1. YAZARLAR

  2. Kemal BURKAY

  3. Özgür olmadıktan sonra vatandaşlığın
Kemal BURKAY

Kemal BURKAY

Kemal BURKAY
Yazarın Tüm Yazıları >

Özgür olmadıktan sonra vatandaşlığın

A+A-

Bir önceki yazımda kimi konularda görüş belirtmekten artık bıktığımı söylemiştim. Kediyi görmemekte, adını söylememekte, onu bazen yılan ya da akrep, bazen de karga ya da güvercin gibi göstermekte ısrar edenlerin kedi ile ilgili süregelen sorularına cevap vermenin bir anlamı var mı?

Ama sorun yalnızca PKK ile ilgili değil. Türk medyasının, PKK’nın ve genel olarak Kürt sorununun yanı sıra, kediye kedi demediği, gerçekleri adıyla çağırmadığı başka konular da var. Bu ülkede, siyasilerin yanı sıra medyanın da –liberal, demokrat ve değişimci görünenler dahil- tabuları sürüyor. Bu tabular duruma göre Kemalizmdir, ordudur, dindir, bazen hükümettir…

Okurlarım bilir, son birkaç yılda, AK Parti’nin attığı bazı olumlu adımlara yazılarım ve konuşmalarımla destek verdim. TRT Şeş’i olumlu buldum. Ergenekon’un üzerine gidilmesini ülkenin demokratikleşmesi, vesayet rejiminin kırılması yönünde gerekli ve önemli buldum. Açılım sürecini destekledim. Bu dönemde medya da benimle birçok söyleşi yapıp yayınladı, birçok kez görüşlerime başvurdu.

Ancak AK Parti ile ve başlattığı açılım süreciyle ilgili olarak pek iyimser olmadığımı da okurlarım bilir. Kaygılarımı her zaman yazdım. AK Parti yanlış yaptığı zaman eleştirdim. Örneğin, Erdoğan, ”Kimse bizden anadilde eğitim beklemesin!” dediği zaman en sert eleştirilerden birini yazdım.  (Arşivdeki ”Anadilde eğitime karşı çıkanlar Kürt sorununu nasıl çözecek?” başlıklı yazım.) Daha önce benden ısrarla yazı isteyen Star gazetesi, zülf-i yare dokunan bu yazımı biraz sıkıntıyla yayımladı. Bunu izleyen, ”HES’ler; önce insan ve doğa mı, yoksa para mı?” başlıklı yazımı ise yayınlamadılar. Malum, bu yazımda hükümetin hidroelektrik santrallerine, doğa ve tarihe ilişkin kimi politikaları ve bizzat Başbakan Erdoğan’ın tutumu eleştiriliyordu. Anlaşılan Star’daki dostlar, bu yazıyla fazla ileri gittiğimi düşündüler…

Eh, böyle oldu diye ne Star’a ne de bir bütün olarak medyaya küsecek halim yok. Nitekim ”Bir Pretosto Yazısı” başlıklı makalemin üstünden çok geçmeden Sabah gazetesinden Hazal (Xezal) aradı… Bana İçişleri Bakanlığı’nın, vatandaşlıktan çıkarılmış olan kişilerin vatandaşlığını iadeye yönelik bir hazırlığından söz etti ve görüşümü sordu. Bunu olumlu bulduğumu söyledim. Ama benim için böyle bir sorun olmadığını; çünkü benim gibi 12 Eylül döneminde vatandaşlıktan çıkarılmış olanların, daha Özal döneminde, 1992 yılında çıkarılan bir yasa ile vatandaşlıklarının topluca iade edildiğini söyledim. Hazal, benim dönmeyi düşünüp düşünmediğimi de sordu. ”Önümüzdeki yıl dönmeyi düşünüyorum,” dedim. Ençok neyi özlediğimi sordu. ”Köyümü, Dersim’i, Munzur ve Harçik boylarını ve dostlarımı…” dedim.  Kürt sorununun çözümü içinse cesur ve kararlı bir tutum gerekiyor, dedim ve Cezayir sorununda De Gaulle’ün tutumunu örnek verdim.

Telefonla yapılan bu söyleşi, kısaltılmış ve özetlenmiş olarak Sabah gazetesine yansımış. Arada bir eklentiyle birlikte: Vatandaşlıktan çıkarılma ile ilgili olarak sözde ”bunun acısını bilirim” demişim… Hayır, böyle bir söz etmedim. Bu eklemeyi Hazal, ya da her kim yapmışsa ayıp etmiş. Vatandaşlıktan çıkarıldığım zaman acı-macı duymadım, önemsemedim de. Çünkü hem beni vatandaşlıktan çıkaran askeri cunta idi –ki benim için eşkiyadan farksızdı- hem de özgür olmadıktan, kendi dilimi bile özgürce kullanamadıktan sonra, o vatandaşlığın benim için ne önemi var?..

Üç gün kadar önce de (17 Aralık’ta) Bugün gazetesinden Serbest Özden aradı ve BDP’lilerin Kürtçeyi kullanma ile ilgili olarak son dönemdeki çıkışlarından, ”yasalarda bir değişikliği de beklemeden Kürtçeyi hayatın her alanında kullanacağız ,” tarzındaki sözlerinden söz etti ve bu konuda görüşlerimi sordu. Özden, aynı gün bir daha aradı ve Genelkurmay’ın buna yönelik açıklamasını ileterek şöyle dedi:

” Bu konuda Genelkurmay’ın taraf olması doğru mu, bu duruşu ve açıklamayı nasıl değerlendirmek lazım?”

