1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Paris Cinayetinin Kazananları ve Kaybedenleri Kimler Olacak?
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Paris Cinayetinin Kazananları ve Kaybedenleri Kimler Olacak?

A+A-

Paris cinayetinin kriminal anlamdaki faillerinin bulunması muhtemeldir ama bu cinayetin arkasındaki iradenin ve güçlerin kim veya kimler olduğunun hiçbir zaman açığa çıkmaması kuvvetle muhtemeldir. 18 Haziran 1988'de Özal'a ateş eden Kartal Demiral yakalanmıştı ama hiçbir zaman failin araksındaki irade yakalanamadı.

Bu tür siyasi cinayetlerde olayı kimlerin yaptığından çok kimlerin yaptırmış olabileceği sorusuna doğru cevabı bulabilmek önemlidir. Bizi doğru cevaba götürecek kilit soru, 'bu cinayet kimlerin işine yarar' sorusu olacaktır.

Bu soruyu sormamızı gerektiren olay vaki olmadan akl-ı selim sahiplerinin tümü, Kürd sorununun barışçıl yoldan çözümüne dair başlatılan sürecin bu tür operasyonlarla sabote edilebileceği uyarısını yapmıştı. Bu uyarılar yapılırken, muhtemel sabotajların Kürd meselesinin barışçıl yoldan çözümüne karşı duran güçlerden geleceği de sarahaten ifade edilmişti.

Sakine Cansız, Fidan Doğan ve Leyla Söylemez'i katleden irade bilinmese de bilinen bir gerçek vardır: Eylemi yaptıranlar, Kürd meselesinin çözümüne karşı duran ve devamından yana olanlardır. Kimlerdir bunlar?

İlk sırada barışı istemeyen üçüncü ülkeler ve onların istihbarat örgütleri gelir. Birinci ihtimal, yabancı istihbaratlardır. Çünkü Kürd meselesinin çözümü veya devamı, sadece bu iki ulusu ilgilendirmiyor. Savaşın devamında çıkarı olan çok sayıda devlet vardır. Hakeza barışın sonuçlarından kaygı duyan devletler de az değildir. Bölgesel ve küresel hedefleri olan çok sayıdaki devlet için Kürd meselesindeki savaş veya barış, en az Kürdler ile Türkleri ilgilendirdiği kadar onları da ilgilendiriyor. Tabi ki, farklı cihetlerden. Devletler, kendi çıkarları, bölgesel ve küresel hesapları açısından hadiseye bakar ve çıkarlarının tehlikeye gireceği süreçleri istihbarat örgütleri vasıtasıyla sekteye uğratmak ister.

Paris cinayetinin arkasında başka ülkelerin olması, tetiği çekenlerin TC içindeki bazı odaklardan veya PKK içindeki bazı gruplardan olmayacağı anlamına gelmez. Çünkü bu işler, genellikle taşeronlara veya ayarlanmış bazı küçük birimlere yaptırılır. Cinayeti isteyen, üçüncü bir ülke ama eylemi yapanlar devletin veya PKK'nin içinden birileri ise, bu durumda sabotajın devlet veya PKK tarafından yapıldığı söylenemez. Çünkü asıl irade başkası; kullanılan, taraflardan birisidir. Eğer taraflardan biri kullanılmış ise, eylem çok profesyonelce tasarlanmış demektir. Çünkü bu durumda tetiği çekenlerin yakalanması halinde, barış görüşmesi yapanlar birbirlerine girecek, güvensizlik hakim olacaktır.

Eylemin niteliği, seçilen yer ve seçilen isimler dikkate alındığında, cinayetin üçüncü bir ülkenin istihbaratı tarafından yapılmış olma ihtimalini bir hayli güçlendiriyor. Eylemin niteliği yani susturucu silahların kullanılması ve cinayetin çok profesyonelce yapılması, hakeza seçilen şahsiyetlerin PKK'dan ayrılan değil, içinde olanlar olması ve de daha kolay bir hedef olan bayanlar olması, cinayetin PKK tarafından yapılmadığını gösteriyor. PKK'nin eylem tarzına benzemiyor. PKK'nin içinde olabilecek muhalif unsurların eylem tarzına da benzemiyor. Bu olayın, PKK'nin ne üst düzeyinden ne de alt düzeyinden verilen bir emirle işlenen eylem olma ihtimali çok zayıftır. Kanaatimce üzerinde durulmayacak kadar zayıf bir seçenektir. Zira PKK'nin içinde eğer barışa karşı olan unsurlar varsa, bunlar Türkiye'nin içinde çok daha rahat eylem yaparak doğrudan hedeflerine ulaşabilirlerdi. Bu ve benzeri eylemler eğer Türkiye içinde gerçekleşse, etkisi çok daha fazla ve doğrudan olur. Hakeza hükümete veya Türk istihbaratına bağlı birimlerin bu eylemi yapma ihtimali de aynı oranda zayıftır. Çünkü barış görüşmelerini yürüten hükümet, Türk istihbaratı ve Apo'dur. Bunlar tarafından yapıldığını düşünmek, saçma sapan bir yaklaşım olur.

