1. YAZARLAR

  2. Cevdet IŞIK

  3. PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK
Cevdet IŞIK

Cevdet IŞIK

Yazarın Tüm Yazıları >

PEYGAMBERİ DOĞRU ANLAMAK

A+A-

 

Anlamak, hakikat kapısını açan anahtara benzer. Ancak anladığın zaman kurtuluş yolu olan hakikati takip edebilirsin. Anlamadığın hakikatlerin rüyalarını bile göremezsin. Hayatın hangi alanında olursa olsun, hakikatle ilgisi olmayan niyet, söz ve edimlerin neticesi acı, keder ve ıstıraptır. Haktan ve hakikatten ayrılmak demek; fıtrat, vicdan ve akleden kalbin fesada uğraması, bozulması, çürümesi ve kokuşması demektir.

Anlamak, varlık âlemi içinde sadece insana verilmiş bir ayrıcalıktır. Bu ayrıcalığı fark etmek için de anlamak gerekir. İnsan iradesinin çalışması, tercihlerde bulunması anlama ayrıcalığının bir neticesidir. Böylece denebilir ki her tercih, bir bakıma anlama giydirilmiş bir elbise gibidir. Yapılan tercihlerin niteliği ne ise insanların sahip olduğu nitelikler de aynı niteliklerdir.

İnsan için anlamak ne kadar önemli ise, insan için anlaşılmak da o kadar önemlidir. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Doğru anlamayı ve doğru anlaşılmayı, insana verilmiş en büyük nimetlerden saymak gerek. Söylenen sözlerin anlaşılmadığı toplumlarda ‘birlik ve beraberliği sağlamak işlerin en zorudur’ dense yanlış olmaz.

İnsanlık tarihinin hakikat önderleri olan peygamberlerin tevhid mücadelesinin en önemli silahı sözdür. Çünkü vahiyle inzal olan her sözde/kelamda, hakikati gösteren anlamlar vardır. Her sözün özünde anlaşılmayı bekleyen mesajlar/anlamlar ise zihinsel devrime yol açar. Vahiyle gelen bütün mesajlar, peygamberler tarafından en güzel kıvamda insanların tercihine sunulmuştur. Burada yüklerin en ağırını yüklenmiş olan peygamberlerin doğru anlaşılması büyük önem taşımaktadır.

Önemine binaen tekrar edeyim: Hem doğru anlamak hem de doğru anlaşılmak, dünya hayatının en büyük nimetleridir. İnsan anlayınca ve anlaşılınca, omuzlara yüklenmiş olan yük de hafifler. Çünkü her doğru anlaşılma aslında bir hakikat paylaşımı anlamına gelir. Hakikati bilmek demek, insan için ruhsal yapıda oluşacak pürüzlerin önüne set çekmek demektir. Ruhsal ve zihinsel her pürüz, insanı içten içe karanlığa mahkûm eder. Bu mahkûmiyetin sonucunda yalan ve sahte olan her ne varsa, iç bünyeye yerleşerek tahtını kurmaya çalışır. Bütün putçuluklar bu aşamadan sonra meydana gelir.

Hayatın doğru ve anlamlı akışını durduran her türlü anlamsızlık, putçuluk olarak karşımıza çıkar. Her daim birer tuzak vasfındaki üstünlük hevesini körükleyen iş ve eylemler de hakikati örten putçuluklara yol açar. Hakikat önderi olan peygamberler, ister görünsün ister görünmesin, bütün putçuluklarla savaşmak için seçilip görevlendirilmişlerdir. O sebepten doğru anlaşılmayı en çok hak eden kimseler peygamberlerdir. Kur’an’da anlatılan kıssalardan anlamaktayız ki, bütün peygamberler tevhid mücadelesi verirken, muhafazakâr kesimler tarafından en sert ve acımasız tepkilerle karşılaşmışlardır.

Bilindiği üzere Peygamber Efendimiz Mekke’nin putperest şirk toplumunda İlahi Vahyi tebliğ ederken, statükoyu oluşturan egemen güçlerin her türlü sözlü ve fiili saldırısına maruz kalmıştır. Peygamberin verdiği mesajı, o günün insanları anlıyordu. Allah’tan başka ilah kabul etmemenin, kendi düzenlerinin sonu olduğunu biliyorlardı. O sebepten yapılabilecek en katı ve acımasız muhalefeti gösteriyorlardı.

Günümüze geldiğimizde peygamberi doğru anlamak bakımından, Müslümanların içinde bulundukları durum hiç de iç açıcı bir durum değildir. Peygamberi en çok doğru anlaması gereken Müslümanların, ne yazık ki peygamberle ilgili yalan ve yanlış tasavvurların pençesinde olduğunu görüyoruz. Bunun en önemli sebebi, Hz. Peygamberi olağan insani statüden çıkarıp, olağanüstü ilahi bir statüye yerleştirme anlayışıdır. Böylece Hz. Peygamber üzerinde zımnen oluşturulan ambargo ile dünyevi ve uhrevi bir rahatlık temin edilmeye çalışılmaktadır.  

