1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Öz Eleştiri Zamanı
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Öz Eleştiri Zamanı

A+A-

     Hz. İsa'nın havarilerini hatırlatacak kadar mülayim yapılı gözüken mütedeyyin bir hareketin, namı diğer Hizmet hareketinin güç kesb ettikten sonra çok kısa sürede vesayetçi bir politika izlemeye yönelmiş olması, bütün partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve cemaatlerin vesayetçi zihniyet hakkında birkaç kez daha düşünmelerini gerektirecek kadar önemlidir. Zira bu olay, gizli şeker hastalığı gibi çoğumuzda 'gizli' bir vesayet hastalığının olabileceğine dair ciddi bir emare hükmündedir.

     Dünyada, gizli hastalıkların başında şeker hastalığı gelir. Küresel ölçekte on milyonlarca insanın gizli şeker hastası olduğu tahmin ediliyor. Çoğu insan, ancak hastalık ilerlediğinde durumu fark edebiliyor.

     Yakın tarihteki olaylar ve son gelişmeler, Türkiye'de vesayet hastalığının bir çok siyasi ve kültürel yapıya günü geldiğinde açığa çıkmak üzere 'gizlice' yerleşmiş olabileceğini hepimize düşündürtmeli.

     Vesayet hastalığının rejimden topluma nasıl bulaştığını açıklaması cihetinden yakın tarihten birkaç örnekle konuyu ele alalım.

     Yakın tarihimizde istibdat ve ona karşı özgürlük mücadelesi, Sultan Abdulhamid dönemiyle başladı. İttihad ve Terakki Cemiyeti, Abdulhamid'i istibdat ile suçlayıp özgürlük alanı açmaya çalıştı. İddianın doğru veya yanlışlığını tartışmak, bu yazının sınırlarını aşar.

     Abdulhamid'i tahttan indiren, İttihat ve Terakki, istibdat ile suçladıkları Sultan'ı rahmetle aratacak kadar baskıcı uygulamalara imza attı ve sonunda Osmanlı'nın dağılmasında önemli rol oynadı.

     Osmanlının bakiyesi topraklarda yeni cumhuriyeti de ağırlıklı olarak yine İttihat ve Terakki kadrosu kurdu.

     1925 yılından 1950 yılına kadar vesayet-i kamil rejimine örneklik oluşturacak nitelikte tekelci, tekilci, dayatmacı ve vesayetçi bir yönetimi tecrübe etti bu millet. Yaşar Kemal'in deyimiyle dayak yemeyen hiçbir köylü kalmadı. Bugünkü siyasi ve kültürel yapıların, sıra dayağından geçmiş, şiddete maruz kalmış bir neslin varisleri olduğu unutulmamalı.

     1950 ila 2002 yılları arasını da bu millet, maziye nisbetle yumuşak ama aradaki askeri darbelerle sertleşen bir vesayet sistemiyle geçirdi.

     Devlet, baskıcı ve vesayetçi olunca, milletin içinden muhalefetin çıkması doğal ve hatta zaruridir. Ne var ki, milletin bağrından çıkan muhalif hareketler farkında olmadan karşı çıktıkları hastalığa çoktan bulaşıvermişlerdi. Nasıl mı?

     1960'lı yıllardan sonra devrimci sol düşünce temelinde özgürlük alanlarını genişletmeyi amaçlayan silahlı sol örgütler ile silahlı milliyetçi örgütlerin, üstünlük sağladıkları okul, mahalle, semt ve şehirleri kurtarılmış bölge ilan etmeleri ve bu bölgelerde muhaliflerine yaşam hakkı tanımamaları, vesayetçi rejime muhalefet temelinde şekillenen muhalif grupların, karşı oldukları sistemin hastalığını taşıdıklarını göstermekteydi. Üstünlük sağladığı bir mahallede veya okulda, kendisinin dışındakine hayat hakkı tanımayan bir yapı devletleştiği zaman, önceki sistemi rahmetle andıracak kadar vesayetçi olacağı aşikardır.

     Kürd solu içerisinden çıkan PKK, 1980 öncesinde Kürdistan'daki tüm Kürd sol örgütlerini tasfiye ile işe başladı. Kürd halkının özgürlüğü için kurulan hareketin, vesayet ve tekelcilikle işe başlaması ve diğer örgütlerin benzer stratejileri, muhalif hareketlerin mübareze ettikleri rejimin vesayet denen kötü hasletini taşıdıkları anlamına geliyordu. Seslendirdikleri özgürlük retoriğine karşılık pratikleriyle zihni arka planlarında katı bir vesayet ve tekelci düşünceyi taşıdıklarını açığa vuruyorlardı.

     PKK'den yaklaşık on yıl sonra devrimci İslami düşünce temelinde şekillenen Hizbullah hareketi de kendisinden önceki vesayetçi örgütler gibi, İslami cemaatleri tasfiye ile işe başladı ve arkasından PKK ile çatışmaya girdi.

