Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

PAYLAŞIM

A+A-

Allah insanı özgür olarak yaratmıştır. İnsanın özgür yaratıldığının en büyük delili, insanın yaptıklarından sorumlu tutulması ve sorumluluğunu eda edebilecek donanımla kuşatılmasıdır. Özgürlük, aklın zorunlu sonucudur. Aklın olduğu ve olacağı her varlıkta özgürlük kaçınılmaz olarak var olacaktır. Dolayısıyla yaratıcıya isyan etme/edebilme hakkı da özgürlüğün sonuçlarındandır. Özgürlük isyan etmeyi gerektirmiyor, isyan edebilme gücünü ve imkanını insana veriyor.

Allah u Teala insana,

a-akıl

b-vahiy

c-irade

d-iki yol

vermiştir. Akıl ile düşünebilme, ölçüp tartabilme, üretebilme, doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilme kudretine sahip olmuştur insan. Ancak akıl tek başına kainattaki her şeyi tanımaya ve yerli yerine oturtmaya kafi gelmediği için akıl, vahiyle desteklenmiştir. "Ona iki yolu(doğru ve eğriyi) göstermedik mi?" Vahiy aklı tekmil etmiş, insan üzerinde ilahi hüccetin tamamlanmasını sağlamıştır. Bu sebeptendir ki, vahyin ulaşmadığı insanlar sorumlu tutulmamaktadırlar.

 

Aklın ve iradenin olmadığı yerde tercih hakkı ve sorumluluk olmaz, mutlak itaat olur. Hayvanlar, bitkiler ve diğer varlıklar, sadece yaratıldıkları amaca uygun hareket etmek durumundadırlar. İçgüdü denen şey, onların yaratılış amacına uygun davranmalarını sağlayan ilahi programdır. Onlara iki yol sunulmamıştır. Onlarda isyan söz konusu değildir. Dokunulabilen varlık aleminde isyan edebilen tek varlıktır insan.

 

Hem kendisine vahyin gönderildiği, hem kendisine vahiyle doğru ve yanlışın tanıtıldığı ve de bu tanıtımdan sonra tercih hakkının kendisine bırakıldığı tek varlıktır insan.

 

İnsanı diğer varlıklardan ayıran en belirgin özellik akıl olduğundan, insanla olan ilişkilerde onun aklını öncelemek ve aklına hitap etmek, onun düşünmesini sağlamak, düşünmesini sağlayacak yol ve yöntemleri denemek insana yakışan ve onun özellikleriyle örtüşen en etkili yoldur.

 

Kur'an insanın aklına hitap etmekte, onu düşünmeye sevk edecek sorular sormakta, aklını kullanmaya davet etmektedir.

 

Yasin suresinde konumuzla ilgili çok önemli bir olay geçmektedir. Müşriklerden biri çürümüş bir kemik parçasını eliyle ufalayıp etrafa saçtıktan sonra Peygambere hitaben, "Şu çürümüş kemikleri kim diriltecek?" diye soru yönelterek ahireti inkar etmekte ve ahiretin olmadığına kendince delil sunmakta.

Konuya ilişkin ayetler şöyledir:

 

"İnsan görmez mi ki, biz onu nutfeden yarattık. Bir de bakıyorsun ki, apaçık düşman kesilmiş. Kendi yaratılışını unutarak bize karşı misal getirmeye kalkışıyor ve 'şu çürümüş kemikleri kim diriltecek' diyor. De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek. Çünkü O, her türlü yaratmayı gayet iyi bilir. Yeşil ağaçtan sizin için ateş çıkaran O'dur. İşte siz ateşi ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan, onların benzerlerini yaratmaya kadir değil midir? Evet! Elbette kadirdir. O her şeyi hakkıyla bilen yaratıcıdır."

 

Konunun en ilgi çeken yönlerinden biri, Allah'ın Peygamber ile inanmayan bir insan arasındaki tartışmaya doğrudan müdahil olmasıdır. Bu, Allah'ın insana ve onun doğru yolu bulmasına verdiği önemi gösterir. Ve hitap insanadır: "İnsan görmez mi ki…" Tekil olay üzerinden bütün insanlığa hitap edilmektedir, insan türünün aklına hitap edilmektedir.

