1. YAZARLAR

  2. Ufuk Coşkun

  3. Otoriter eğitimden organik eğitime
Ufuk Coşkun

Ufuk Coşkun

SivilDüşünce
Yazarın Tüm Yazıları >

Otoriter eğitimden organik eğitime

A+A-

 

Türkiye’de eğitim 4+4+4 Eğitim Reformu, MEB Teşkilat kanununda yapılan değişiklikler, Milli Güvenlik Bilgisi derslerinin kaldırılması, resmi geçit törenlerinde yapılan düzenlemeler, seçmeli Kürtçe ve Kur’an dersleri, Aleviliğin müfredata girmesi ve son olarak da öğrencilere tanınan kıyafet serbestliği gibi bir takım yeniliklerle uzun süredir ülke gündeminden düşmüyor. Türkiye’de eğitimle sık oynadığına, eğitimin bir yapboza çevrildiğine dair üretilmiş yaygın bir ezber vardır. Oysa bu bir yanılsamadan ibarettir. Zaman zaman teknik birtakım değişiklikler yapılmış olsa da eğitimin yapısal sorunlarına dönük neredeyse seksen yıldır hiç oynanmamış bilakis muhafaza edilmiştir. Eğitimin yapısal sorunlarına dönük ancak son yıllarda birtakım reformlar yapılmaya başlanmıştır. Türkiye otoriter, tektip ve ideolojik eğitimden artık kurtulmak durumundadır. Ve çocukların doğal gelişimine uygun, özgürlükçü ailelere tercih imkânı sunan yeni ve farklı bir eğitim modelleriyle yola devam etmelidir.
 
 
Bilindiği gibi klasik/otoriter eğitim anlayışında öğrenme süreçleri hiyerarşik bir yapılanmada, planlı, programlı ve öğretmen kontrollü yapılır. Çocuklar ilgi, yetenek, beceri ve meraklarına göre değil yaşlarına göre sınıflandırılır. Bu tür ortamlarda “çocuklara da gelecek olarak” bakılır. Bu otokratik eğitim anlayışından kalma bir alışkanlıktır. Çünkü çocukları gelecek olarak bakmak onlar üzerinde bir hesabımız olduğunu açık eder. Bu bakımdan onları gelecek olarak bakmak yerine “çocuk” olarak değerlendirmek ve öğrenme süreçlerini ona göre dizayn etmek gerekir. Buda ancak “organik eğitim modeliyle” yani çocukların doğal gelişime zarar vermeyen öğrenme metotlarıyla mümkündür. Bilindiği gibi klasik eğitim anlayışında eğitim standart modellerle üsten alta kumanda edilerek yürütülür. Ken Robinson’un da ifadesiyle “fast food” modeli gibidir. Oysa organik eğitim anlayışında çocuklara Russell’ın da yaklaşımıyla tıpkı bir bahçıvanın bitkisine baktığı gibi bakılır. Yani çocuk içsel bir doğaya sahip olan ve uygun hava, toprak ve ışık sağlandığında takdire değer bir biçim geliştirecek olan bir şey olarak değerlendirir. Bugün nasıl bir bahçıvan ürünü erken ya da geç yetiştirmek uğruna ona birtakım kimyasal ilaçlar aşılıyor ve bu yolla kamu sağlığına zarar veriyorsa aynı şekilde bir çocuğa da doğal gelişimine uygun düşmeyen birtakım militarist uygulamalar, öğrenme modelleri ve farklılıklara önyargılı olarak yetişmesine zemin hazırlayan tektip bir düşünce aşılandığında insanlığa zararlı bireylerin yetişmesine sebep olunur.
 
Klasik eğitim anlayışı bireylere kendi yetenek ve ilgilerini keşfetme imkânı tanımak yerine belirli kurallar silsilesiyle onları otoriteye itaat etme eğilimi kazandırmaya çalışır. Dolayısıyla öğrenme yaklaşımları, modelleri, sınıf ortamları ve programlar vs. bireyin merakını tetiklemek yerine onları belirli bir kalıba sokmak uğruna tasarlanır. Bu yüzden öğrenci başarılarında ciddi düşüşler sergilenir. ABD’de klasik eğitim uygulamalarını tersyüz eden bir araştırma yapıldı. ABD’den MIT Media Lab’ın kurucusu Prof. Nicholas Negroponte, Etiyopya’da yeni bir proje üzerinde çalıştı. Negroponte ve arkadaşları bu proje için, hayatları boyunca hiç sözcük görmemiş, sokak tabelası ya da ürün paketi okumamış insanlarla dolu iki kasaba seçtiler. Kasabalardaki çocuklar adedince tablet bilgisayarı, kapalı kutular içinde bıraktılar. Tabletlerin yanına ne bir kullanma kılavuzu koydular, ne de açıklama yapması için bir görevli tayin ettiler. Kasabalarda elektrik olmadığı için, güneş enerjisi ile çalışan bu bilgisayarların içine, alt yazılı çizgi filmler, sesli kitaplar, oyunlar ve programlama dilleri içeren yaklaşık 1000 adet İngilizce uygulama önceden yüklendi. Negroponte ve ekibi, hiç kimsenin okumayı bilmediği bu coğrafyada, bilgisayarlar üzerinde yapılan tüm aktiviteleri uzaktan izleyebileceklerdi. Çocukların hangi uygulamaları ne kadar kullanacaklarını, daha da önemlisi kendi kendilerine okumayı öğrenip öğrenemeyeceklerini merak ediyorlardı.
 
