1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. PEYGAMBERLERİN MİSYONU
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

PEYGAMBERLERİN MİSYONU

A+A-

Kadim zamanlardan beri olguya ilişkin bir varlık olarak bulanık ruhları pak ruhlara dönüştürme işleviyle hareket eden peygamberlik kurumu, içinde bulunduğu koşulların simetriğiyle paralel olarak kimi zaman kısmi bir başarıya ulaşırken, kimi zaman da daha geniş ölçekli bir performansa imza atabilmiştir.Gösterilen başarımın, tarihsellikle sınırlandırılmayıp sonraki kuşaklarda yapmış olduğu dönüşümün realitesiyle ölçülmesi ise, o paradigmanın sahip olduğu zeminin kalitesini ve gücünü gösterir.

                 İlahi adalet vizyonunun başat aktörleri olan peygamberler, yeryüzü mecrasındaki her türlü sapkın düşüncelerin ve davranışların yegâne kaynağı olarak, insan türünün hemcinslerine ya da kendi dışındaki canlı ve cansız her türlü varlığa karşı duymuş olduğu aşırı dozdaki eğilimi gösterir. Özellikle geniş halk yığınlarında görülen taşkın yöneliş, hiyerarşik bir dizgenin vücut bulmasına yol açarak sömürüye elverişli bir yaşam grafiği halini dönüşür. Beşeri zaafların arzuya dönüşmesiyle ortaya çıkan negatif nitelikli bu sosyal yapı, belleksiz ve muhalefetsiz bir zihni duruş sergilemeye endeksli kitle ruhunda determinist bir yasayla özdeşleşerek tepkisiz ve istemsiz bir evrensel dünya düzenine dönüşür. Böyle bir anlayışın içselleştirildiği toplumlara gönderilen peygamber isimli mesaj taşıyıcılar, aşkın irade dışında hiçbir unsurun ezeli ve ebedi bir keyfiyete tekâbül etmediğini ve değiştirilmez olarak bilinip duyumsanan kontrol düzeneklerinin kuruntudan ibaret olduğunu akıcı ve samimi bir üslupla izah ederler. Ayrıca, yaratıcıya gösterilmesi gereken maksimum düzeydeki temayülün yaratılanlara gösterilmesi neticesinde yanlış algılamaların ortaya çıktığını ve süreç içerisinde işlerlik kazanıp kemikleştiğini ısrarla dile getirirler. Onların alışılagelenden farklı olan köktenci düşünce tarzları, içinde bulundukları sosyal çevreyi incitici nitelikte ve o çevrenin ruh estetiğini zedeleyici hüviyette olması gergin ve endişeli bir hava yaratır. Kısa bir süre sonra bu sıkıntılı hava, tinsel rahatsızlıktan fiili müdahale alanına aktarılarak trajik bir seyir izler.

                 Toplumların düşün dünyasındaki çarpıklıklarının davranışlarına yansıması sonucu ortaya çıkan ahlaki krize bir set olma fonksiyonunu icra eden peygamberler, düzeltme ve kontrol etme mekanizmalarını devreye sokarak, nitelikli ve olgun bir sosyal yapının inşasına ön ayak olmaya çalışmışlardır. Üstün vasıflı değerlerden arındırılmış yoz bir cemiyetin kokuşmuş yapılarının tümüne karşı aynı istenç ve kararla mücadelelerini idame ettirerek tümsel bir dönüşüm görüntüsünün işaretini yansıtmışlardır. Bununla beraber, iyiliğe ve doğruluğa endeksli hareketlerin pragmatist ölçülerle değerlendirilemeyeceğini net bir biçimde ifade eden bu aracılar, kendi çıkarlarına ters düşse bile her bir bireyin hakkaniyetten ödün vermemesi gerektiğinin altını çizerek, salt insani duruşun nerde durması gerektiğini sistematik bir şekle sokmuştur. Özellikle kendi hayatlarında bu kurala riayet ederek, tüm insanlığa örneklik teşkil edecek tarzda ideal bir yaşam felsefesi vücuda getirebilmişlerdir. Onların nesnel duruşları, içsel bir otokontrol mekanizması sayesinde dinamik ve daimi bir ruhla özdeşleşerek karakteristik bir bünye haline dönüşmüştür. Bu ayırıcı dönüşüm, yapay unsurlarla ve izafi hallerle sürekli gelgitlere maruz kalıp anlıklar üzerine kurulu olan insan mahiyeti endeksli bir incelemeye tabi tutulursa, şüphesiz ki oturaklı ve sağlıklı bir çizgide yol aldığı görülecektir.

