. Devletin yaptıklarını duyup idrak ettiklerinde nefret ve utanç arasında gidip gelecekler. Muhtemelen o zaman barışın, bu yolda çaba gösterenlerin hakkını teslim edecekler ve belki de toplum olarak ruh sağlımızı bir yüz yıl sonrasında yeniden kazanmaya doğru bir adım atacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.