Oysa Müslüman için Peygamber bir rehberdi. İzi üzere yürünmesi ve takip edilmesi gereken yegâne örneklikti. Öyle ki, o olmadan, bilinmeden İslam bilinmez ve bihakkın yaşanmazdı. Hal-i pürmelâlimize bakıyoruz: Ne görmekteyiz? Hiçbirşey! Onu çağımıza taşıyarak arkadaş olacağımıza, onu taşıyacak bütün düşünce ve tasavvurların yolunu kapattık. Paradoksal bir durum olarak Hz. Peygamberin misyonunu öldürerek bedenini yaşatmaya çalışıyoruz. Adeta sırtımızı dönmüşüz ona. O diye bildiğimiz aslında o değil, bambaşka birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Oysa Kerim olan Kitap’ta, O’nun da bizim gibi birisi olduğu ve ölümlü olduğu vurgulanmakta. (Kehf 18:110) Bu anlayış, vefatından hemen sonra da neredeyse bir krize dönüşüyordu. Hz. Ebubekir gibi etkin ve yetkin şahsiyetlerin varlığı, sorunları büyümeden hal yoluna koymakta idi.

Hz. Peygamber, yarın (ahiret yurdunda), hem kendisinin hem de diğer mü’minlerin nasıl bir muameleye tabi olacağını bilmediğini söylüyordu. (Ahkaf 46:9) Kızı Fatıma’ya, peygamber kızı havalarında olmamasını yani kendisine güvenerek hareket etmemesini istemiş ve fakat buna karşılık kendisini salih amellerle, Allah’ın elinden satın almasının önemini vurgulamıştır.

Hz. Peygamber, vefat eden ünlü sahabe Osman bin. Maz'nun’un evinde, onun cennetlik olduğunu söyleyen kadını sert bir dille uyarmıştı. Bu söylediğinin yanlış olduğunu, kimin nasıl bir muameleyle karşılaşacağını ancak Allah’ın bilebileceğini dile getiriyordu. Allah’ın dilemesi hariç, kendisi dâhil hiç kimsenin, herhangi bir yarar sağlamada veya zararı önlemede, hiçbir güç ve kuvvetin sahibi olmadığını dile getiriyordu. (Yunus 10:49)

Peygamber bir elçi idi. O’ndan önce de elçiler gelip geçmişti. O da zamanı gelince ölecekti. Zira o bir canlıydı. Her canlının ölmesi mukadderdi. Bu bir ilahi yasa idi. Bundan muaf olmak veya herhangi bir kaçış mümkün değildi. O’nun ölmesi veya öldürülmesi, tekrar gerisin geri cahiliyeye dönmek için bir sebep mi olacaktı? Asla! Zaten Müslümanlar da O’nun getirdiğini, O’nu örnek alarak devam ettireceklerdi. Bugün ise karşımıza çıkarılan Peygamber motifinde, bedenen yaşayan ama misyon olarak öldürülen bir Peygamber motifi görmekteyiz.

Peygamberi yüceltmede sınır tanımayan bir gerçeklik var. O'nun takip edilmesi/örnek alınması, imkânsız bir konuma getirilmiştir. Olağan değil, bir olağanüstü şahsiyet söz konusudur. Bu bize Peygamberi tanıtmamaktadır. Peygamberi bize en güzel tanıtacak kaynak Kur’an’dır. Rabbimiz, O’nu, bütün insanlığın kurtuluşu için, bir uyarıcı olarak seçmiştir. “De ki: “Doğrusu ben, sadece apaçık bir uyarıcıyım.” Kendilerine okunan bir kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” (Ankebut 29:50-51) İnkârcılar, peygamber olacak birinin, altında köşklerin olması gerektiği hususunu dillendirmekte idiler. Ayrıca Peygamber semaya çıkmalı ve semadan bir kitap indirmeli idi. Ancak bu şartlar altında inanacaklarını beyan ediyorlardı. Peygamber, bütün bunlara şu ayetle cevap veriyordu:“De ki:“Kudret ve yüceliğinde sınır bulunmayan sadece Rabbimdir; ben, fani bir elçiden başka neyim ki?” (İsra 17:93)

Peygamberi doğru tanımak ve anlamak için Kur’an’ın rehberliği şarttır. Zira bir elçi olarak Peygamber’den bize kalan en önemli miras Kur’an’dır. Kur’an’ın mesajının anlaşılması aslında Peygamberin de anlaşılmasını beraberinde getirir. Bu anlamda Kur’an, başucu bir kitap yapılmalıdır. Siyer kaynaklarındaki bilgilerle, hadis olarak okuduğumuz sözler, Kur’an süzgecinden geçirilmeli ve doğru bilgiler ile yanlış bilgiler ayıklanmalıdır.

“Doğrusu Allah Resulü sizler için, Allah’a ve ahiret gününe umut besleyen ve Allah’ı sürekli hatırda tutan herkes için güzel bir örnek teşkil eder.”(33/21) “De ki: “Siz Allah’ı seviyorsanız beni izleyin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın! Zira Allah çok bağışlayandır, eşsiz merhametin kaynağıdır.”(3/31) “Siz ey iman edenler! Allah’a ve O’nun Elçisi’ne bağlılığınızı gösterin; (O’nun mesajını) işittiğiniz halde O’ndan yüz çevirmeyin!” (8/20) “Peygamber, inanlara kendi öz varlıklarından daha öncelikli gelir.”(33/6)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.