1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Özgürlük korkusu
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Özgürlük korkusu

A+A-

Cumhuriyet’in kurulması ile birlikte yönetici elit kadroların iktidarda kalmasını meşrulaştıran bir ‘makbul vatandaş’ kimliği üretilmesine girişildiğini biliriz. Türklüğü ve laikliği öne çıkaran, ikisini de otoriter zihniyetin kalıpları içine sıkıştıran bir yaklaşım devlete egemen oldu. Böylece gizlenmiş bir ırkçılıkla, kamusal alanın temizlenmesine yönelik bir strateji birleşti. Bu bakış tek parti döneminde doğal ve medeni bile sayıldı... Ama tepeden kimlik tanımlamalarının işlevsel olamadığı bir coğrafyada olduğumuz ya kavranamamıştı, ya da baskı rejiminin toplum istese istemese de başarılı olabileceği sanılmıştı. Oysa bu topraklarda din gereksinimi o denli yüksekti ki, dinsel olmadığı varsayılan öğretiler bile ancak dinî kalıplara dökülerek zihinlere işleyebiliyordu. Dolayısıyla laiklik dine mesafe alan değil, ona alternatif olmaya çalışan bir ideolojik tavra dönüştü. Öte yandan laikliğin dinsellik ihtiyacını gerçek anlamda tatmin edebilecek bir duruş olmadığı da açıktı. Bu haliyle laiklik olsa olsa dindarlığın kamusal alandaki meşruiyetinin tırpanlanması için kullanılabilirdi. Dindarlığın yerine geçebilecek tek alternatif ise tabii ki kemalizmdi... Nitekim Anıt Kabir’in Kâbe’ye, Nutuk’un kutsal kitaba, Mustafa Kemal’in peygambere karşılık geldiğine dair epeyce zengin bir deneyim birikimimiz var. Böylece laik kesim de kendisini rahatlatan bir dinselliğin içinde yoğruldu. Kendilerini ‘sekülerleşmiş’ sandılar ama bu kavram kişinin kendi zihninde inanç karşısında mesafe alabilmesini, inanç gereksinimine nesnel bakabilmesini ve bu sayede dünyevi olanı çarpıtmaya eğilimli dinsel önermelerden uzak durabilmesini ifade etmekteydi. Ne var ki laik kesim bunu hiçbir zaman beceremedi... Hiçbir zaman sekülerleşemedi. Onun yerine ‘laikleşti’ ve Müslümanlığın yerine kemalizmi ikame ederek çağdaş olunduğunu sandı.


Bu açıdan bakıldığında Türkiye’deki laiklik uygulaması, Müslümanlar’ın kamusal alanda ve özellikle siyasette etkin olmaması gerektiğini ima eden siyasi bir önermeden ibaret kalmış ve özgürleştirici bir sekülerleşmeyi engellemiştir. Çünkü söz konusu otoriter laiklik, insanların inançla olan bağlarını eşitlikçi bir bakış içinde değerlendirmek bir yana, dindar olanla olmayan arasında bir hiyerarşi üretmiştir. Buna göre ‘laikler’ ‘Müslümanlar’ın’ üzerinde yer almaktadırlar ve yönetme imtiyazına da ‘doğal olarak’ sahip olmaları gerekmektedir. Bunun bariz bir ırkçılık türü olduğu, siyasi çizgisinin ise ancak faşizan olabileceği ise nedense idrak edilememiştir.


Bunun muhtemel nedenlerinden biri söz konusu yaklaşımın devlet şemsiyesi altında ‘rasyonel’ kılınmış sayılmasıdır. Diğer bir deyişle devletin hem dindarlığı hem de laikliği daha iyi ‘bildiği’ varsayımının yarattığı rahatlama sayesinde, laik kesim ‘bilimsel ve doğru’ olan tavrı sürdürdüğünü sanmıştır. Devletin bilgisinin billurlaştığı kurumlar ise yargı ve diyanettir... Birincisi laikliğin, ikincisi ise dindarlığın ‘bilirkişisi’ olan bu cüppeli kurumlar, bize her iki alanın da ‘doğru’ tanımlarını vermekte ve hizada durmamızı sağlamaktadırlar.


Böylece dindar kemalizmin ideolojik sonuçlarından birinin kemalist Müslümanlığın oluşturulması olduğu öne sürülebilir. Bilindiği gibi kemalistler dindarlığa temelde karşı olmadıklarını hep söylerler. Ancak bunun nasıl bir dindarlık olması gerektiğini de yine sadece kemalistler bilmektedir. Bugün halen yargı bizi ‘doğru’ laikliğe, Diyanet ise ‘doğru’ Müslümanlığa davet eden akil kurumlar olarak öne çıkarılmakta. Nitekim yargı başörtülü kadınların üniversiteye girmesinin laikliğe aykırı olduğunu söyleyerek bizlere ‘gerçek’ laikliği hatırlatıyor... Diyanet ise bir müftünün geçenlerde sarf ettiği sözlerle Türkiye toplumuna “gerçek dini anlatmaya çalışıyor.”


Bu garip özgüvenin nereden geldiği ise malum: Doğrunun tek olduğunu ve ancak bilimsellikte bulunduğunu öne süren pozitivizmin Türkiye koşullarında siyasete tahvil edilmesini ifade eden kemalizm, her türlü çoğullaşmayı ve dolayısıyla zihinsel sekülerleşmeyi sakıncalı bulan bir inanca dönüşmüş durumda. Bunun adı en genel haliyle özgürleşme korkusudur... Kemalistler özgür bir zihniyet ve inanç ortamından o denli korkmaktalar ki, bir yandan kendiliğinden sekülerleşen Anadolu muhafazakârlığını laiklik adına mahkûm ederek siyasetin dışına itmenin yolunu arıyorlar; öte yandan da o sekülerleşme yolundaki muhafazakârları kemalist bir Müslümanlık yorumunun içine hapsederek devlete yamamaya çalışıyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.