Ayşe Kaya Akfırat’ın aktardığına göre Emerging Technologies 2012 konferansında Prof. Negroponte, deneyin başında kutular kasabaya bırakılırken, çocukların kutularla bir süre oynayacağını düşündüğünü; oysa daha ilk dört dakika geçmeden, çocuklardan birinin bir bilgisayarı kutudan çıkarıp çalıştırmayı başardığını anlatı. Çocuklar beşinci günün sonunda, günde ortalama 47 uygulama kullanıyor, iki haftanın sonunda İngilizce ABC (alfabe) şarkıları söylüyorlardı. Dahası çocuklar öğretmen gözetiminde öğrenen öğrencilerinden çok daha zengin bir uygulama kümesiyle çalışıyor, en az kendi tabletleri kadar arkadaşların tabletleriyle de ilgileniyorlardı. Aralarından biri, Paint programını açıp İngilizce aslan anlamına gelen”Lion” sözcüğünü yazmıştı. Dahası, Android işletim sistemini hack etmeyi başarmışlardı. Deney süresince tabletlerin masaüstünün değişmemesi için kurulan programı devre dışı bırakmışlar, araştırmacıların aktive etmeyi unuttukları laptop kamerasını ise çalışır hale getirmişlerdi. Deney; meraklarını doğru şekilde tetiklediğimizde çocukların kendi kendilerine öğrenme ve hatta çevrelerindeki yetişkinlere öğretme yetilerinin, tahmin edilenin çok ötesinde olduğunu bizlere göstermiştir.
 
Dünyada çocukların merakını tetikleyen, geleneksel okul anlayışından tamamen farklı okul türlerine rastlamak mümkün. Örneğin New York’un aşağı batı yakasında “Quest to Learn” yani “Öğrenme Macerası” adında bir devlet okulu var. Bu okulda Negroponte’nin deneyini ve ve önerdiğimiz organik eğitim modelini de olumlayacak farklı uygulamalar var. Her dersin, aktivitenin oyun merkezli tasarlandığı, karnelerde notlar yerine ‘acemi çaylak’, ‘çırak’, ‘kıdemli’ ya da ‘usta’ gibi uzmanlık derecelerinin yer aldığı; öğretmenler ve bilgisayar oyunu tasarımcılarından oluşan bir takımın müfredatı şekillendirildiği bir devlet okulu burası. Öğretmenler sadece kılavuzluk yapıyorlar. Çocuklar ise kendilerini derse aşırı kaptırıyor ve heyecanlarını bastırmakta güçlük çekiyorlar. Çünkü öğretmenler öğrencilerine ödev vermiyorlar, onlarla belli bir misyonu olan maceralara çıkıyorlar. Oyunları uzman bir ekip tarafından hazırlanıyor. Müfredattaki derslerin isimleri kadar, içerikleri de sıra dışı olan bu tür farklı okullar zamanla klasik eğitim kurumlarının pabucunu dama atacak gibi.
 
Türkiye’de de zamanla farklı modeller oluşabilir. Ancak bunun için evvela eğitim ve okul anlayışımızı gözden geçirmek durumundayız. Ne yazık ki hala Türkiye’de eğitimin sadece devlet tekelinde bir hizmet olarak sunulmasını en iyi yöntem olarak gören ve farklı alternatif okul türlerine şans vermeyen bir algı mevcut. Bu yüzden bizde eğitim alanında farklı sektörler baş gösteremiyor. Örneğin alternatif okul türleri, farklı müfredat sağlayıcıları ve program yapıcılar piyasada etkin değiller. Bırakın bunları MEB’in attığı her yeni adımın karşısında bile ciddi bir direnç sergileyen kesimler var. Bu yüzden eğitim kurumlarında başarımız düşüyor ve öğrenciler yeteneklerini keşfetmeden büyüyorlar ve hayatlarında mutsuz oluyorlar. Diğer taraftan farklı okul türlerini mümkün kılmayacak yasal engeller bulunmaktadır. Ne yazık ki eğitimin büyük ölçüde topluma bırakılmasının/özelleştirilmesinin dolayısıyla serbest eğitim piyasasında rekabet ortamına açılmasının eğitime ne denli zenginlik katacağı daha henüz idrak edilemiyor.
 
 
ufukcoskunn@gmail.com
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.