1. YAZARLAR

  2. Ahmet Varol

  3. Pakistan-Hindistan anlaşmazlığının boyutları
Ahmet Varol

Ahmet Varol

Ahmet Varol
Yazarın Tüm Yazıları >

Pakistan-Hindistan anlaşmazlığının boyutları

A+A-

Pakistan sürekli Hindistan tehdidi altındadır. Hindular başlangıçta Müslümanların ayrı bir devlet kurmalarına karşı çıkıyorlardı. Bu yüzden Pakistan’ın kurulmasından memnun kalmadılar.
Günümüzde iki ülke arasındaki meselenin mihverini Keşmir sorunu oluşturmaktadır. Keşmir’in bir bölümü Pakistan yönetimindedir ve burası “Azâd Keşmir (Özgür Keşmir)” olarak adlandırılmaktadır. Ancak önemli bir kısmı hâlâ Hindistan işgali altındadır. Hindistan işgali altındaki Keşmir’in de nüfusunun % 80’den fazlası Müslümandır. BM Keşmir halkı arasında Pakistan veya Hindistan’dan hangisini tercih ettikleri konusunda bir referandum yapılmasını kararlaştırdığı halde Hindistan bu kararı uygulamadı. Keşmir’deki Müslümanları ağır bir zulüm ve işkence ile yönetim altında tutmaktadır. Sahip olduğu nükleer silah gücüyle de Pakistan için bir tehdit oluşturmaktadır. ABD, Pakistan’ı nükleer silah alanındaki çalışmalarından dolayı sürekli sıkıştırırken, Hindistan’ın aynı yöndeki çalışmalarını görmezden geliyor.
Hindistan sadece Pakistan’la sorunu olan bir ülke değildir. Bölgedeki zayıf ülkeler arasında bir despotizm kurmuş, güçlü ülkelerle de uzlaşmazlık içinde olan bir çıbanbaşıdır. Sadece bununla yetinmeyerek zaman zaman toplumsal kargaşalara yol açacak fitnelerin organizatörlüğünü de yapmaktadır. Örneğin Bangladeş’te şiddetli toplumsal tepkilere sebep olan ve ikinci bir Selman Rüşdi olmaya niyetlenen Teslime Nesrin, Bangladeş’i hiç rahat bırakmamış olan Hindistan’ın bu ülke üzerindeki çıkarlarını savunmakla görevli lobiye yani Hindistan lobisine mensuptu. Bu arada İngiliz vatandaşı olan ve yazdığı “Şeytan Ayetleri” adlı kitapla bütün dünya Müslümanlarının tepkisini üzerine çeken Selman Rüşdi’nin de Hindistan kökenli olduğunu hatırlatmakta yarar görüyoruz.
Hindistan’ın bölgede sorun oluşturmasının düşündürücü bir yönünü de Hindistan-İsrail işbirliği oluşturmaktadır. Bu işbirliği bizzat İsrail kaynakları tarafından gün yüzüne çıkarıldı. Hindistan’ın nükleer denemelerinde kullandığı malzemelerin çoğunu İsrail’den aldığı haberleri basına yansıdı. Hindistanlı bir bilim adamı kendisinin nükleer silahlanmayla ilgili olarak İsrail’de özel eğitim aldığını açıkladı. İsrail’le Hindistan arasındaki işbirliği sadece nükleer silahlanma alanına münhasır da değil. Bunun yanı sıra değişik askeri alanlarda ve özellikle de istihbarat alanında önemli bir işbirliği olduğu biliniyor. İsrail, Pakistan’ın nükleer silah edinmesinden son derece rahatsız olurken Hindistan’la bu alanda her türlü işbirliğine giriyor.
Ne kadar ilginçtir ki Hindistan’da ne zaman bir şiddet olayı meydana gelse bu ülkenin yönetimi hemen Pakistan’ı suçlamakta, olayların arkasında Pakistan’ın olduğu iddialarını piyasaya sürmektedir. Bundan bir süre önce gerçekleştirilen bir parlamento baskınından dolayı da bu ülkeyi suçlamış ve eylemcilerin Pakistan merkezli olduklarını ileri sürmüştü.
Hindistan yönetimi söz konusu parlamento baskını sonrası sergilediği tutumda ABD’nin 11 Eylül olayları sonrasında izlediği politikanın işe yaradığını düşünüyor ve aynı politikayı Pakistan karşısında üste çıkmak için kullanmak istiyordu. Ne yazık ki o zaman Pakistan’daki askeri cunta yönetimi her ne kadar bu iddiaları reddettiyse de bir yandan da kendini temize çıkarmak için ülkesindeki Keşmir merkezli İslâmi oluşumlara ve diğer muhtelif İslâmi cemaatlere karşı şiddete başvurmayı tercih etti. Bu tutumuyla bir bakıma Hindistan’ın suçlamalarını zımnen onaylamış oluyordu. Pakistan’daki cunta yönetimi bu hareketiyle bir yandan da ABD yönetimine yaranma çabası gösteriyordu. Çünkü ABD özellikle 11 Eylül olayları sonrası yürüttüğü “teröre karşı savaş” şemsiyesi altında İslâm âlemine yönelik olarak başlattığı haçlı seferlerinde Pakistan’ı da hedefe yerleştirebileceğini ima etmişti. Bu sebeple Pakistan’daki askeri cunta kendisinin bizzat teröre karşı savaş verdiğini ispat etme ihtiyacı duydu ve bu çerçevede hedef gösterilen İslâmi cemaatlerin üzerine gitmeye, onların faaliyetlerini kısıtlamaya, ileri gelenlerini zindanlara doldurmaya başladı. Oysa cuntanın hedef aldığı ve “terör” olarak gösterilen faaliyetler medreselerdeki eğitim faaliyetlerinden, hafız yetiştirme çalışmalarından, bir de Hindistan’ın haksız bir şekilde işgal altında tuttuğu Keşmir’i bağımsızlığına kavuşturma çabalarından başka bir şey değildi.
Geçmişteki cuntanın gösterdiği zaaf ve yalakalığın bugün Zerdari yönetimi ve onu cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturtan uzaktan kumandalı hükümet tarafından da aynen sergilendiğini müşahede ediyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar