1. YAZARLAR

  2. Nurcan Aktay

  3. Oylar Demirtaş’a mı, “Çözüm Süreci”ne mi ?!
Nurcan Aktay

Nurcan Aktay

hurbakis
Yazarın Tüm Yazıları >

Oylar Demirtaş’a mı, “Çözüm Süreci”ne mi ?!

A+A-

Demirtaş’ı ve Çözüm Sürecini karşı karşıya getiriyor gibi duran bu başlık biraz garip gelebilir. Ancak tepki vermeden önce aşağıdaki açıklamaya bir bakalım;   

“…Hükümet, Çözüm Süreci konusunda kararlı görünüyor. Başbakan Erdoğan seçimi kazanır ve Köşk'e çıkarsa süreç aynen devam eder. Bizim bu konuda bir endişemiz yok. Zaten bunu Başbakan da söylüyor.”   

Bu ifadeler, Pervin Buldan’ın 9 Temmuz tarihinde Akşam Gazetesi’nde yer alan açıklamaları arasında yer alıyor (aslında bu noktada bir süreç değerlendirmesi yapmak gerekir ama bu apayrı bir yazı konusu).   

“Medet umduğu” başbakan’ın niteliğini ortaya koyması açısından az biraz Cumhurbaşkanlığı seçim sürecine değindikten sonra Buldan’ın ifadelerine tekrar döneceğim.   

Evvela İhsanoğlu adı ilk açıklandığında kendimce, CHP’nin muhafazakar bir aday çıkarmış olmasını, bugüne kadar Kemalist ve dindar kesimler arasında oluşabilecek bir normalleşmeye katkı sunacak olması açısından olumlu bulmakla beraber, şeytanın avukatlığını yapmaktan da geri durmayarak, Türk kimliğini benimseyen yapıların, “Türk” kimliği dışında ne kadar temel farklılıkları olursa olsun; bu kimlikte buluşabileceklerini, dolayısıyla bu manada, birlikteliklerini “normal” karşılamak gerektiğini söylemiştim.   

Bu yaklaşımımdan dolayı, bana tepki gösterenler olsa da, bana göre seçim sürecinde şahit olduğumuz propaganda yöntemi, tezimi doğrulamıştır. Zira bu süreçte adaylar, propagandalarını sürekli olarak etnik kimlik üzerinden yürütmüşlerdir.   

Adaylığının açıklanmasının hemen akabinde İhsanoğlu’nun, uzun yıllardır Mısır’da yaşıyor olmasından dolayı “yerli” olmadığı söylenerek, Erdoğan tarafından Türklüğü sorgulandı. Hatta bu sorgulama, Türkiye dışında yaşayan Türklerce, Türk federasyonları başkanları aracılığıyla çok sert tepkilere de neden oldu. Ardından malum “İstiklal Marşını bilmiyor” tartışmaları..   

Öyle sanıyorum ki bu ülkede İstiklal Marşı’na yüklenen anlamı bilenler, herhangi bir kişiyi bu marşı bilmemekle suçlamanın da ne anlama geldiğini çok iyi bilirler. Sayın İhsanoğlu ise kendisine yöneltilen eleştirilerin son derece etnik vurgu barındırmasını eleştirmediği gibi,“Türkoğlu Türküm elhamdülillah” diye yanıt vererek kendini savundu. O da yetmedi, “Türk Milletinin Gururu” şeklinde yazılı afişler yaptırarak adeta, daha çok “Türk” olduğunu ispatlamaya çalıştı.   

Sonrası,  Erdoğan’ın Demirtaş’a yönelik  “O Kürt değil, Zaza’dır” eleştirisi ve son olarak “bana, afedersin Ermeni dediler” ifadeleriyle Cumhurbaşkanlığı seçim yarışı devam etti.   

Bana göre bütün bunlar, öyle dil sürçmesiyle filan açıklanabilir şeyler değil. Eğer strateji ise de, ahlaktan bu denli soyutlanmış, herşeyin salt “kazanmak” üzere kurgulandığı bir siyasi yaklaşım kabul edilemez, edilmemelidir. Kaldı ki bu yarışı sürdürenlerin Türk egemen zihniyetine sahip oldukları ve Kürt meselesi söz konusu olduğunda, birbirinden çok da farklı olmadıkları ortada. Ayrıca Başbakan’ın, Abdullah Öcalan’ın okunan mektubuyla sürecin aşikâr edildiği Newroz gününden itibaren tavırlarına hiç girmiyorum.   