                  Belirli bir zaman diliminde ve kısıtlı bir mekân zarfında yaşamalarına rağmen taşıdıkları külli nitelikli mesaj sayesinde dünya ölçeğinde kalıcı bir iz bırakan ilahi elçiler, tarihi motiflere oranla evrensel motiflere daha fazla vurgu yaparak var oluşun mana zeminine sağlam bir anlam verebilmişlerdir. İnsan fenomeninin betimlenmesi noktasında da aynı bakış tarzını devam ettirerek, etnisite temelli hayat tasavvuruna karşı üniversal bir yaşam paradigması oluşturmuşlardır. Etnik köken, renk, cinsiyet gibi doğuştan gelen özelliklerde ayrım yapmaksızın kuşatıcı bir form inşa etme üzerine odaklanan bu öğretinin müdavimleri, mutlak manada bir üst anlatı üslubunun dilsel aşamadan pratik aşamaya geçişini mümkün kılacak davranışlarda da bulunarak, geniş ölçekli bir deneyim alanı meydana getirebilmişlerdir. Bu tecrübe havzası, kendilerinden sonra gelen kuşaklarla aralarında samimi ve sevgi yüklü bir dostane bağlılığa bürünerek ruhsal birlikteliğe dönüşmüştür. Tarih üstü nitelik arz eden ve doğal gelişim seyrini takip eden bu içsel devinim, sahip olduğu aşkın kimliği sayesinde, toplumsal ve kültürel kodlarda yapıcı tarzda değişikliklere yol açarak etkinliğini geniş bir alana yaymıştır. Aynı zamanda tinsel özdeşlik, akıl yetisi etrafında ortak iyinin ve güzelin temellendirilmesi için, yerel sınırları dışarsayıp vicdani sorgu mekanizmasını devreye sokarak empatinin oluşmasını sağlar. Böylece doğru anlama ve doğru karar verme düzenekleri aktif bir konuma yükselerek, sağlıklı ve iyi niyetli bir diyalog sürecine girilir.

                  Peygamberler, evrenin korkunç görünümü karşısında kendini çaresiz ve yalnız hisseden beşer türünün iç sıkıntılarına ilahi ışığın pırıltısını yansıtarak, bir nebze olsun huzurlu bir yaşam kipine kavuşmalarını sağlar. Yok olma üzerine kurulu olan var olanlar için, salt bir endişeye ve hüzne matuf olmanın kişiyi bilemeyeceği karanlık dehlizlere doğru sürükleyeceğini ifade edip ebedi özellikte olan ikinci bir yaşam biçiminin panoramasını gösterirler. Sınırsız ve kusursuz yapısıyla büyüleyici vasfına sahip olan bu mekân idesi, her türlü bedeni ve ruhi eza’nın hiçleştirildiği yetkin bir yeniden doğuş tasarımına sahiptir. Bununla beraber haksızlıkların ve zulümlerin aralıksız bir şekilde yaşanıp karşılıksız kaldığı dünya coğrafyasının dört bir köşesindeki vahim duruma mukabil, öte dünya sistematiğinde mevcut olan adalet penceresi çerçevesinde getirilecek olan çözüm, iyimser bir havanın doğmasına vasile olur. Mükâfat ve ceza üzerine kurulu olan bu fizik ötesi yurt, aracılar vasıtasıyla yaratılanlara aktarılarak onların çift yönlü bir düşünüş gücüne ve kapsamlı bir nedensellik ilkesine göre davranmalarının gerekliliğini mihenk taşı olarak kabul eder. Yapacakları her türlü eylemden dolayı hesaba çekileceklerinin bilincini üzerinde taşıyan insanoğlu, böylece tefrit ve ifrat durumlarından uzaklaşıp vasat bir kimliğe bürünür. Öncelikle zihinde meydana gelen vasati bakış tarzı, ilerleyen süreçte bilinçaltına kadar işlenerek olumlu nitelikli davranışlara dönüşür.

