1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Pamak ve Tanrıverdi'nin 301 Davası Düştü
Pamak ve Tanrıverdi'nin 301 Davası Düştü

Pamak ve Tanrıverdi'nin 301 Davası Düştü

A+A-

Bilindiği üzere, İLKAV tarafından 03.12.2006 tarihinde, Ankara Kocatepe Kültür Merkezinde düzenlenen "Resmi İdeoloji Kıskacında Eğitim" konulu panelde yaptıkları konuşmalar sebebiyle Mehmet Pamak ve Yusuf Tanrıverdi hakkında 301. maddeden ceza davası, ayrıca İLKAV hakkında da kapatma davası açılmıştı. Ancak TCK 301'de yapılan değişiklik sebebiyle ceza davası dosyası, izin talebiyle Adalet Bakanlığına gönderilmişti.

 

Adalet Bakanlığı yaptığı inceleme sonucunda Mahkemeye yazdığı yazıda, söz konusu konuşmaların düşünce özgürlüğü çerçevesinde kaldığını, 301. maddedeki suçun unsularının oluşmadığını ve bu sebeple dava açılması izni verilmediğini ifade ederek, davanın düşürülmesini istedi.

 

Adalet Bakanlığı yazısında şu hususlar ifade edildi:

 

03.12.2006 günü İLKAV (İlmi ve Kültürel Araştırmalar Vakfı) Genel Başkanı Mehmet Pamak'ın, "…yaşanan bir zulmü, kanıksayarak, kendilerine ve çocuklarına yönelik bunca kuşatmayı, dayatmayı baskı ve yasakları sorgulamayı, bunlara itiraz etmeyi ve temel hak ve özgürlükleri talep etmeyi başaramayan, zulme dayalı bu statükoyu değiştirme iradesini göstermek yerine, pasif, silik ve edilgen bir tutumla, egemenlerin lütfettikleriyle yetinen toplumların, halkların, özgürleşmesi mümkün değildir. Zulmedenlerin yaptıkları, zulümden nadim olup, kendiliğinden gasp ettikleri hakları, özgürlükleri, bu özgürlükleri hakları için mücadele vermeye gerek duymayan toplumlara kendiliğinden iade ettikleri hiç görülmemiştir.

…Sömürge olan ülkelerde bile yaşanmayan korkunç olaylar bizim ülkemizde yaşanmıştır. İnsanın onuruna ve fıtratına göre büyük zulümler ülkemizde yaşanmış, toplumu kültürel anlamda korkunç bir fakirleşmeye, büyük bir erozyona uğratmıştır. Bu amaçla harf inkılabı yapılmış ve farklılıkları yok eden tek tipçi materyalist eğitim politikaları uygulamaya konulmuştur. …batının sadece ilmini ve tekniğini alalım diyenlerle, batıyı bütün değerleriyle, ahlakıyla, kültürüyle, ideolojisiyle, teknolojisiyle bir bütün olarak almamız gerekir diyenler arasında bir ip çekme yaşanmış ve maalesef Mustafa kemal ve arkadaşlarının da içinde yer aldığı ikinci ekip ipi çekmiştir. …Kemalist eğitim sisteminin dayalı olduğu paradigma aslında bütün bu sorunların kaynağında yatan temel meseledir. Kemalist ulus devlet kendine uyumlu bir ulus oluşturmak amacıyla halka dilini, kültürünü ve kimliğini değiştirmeyi dayatıyor. …Asker de devletin sahibi modern sultanlar olmaktan vazgeçmeli ve ordusunu kışlaya çekmelidir, bir daha çıkmamak üzere. …öğretmen bu dinin rahibi gibi giriyor sınıfa ayağa kalkılıyor, hazır ola geçiliyor. Ve Kemalizm'in Amentüsü mahiyetinde Atatürkçülüğe bağlılık andı içiliyor. Türk olmayanlara da Türk olduğu ve bu sebeple de mutlu olduğu zorla söylettiriliyor. …" şeklinde,

 

Sanık Öğretmen-Sen Genel Başkanı Yusuf Tanrıverdi, "…Bizde, devletiyle, milletiyle bölünmez bütünlüğümüz diye tanımlanır. Neden devlet önceliklidir? Neden önce millet gelmez de devlet gelir? Çünkü millet devlet için vardır. Devlet millet için yoktur. Bu tam da faşist devletlerin, devlet felsefelerinin içinde olan bir şeydir. …Milli Güvenlik dersi 1926 yılından beri okutuluyor. Bu dersin içeriği 1998 yılında ciddi bir değişime uğratılıyor. Daha öncesinde genelde askerlik bilgisi verilirken, 1998'ten sonra tamamen güncel politikaların işlendiği bir ders haline dönüştürüldü. Kürt sorunu tartışılıyor, Kıbrıs sorunu tartışılıyor, AB konusu tartışılıyor gibi. Kim veriyor bu dersleri bir muvazzaf subay. Resmi elbisesi ile okulun içine giriyor ve güncel politikaları çocuklarımıza, militarist kafanın, militarist doğrultusunda ifade ediliyor. Ve çocuklarımıza, siyasete ve sosyal olaylara militarist bir kafayla bakma alışkanlıkları kazandırılmaya çalışılıyor. Ki o subayların okullarda bulunuşları, öğretmenler ve idareciler açısından da aslında pek çok sakıncalar doğurmaktadır. Çünkü onlar kendilerini rahat hissedemiyorlar. 28 Şubat da öğretmenlerin, solcu, İslamcı, Kürtçü vs. diye fişlenmesinde de ciddi bir pay sahibidir bu kişiler.  …" şeklinde,