 

Allah ahiret gününü inkar eden insana/insanlara akli deliller sunmakta, onların aklına hitap etmekte, onların düşünmesini sağlayacak sorular sormaktadır. Ayetleri incelersek, şu akli delillerin sunulduğunu görürüz:

 

1-İnsanın nutfeden yaratıldığı hatırlatılmaktadır. İnsanı nutfeden yaratan gücün, onu çürümüş kemiklerinden yeniden yaratabileceği çok daha kolay ve mümkündür. İnsan nutfeden yaratıldığını inkar edemeyeceğine göre, aynı kudretin onu yeniden yaratmaya haşa güç yetiremeyeceğini düşünmesi akıl ile bağdaşmaz. Bu delil ile doğrudan insanın aklına hitap edilmektedir.

 

2-İnsanın kendi yaratılışı hatırlatılıyor ve inkarın insanın kendi yaratılış serüvenini ve sürecini unutmasından kaynaklandığına işaret edilerek insanı düşünmeye akletmeye yöneltiyor.

 

3-"De ki: Onları ilk defa yaratmış olan diriltecek" cümlesi yine çok güçlü bir akli delil. Bir şeyi yoktan var etmek, onu ikinci kez yaratmaktan daha önemlidir. İnsanı yoktan kim var ettiyse, ikinci kez de O yaratacak. İnsan, kendi yaratılışını inkar edemeyeceğine göre, bir defa bir güç tarafından yaratıldığını kabullenmek zorunda olduğuna göre, aynı güç tarafından ikinci kez yaratılabilmesi aklın reddedemeyeceği gerçeklerdendir.

 

4-Yaş ağaçta enerjinin toplanması ve yaş ağacın sonunda ateşe dönüşmesi, yaratıcının yaratmadaki gücünü gösterir ki, insan bu türden örneklerle kuşatılmıştır.

 

5-Gökleri ve yeri yaratan, yani insandan çok daha büyük ve muazzam sistemleri yaratan Allah'ın insanı yeniden yaratması yine aklın reddedemeyeceği delillerdendir.

 

Allah ahiret gününü inkar eden insanı hemen cezalandırmıyor. Onu ve onun şahsında benzerlerini tahkir ve tezyif de etmiyor. Aksine onun şahsı üzerinden insanoğluna hitap ediyor, insanoğlunun aklına hitap ediyor. Yüce Allah'ın bir inkarcının sorusuna doğrudan cevap vermesi, düşündürücü değil midir? Cevabın akli delillerle dolu olması, akla hitap etmesi ayrıca düşündürücü değil midir?

 

Yüce Rabbimizin inkarcı bir insanın sorusuna yine soruyla cevap vermesi düşündürücü değil mi? Karşı soruyla insanın aklını harekete geçirmek istiyor Rabbimiz. Allah, yanlış soruya doğru soru ile cevap vermeyi öğretiyor bize. 

 

İslami kaygı ve endişelerimizi İslam'ı kabul eden ve etmeyenlerle paylaşırken bu ve benzeri ayetlerdeki ilahi yol ve yöntemi öğrenmek ve onlardaki  hikmeti kavramak, doğrularımızı paylaşmada ve hedefimize ulaşmada bize muazzam bir katkı sunacaktır.  

 

İnancımızı ve düşüncemizi karşıdakiyle paylaşabilmek için onun aklına ve vicdanına hitap etmek durumundayız.

 

Tahkir ve tehdit muhatabın aklı ve vicdanı yerine onun duygularına hitap eder ve duygularını negatif yönde harekete geçirerek aklını düşüncelerimize karşı kapatır.

 

Tahkir ve tehdit, karşı tarafın düşüncesiyle ilgili değil, şahsı ve şahsiyetiyle ilgilidir. Dolayısıyla muhatap da kendi düşüncesi yerine kendi nefsini savunma pozisyonuna geçmek durumundadır.

 

Eğer birinin sözümüze kulak vermesini istemiyorsak, düşüncelerimize dünyasını kapatmasını istiyorsak, onu tehdit ve tahkir etmemiz yeter. Öyleyse düşünce teatisinde, fikir paylaşımında, davet ve tebliğde duygulara hitap etmek tehlikeli ve yanlıştır. Duygular yerine akla hitap edilmeli, insanın düşünmesi, doğru düşünmesi sağlanmalıdır.

 

Hepimiz kendimizi kontrol edebiliriz. İnkar edenler bir yana, eğer kendimize en yakın bir insanla detaydaki bir farklılığı tartışırken dahi akla hitap yerine onun duygularına hitap edip onu rencide edebiliyorsak, paylaşımla ilgili aşmamız gereken sorunlar var demektir. 

 

Unutmayalım ki, kalbini kırdığımız, duygularını incittiğimiz, rencide ettiğimiz insanlarla birlikte düşünce üretme imkanını kendi elimizle yok etmiş oluruz

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.