Aynı gün Özden’in sorularını yazılı olarak cevaplayıp gönderdim. Gazete cevabımın, yalnızca Genelkurmay’ın açıklamasıyla ilgili bölümünü  o da kısaltarak 20 Aralık günkü sayısında verdi. Tamamını neden vermedi, bilemem. Okurlar bir fikir edinsin diye tamamını aşağıda sunuyorum:  

“Kürt sorunu çok boyutlu (kültürel, siyasal ve ekonomik) bir sorun. Dil ve kültür özgürlüğü bunun önemli bir boyutu.

Daha Özal döneminde başlayan, AK Parti döneminde de devam eden bazı olumlu gelişmelere karşılık, hâlâ sorunun dil ve kültür boyutu bile çözülmüş değil. Bir başka deyişle Kürt dili bugün de özgür değil. Evet, son yıllarda artık Kürt diliyle kitaplar, gazete ve dergiler basılabiliyor, Kürtçe müzik kasetleri yayınlanabiliyor, TRT Şeş tam gün yayın yapıyor. Ama eğitimde ve kamu alanında özgürce kullanılamadıktan sonra bir dil özgür sayılmaz. Hele bu Türkiye sınırları içinde yaşayan 20 milyon insanın dili ise.

Elbet dil ve kültür haklarının tam olarak tanınması, sorunun siyasal, ekonomik diğer boyutlarının çözümüyle bağlantılı. Ne yazık ki Türkiye Kürt sorununu çözmekte gerekli köklü adımları atmaya bir türlü yanaşmıyor. Bu doğrultuda kaplumbağa adımlarıyla yol alınıyor. Hâlâ Türk yargısı ve diğer bazı makamlar Kürtçeyi “bilinmeyen bir dil” diye niteliyor, tanımazlıktan geliyor, kullanılmasını engelliyorlar.  21. yüzyılda koca bir halka reva görülen bu durum akıl almazdır, utanç vericidir.

Öyle olunca Kürtlerin hem kültürel, hem siyasal hakları için çaba ve eylem içinde olmaları doğaldır. BDP’lilerin de bu konudaki çabaları haklıdır. Eğer Türk devletinden bu hakları bir lütuf olarak beklersek daha çok bekleriz. Uğrunda mücadele edilmeden hak kazanılmaz. BDP’nin Parlamentoda da Kürtçeyi kullanmak için gösterdiği çaba semboliktir, ama haktır. Bu bir bakıma bir sivil itaatsizlik eylemidir, barışçı nitelikte bir eylemdir.

Bugün Genelkurmay’dan dil konusunda yapılan ve Kürtçe’nin kullanılmasına karşı çıkan açıklamaya gelince, bu, ordu bakımından yeni bir talihsiz çıkıştır ve tam anlamıyla antidemokratik bir tutumdur. Belli ki ordu, hiçbir demokratik ülkede artık var olmayan eski alışkanlıklarını terk etmek istemiyor. Ülkeyi siyasal, kültürel, hukuki her alanda yönetmek istiyor. Oysa ülkenin dil ve kültür hayatının düzenlenmesi dahil, tüm bunlar Genelkurmay’ın işi değildir. Türkiye’nin generalleri yıllar yılıdır, darbelerle, muhtıralarla topluma düzen vermeye çalıştılar, demokrasiyi ezdiler ve ülke sorunlarının çözümünü engellediler. Onlar ülkeye daha çok zarar vermeden artık ayakbağı olmaktan çekilmeliler. Onlar bugüne kadar demokrasiye ve halka karşı çok suçlar işlediler; son çıkışları da böyle bir suçtur.

Kürt sorununun çözümsüz kalmasında, her iki toplumun çektiği acılarda, verdiği kayıplarda bu militarist anlayışın büyük payı var.

Anayasalar Kuran ayeti değildir, insan eliyle yapılmışlardır ve yine ihtiyaca göre insan eliyle değiştirilirler. Hayat değişkendir, toplumun ihtiyaçları ve düzeni de. Kimse, Anayasa da dahil, herhangi bir yasayı gerekçe göstererek koca bir halkın temel hak ve özgürlüklerini yok sayamaz, ondan esirgeyemez.

Generaller bu bildiriyle tüm siyasal hayatı, hükümeti, parlamentoyu, Kürtlerin yanı sıra Türkiye demokrasi güçlerini de bir kez daha tehdit ediyorlar. Aslında iç ve dış kamuoyu önünde bir kez daha komik duruma düşüyorlar. Belli ki hangi çağda ve hangi dünyada yaşadıklarının farkında değiller.

Generallerin böylesi talihsiz bir çıkışta bulunmalarının diğer nedeni ise işledikleri ağır suçlar nedeniyle bugün yargıda hesap verir hale gelmiş olmalarıdır. Bu çıkış, Kürt meselesini bahane ederek, yine vatan-millet edebiyatıyla dikkatleri başka yana çekmek ve hesap vermekten kaçmaktır.

Bu tehditlere papuç bırakmamalı, Kürdü ve Türküyle ülkeyi demokratikleştirmek için kararlıca çaba göstermeliyiz.”

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.