Şimdi Buldan’ın yukarıda alıntıladığım ifadelerine gelebiliriz; Buldan’ın açıklamaları iki açıdan hatalı görünüyor:   

Bir; kendi adayınızı çıkarmışsanız, onun kazanacağı varsayımıyla hareket etmeniz lazım. Eğer sizin kendi adayınızın kazanacağınıza dair inancınız yoksa başkası niye inansın? Ki; Buldan bu ifadeleri ile adeta başka adaya oy verecek izlenimi oluşturuyor. Bu ifadeler bana geçtiğimiz yerel seçimlerde Sırrı Süreyya Önder’in yaptığı şeyi hatırlattı. Hatırlarsanız Sırrı Süreyya Önder, “kendine” oy vermeyip, Ankara’ya giderek başka bir arkadaşını desteklemişti.   

Aslında mesele elbette kazanma meselesi değil, “kendine” inanıp inanmama meselesidir. Bu tavır desteğini aldığınız kesime karşı da saygısızlıktır.   

İkincisi, Buldan’ın ve partisinin “süreç”e verdikleri anlam son derece sorunlu görünüyor. Öncelikle Buldan ve partisi şunu bilmelidir ki, “Çözüm Süreci” ne Erdoğan’ın, ne de bir başkasının Kürtlere bir lütfu değildir. Bu süreç bir devlet projesiydi ve iktidarın başında kim olursa olsun, bunu aşikâr edecekti, etmek zorunda idi. Geçmişte Ecevit ve Bahçeli’nin içinde yer aldığı koalisyonun Öcalan’ı asmamak için idamı kaldırması gibi!   

Buna rağmen her fırsatta hükümete minnettar bir edayla yaklaşmak, bugüne kadar Kürtlerin yaptığı mücadeleye, bu uğurda hayatını kaybedenlere de büyük haksızlık. Kanımca bunu da en iyi Pervin hanımın anlaması lazımdır.   

Hal böyleyken hükümetin ve Erdoğan’ın karşılaştığı her zorlukta sürece vurgu yapmak, olsa olsa hükümetin süreci istismar etmesine zemin hazırlar. Nitekim bunun için önümüzde çokça örnek var. Mesela Çözüm Sürecinin yasal zemininin oluşturulmasına dair taleplerin, seçimin hemen arefesinde hazırlanmış olması “manidar” değil mi? Hükümetin her vesile ile bu “süreç”i araçsallaştırdığını görmek bu kadar mı zor?! Öte yandan bilinmeli ki bir Kürt Sorunu yoktur, “Türklüğün dayatılması” sorunu vardır. Dolayısıyla bu yaklaşım asla ve asla bu sorunun çözümüne hizmet etmez, etmiyor da zaten!   

İşin kötü yanı, yukarıda da belirttiğim bu anlayış, Pervin Buldan’ın salt kişisel yaklaşımı olmayıp partiye aittir. Zaten bu seçimde alınacak oylarda da, HDP’nin çok fazla bir katkısı olmayıp, gelen oylar Demirtaş’ın şahsına gelecektir.   

HDP yöneticileri “kazanmak” istiyorsa, her fırsatta Erdoğan’ı sürecin başlatıcısı olduğu vurgusunu yapacağına, az biraz “kendilerine” çalışmalıydılar. En azından, bundan sonraki süreçlerde böyle davranmalılar. Bence “Çözüm Süreci”ne hizmet edecek asıl yaklaşım da budur.   

Uzun lafın kısası; HDP ve Buldan’dan farklı olarak, sürecin başarılı olmasını, Erdoğan’ın gücüne güç katmasıyla değil, masanın öbür tarafında oturan Kürtlerin güçlenmesiyle mümkün olduğunu, Çözüm Sürecini önemseyen Kürtlerin ve Türklerin, Pazar günü yapılacak olan seçimde bunu gözeterek oy kullanması gerektiğini düşünüyorum.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.