     Hizbullah örneği, rejimden bulaşan vesayet hastalığının sol ve milliyetçi örgütlerle sınırlı kalmadığını, bu hastalığın İslami düşünce temelinde gelişen hareketlere de bulaştığını kanıtlar nitelikteydi.

     Buraya kadarki örnekler, vesayetin sadece silahlı hareketlere bulaştığı veya onlarda tezahür ettiğini düşündürtüyor, silahsız hareketlerin bu illetten korunduğu izlenimini veriyordu.

     Silah ve şiddetle işi olmayan, karşılaştığı her gücün elini öperek onu selamlayan ve İslami düşünce temelinde gelişen Hizmet hareketinin vesayetçi eğilimleri ortaya çıkınca, tekelciliğin, tekilciliğin ve vesayetçiliğin sadece silahlı hareketlere değil, silahsız hareketlere de bulaştığını gösterdi.

     Silahlı örgütler, muhaliflerini terör ederek, öldürerek sahneden siliyordu. Hizmet hareketi de kendine bağlı polis, savcı ve hakimlerle isteklerine boyun eğmeyenleri istedikleri gibi cezalandırıyor.

     Gücünü silahtan alan hareketler insanları hukuksuz bir şekilde terör ediyordu, gücünü yargı ve emniyete sızmaktan alan bu hareket de hukuksuz bir şekilde insanların şahsiyetlerini terör ediyor ve zindanlara tıkıyor.

     Bu son örnek, gizli şeker hastalığı gibi, kim bilir daha nicelerimizin de bu hastalığı taşıdığını ama bu hastalığın açığa çıkacağı güce ulaşmadıkları için belirtilerinin görülmediğini hepimize düşündürtmeli. Zira insan biyolojisi ile ilgili hastalıkların bir çoğu, bünye zayıflayınca ortaya çıkıyor ama insanın kültürel ve siyasi bünyesiyle alakalı olan vesayet hastalığı, siyasi, kültürel ve yapısal bünye güçlenince açığa çıkıyor.

     En mülayimimiz, en uysalımız bile güçlendiğinde haşin bir vasi kesiliyorsa, diğerleri hakkında, hatta kendimiz hakkında vesayetçi bir zihni arka plana sahip olabileceğimize dair kuşkucu olmamız gerekmez mi?

     Gizli şeker hastalığına yakalanıp yakalanmadığımızı doktora giderek anlayabilir ve tedbirlerini alabiliriz ama gizli vesayet hastalığına yakalanıp yakalanmadığımızı bize bildirecek bir hekim şimdilik yok. Yapabileceğimiz en iyi şey, hepimizin iğneyi kendimize çuvaldızı başkalarına değil, iğneyi başkasına çuvaldızı kendimize batırarak kendimizi öz eleştiriye tabi tutmaktır.

     Vesayetçi devlet ve hareketlerin üç ortak özelliği vardır:

     1-Kendilerine özgü bir bilgi kuramı geliştirirler. Sahip oldukları bilgilerin hakikatin kendisi olduğuna, onlardan başka hiç kimsenin gerçeklerin farkında olmadıklarına, dolayısıyla hereksin onlara teslim olması gerektiğine inanırlar.

     2-Güçleri yetse, gücü ele geçirseler, liderleri için koruma kanunları çıkarırlar; Atatürk'ü Koruma Kanunun çıkartıldığı gibi.

     3-Tekelci ve tekilci oldukları için çatışmacıdırlar.

     Bu türden yapıların zaman içinde edindikleri deneyim sonucu pozitif yönde değişebileceklerini de canlı örneklerine bakarak burada not etmek gerekir.

     Sonuç:

     Tek tipleştirici Kemalist rejime karşı örgütlenen tüm yapılar, otoriteye karşı sivil bir alan açma amacını taşımalarına rağmen, güçlendikçe tekilci otorite olmaya doğru bir evrilmenin içine girmişlerdir.

     Bu benzerlikler, mağdurların, kendi gaddarlarının kullandıkları araçlara tevessül ettiklerini gösteren belirtilerdir. Mandela'nın dediği gibi, ezilenlerin mücadeleleri için başvurdukları araçlar, bizzat ezenler tarafından belirlenir.

     Yakın tarih bize gösteriyor ki, hiç birimiz herkes için özgürlük fikrine ulaşmamış olacak ki, hangimizin eline güç geçse, kendimize özgü bir vesayet sistemi ihdas ediyoruz. Özgürlük söylemimizin arkasında gizlenmiş vesayetçi bir arka plan vardır.

     Özgürlük yanlısı gözüken partilerimiz, cemaatlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız, silahlı hareketlerimiz muktedir olduğunda kendi efradına hürriyet, ağyarına vesayet diyorsa, hepimiz efrada ve ağyara şamil olacak bir hürriyet mefkuresine ulaşamamışız demektir.

     Bir musibet bin nasihatten iyidir demiş kadim büyüklerimiz ama biz bin musibetten bir nasihat çıkaramadık galiba. Umarım bu son musibet, hepimize iyi bir nasihat olur; öz eleştiri mekanizmasını çalıştırmamıza, bizi eleştirenlere de kulak vermemize vesile olur.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.