                    Kaotik bilgi yığınıyla zihinsel çarpıntıya maruz kalan kitle ruhu, peygamberlerin sade söylemleri ve akılcı izahatları sayesinde gereksiz ayrıntılardan arındırılarak hakiki bir kavrayış düzeyine yükseltilmeye çalışılmıştır. Özellikle geleneksel kodlara karşı iğneleyici bir üsluba başvuran ilahi mesaj taşıyıcılar, açıklama ve tartışma metotlarını kullanarak geniş halk yığınlarında etkili olma gayretinde olmuşlardır. Bu yöntemler kadar olmasa da, ara sıra istifham(soru sorma) sanatını da kullanarak etkileyici ve coşturucu ruhsal gidiş gelişler vücuda getirmişlerdir. Mantık ölçüleri dâhilinde yapılan tüm bu uğraşlar, ilk aşamada şablonları kırmaya yönelik bir ikaz alarmı özelliğini temsil edebilmek, ikinci aşamada ise devingen ve gelişkin bir akli duruşu ortaya çıkarabilmektir. Fakat hurafelerle bezenmiş ve atadan görmelerle kıvamına erdirilmiş sosyal katmanlardaki yoz kültürün yol açtığı akıl tutulmaları, yüzyılların birikiminden dolayı bir kaya işlevine sahip olup değişim rüzgarlarına karşı kapalı kutu rolüne bürünmüştür. Bu kapalı kutunun sınırlarını aşındırmaya çalışan peygamberler, her türlü maddi ve manevi eziyetlere maruz kalarak dramatik bir karakter haline gelmişlerdir. Çünkü işlerliğini yitirmiş kolektif beyinlere işlerlik kazandırma telaşında olmalarına karşın, bu beyinler tarafından dışarsanıp yok edilmeyle yüz yüze bırakılmışlardır.

                  Küfür ve şirk üzerine bina edilen devlet tipleriyle onların türevleri konumunda olan ekonomik düzenler, bilim paradigmaları, felsefi anlayışlar, sanat ve ahlak kuramları gibi yapılanmalar içinde yeni bir dünya oluşturma idealini asıl hedef olarak gösteren bu yolun aktörleri, kendileriyle toplumları arasında zihniyet ayrışmasını hareketlendirerek var olan sistem içinde yeni bir düzenek meydana getirmişlerdir. İlahi sınırlar dışındaki tüm ideolojik doktrinleri cahiliye adı altında kategorileştirerek, hepsinin aslında insanı özünden uzaklaştırıp kendisine yabancılaştıran ithal bir anlayışın farklı versiyonları olduğunun bilincini kavratmaya çalışmışlardır. Fenomenal bazda her ne kadar farklı izmlerle ifade edilseler de, sekülarist yaşam tarzları noktasındaki homojenlilikleri ve insan formuna bakışlarındaki tek tiplilik onların gerçekte aynı kabuktan çıkmış yavrulara karşılık geldiğinin izdüşümünü yansıtır. İzafi evren teorileriyle sınırlı akıllarını zorlayan ve nefislerinin dürtüklemesiyle bedeni arzularını pervasızca ortaya seren bu öğretilerin adanmışları, kendi hayat stillerine müdahale etmeye çalışan peygamberlerle uzun soluklu ve çetin bir mücadeleye girişerek batıl anlayışlarını sürdürmüşlerdir. Buna karşılık peygamberler, vahiy yoluyla kendilerine bildirilmiş bulunan kutsal yasalara dört elle sarılarak, yeryüzünde fitne ve fesat çıkarıp bozgunculuğu yayan her türlü öbeğe karşı var olma savaşımlarını sonuna kadar devam ettirmişlerdir.

                Reel bir zeminde ıslah etme görevini en iyi şekilde ifa etme mücadelesini vermiş olan ilahi mekanizmanın elçileri, böylece var olma gerekçelerine anlaşılır bir mana katabilmişlerdir. Bu mana sayesinde kuşaktan kuşağa etkileri devam ederek, cemiyet fertleri arasında ideal olanı yakalama çabası şeklindeki bireysel tepkilerin ve örgütsel yapılanmaların ortaya çıkmasına vesile olmuşlardır.

Önceki ve Sonraki Yazılar