 

İfadeler bulunan konuşmalar yapmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Devletin askeri teşkilatını alenen aşağılama suçunu işledikleri, iddia edilmiş ise de; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10'ncu maddesinin 2. fıkrasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince yapılan yorumunda, düşünce ve ifade özgürlüğünün, sadece toplumda beğenilen, kabul gören, zararsız veya kayıtsızlık içeren bilgiler veya fikirler için değil aynı zamanda kırıcı, şok edici veya rahatsız edici olanlar için de geçerli sayılması ve bunun demokratik bir toplumun olmazsa olmaz unsurlarından olan çok seslilik, tolerans ve hoşgörünün gereği olduğunun vurgulanmış olması, ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 08.07.1999 tarih ve 23536/94 sayılı, 08.06.1999 tarih ve 23500/94 sayılı kararlarında, şiddete teşvik söz konusu olmadığı, şiddete çağrı anlamında anlatım tarzı benimsenmedikçe devletin resmi politikasının eleştirilebileceğinin ve bu ifadelerin medya aracılığıyla açıklanmamış olması nedeniyle ulaştığı insan kitlesi nazara alındığında toplumun büyük bir kesimini etkileme imkânı olmadığından ulusal güvenlik ve kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayacağının belirtilmesi nedeniyle iddiaya konu sözlerin düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında eleştiri amacı ile söylendiği, kanaatine varılmıştır. Bu bakımdan; sanıklar Mehmet Pamak ve Yusuf Tanrıverdi haklarında Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Devletin askeri teşkilatını alenen aşağılama suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 301/4. maddesi uyarınca soruşturma yapılmasına izin verilmemesi düşünülmektedir."

 

Bu yazıyı alan Mahkeme söz konusu davaları düşürdü ve duruşmaları sona erdirdi.

 

Bu sonuç baştan beri böyleydi ve konuşmalarımızda suç unsuru yoktu diyen Mehmet Pamak ve Yusuf Tanrıverdi ise, yaptıkları açıklamada, "Eleştiri ve düşünce özgürlüğü sınırları içinde kalan konuşmalarımız sebebiyle, o gün Vakıflardan sorumlu Devlet Bakanı olarak, kartel medyasının tetikçisi M. Ali Birant'ın tahrikine kapılıp, hiçbir araştırma yapmadan yargısız infaz yapan ve yönlendirdiği Vakıflar Genel Müdürlüğü vasıtasıyla suç duyurusunda bulunarak bu davaların açılmasını sağlayan da M. Ali Şahin'di. Devlet Bakanı iken hukuka aykırı bir yaklaşımla suçlu ilan ederek, iki yıl süreyle haksız yere mahkemelere gidip gelmemize sebep olan ve şimdi de Adalet Bakanı olarak gerçeği görerek, o gün yargısız infazla suçladığı konuşmalarımızda bugün suç olmadığını ve düşünce özgürlüğü içinde kaldığını itiraf eden M. Ali Şahin'in, yol açtığı haksızlık sebebiyle özür dilemesi ahlaki bir sorumluluktur" dediler.

 

Ayrıca, Vakıflar Genel Müdürlüğünü, bu konuşmalarda suç olduğu iddiasıyla paneli düzenleyen İLKAV hakkında kapatma davası açmaya yönlendiren M. Ali Şahin'in üzerine düşen bir diğer ahlaki ve hukuki sorumluluk da, bu sefer de aynı Genel Müdürlüğü İLKAV hakkındaki haksız kapatma davasını geri çekmesi için yönlendirmesidir. Bunun yanında, bakan Şahin'in TV'larda yaptığı mahkûm edici konuşmalarla haksızlık yaptığı İLKAV yöneticilerinden özür dilemesinin de, yine aynı ahlaki sorumluluk çerçevesine girdiği unutulmamalıdır.

 


Davanın düşmesiyle ilgili bir açıklama yapan Özgür Eğitim Sen Başkanı Yusuf Tanrıverdi, Adalet Bakanı M. Ali Şahin'in özür dilemesi gerektiğini beyan etti. Basın açıklamasına aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:

 

http://www.haksozhaber.net/news_detail.php?id=5633

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.