Eylemin bir Avrupa ülkesinde yapılmış olması, eylemi yaptıranların Türkiye'de ellerinin açık olmadığını gösteriyor. Cinayetin amacı, barış sürecini sabote etmek ise, bunun için seçilecek yer, Avrupa değil Türkiye'dir. Eylemin amacını doğru tesbit edebildiysek, eylemi yaptıranlar, Türkiye'de yapamadığı için başka bir ülke seçilmiştir veya Türkiye'de yapmayı kendileri açısından mahzurlu gördükleri için Paris seçilmiştir.

Eylemin yapılış tarzı, dış ülkelerde operasyonel eylem yapma tecrübesi ve geleneği olan ülkelerin istihbaratlarını işaret etmektedir. Her ülke, bir başka ülkede böylesine temiz eylem yapma tecrübesine ve gücüne sahip değildir. Dünyada kaç ülke var böyle eylem yapabilen ve bu ülkelerden kaç tanesinin çıkarı savaştan yanadır soruları, cinayetin arkasındaki devletlerin sayısını mahdut hale getirir.

Oslo barış görüşmeleri, İngiltere istihbaratının inisiyatifinde gerçekleşmişti. Bu yeni hamlede İngiltere devre dışı bırakıldı. Bu eylem, İngiltere'nin sürece dahil edilmemesine bir tepki olabilir. İngiltere istihbaratının bu türden eylemler yapma gücü fazlasıyla vardır.

Barış sürecini sekteye uğratmak isteyen ve bu türden eylemler yapma gücü olan ikinci bir devlet de İsrail'dir. Kürd meselesinin barışla sonuçlanmasının neticelerinden derin kaygı duyan ülkelerden birisidir İsrail ve bu tipten eylemler yapabilecek gücü de vardır.

Bu kategoriye giren başka ülkeler de vardır ve onlardan birinin bu cinayetin arkasında olma ihtimali güçlüdür.

Paris cinayetini işletenlerin, barış sürecini sabote etmek isteyen güçler olduğunu en başta anlaması gereken ve anlamasının anlamlı olacağı kimseler, barış görüşmesinin tarafları ve barışı isteyen herkestir. Eğer bu ve benzeri olaylar üzerine taraflar birbirlerini suçlamaya başlar ise, eylem yaptıranların amacı gerçekleşmiş olacaktır. Umulur ki, görüşmelerin tarafları bu gerçeği anlayamayacak kadar basiretsiz ve ferasetsiz olmazlar. Ne yazık ki, tarafların açıklamaları süreci sabote etmek isteyenleri sevindirecek alametler taşıyor. Düşük tonlu da olsa, suçlamalar dile getirilmeye başlandı. Sabote ihtimallerine karşın yapılan tüm uyarılara rağmen karşılıklı suçlama furyası başlatılırsa, sorunu çözmek için görüşme yürütenlerin ne kadar ehliyetsiz olduğu, ne kadar kırılgan bir zeminde yürüdükleri, ne kadar dış güçlerin tezgahına düşmeye hazır oldukları gerçeğini bir kez daha tecrübe etmiş olacağız.

Akl-ı selimin ve ortak aklın gereği şudur ki, barış sürecini sabote eden eylemler oldukça ve arttıkça daha çok barışa sarılmak ve doğru yolda olunduğuna inanmaktır. Bu tür eylemler, aslında barışı isteyenlerin iradesini güçlendirmeli, azmini arttırmalıdır. Bu durumda, süreci baltalamak isteyenlerin amacı gerçekleşmemiş olacaktır. Onlara verilecek en büyük ceza ve kendi halklarımıza verilecek en büyük hediye barış azmini ve iradesini sürdürmektir. Aksine davranmak, barış karşıtı dış güçlere verilmiş en büyük hediye ve kendi halklarımıza verilmiş en büyük ceza olacaktır.

Bu cinayetin kazananları ve kaybedenleri olacaktır. Ama kimin kazanacağı ve kimin kaybedeceğini zaman değil, izlenen siyasetler belirleyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum