1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Ortodoğu Barış Sınırı
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Ortodoğu Barış Sınırı

A+A-

Soğuk savaş döneminin sona ermesinden sonra oluşan yeni dengeler, Ortadoğu’yu çevreleyen merkez güçlerden olan Türkiye ve İran’nın kendi tarihi, coğrafi ve kültürel derinliklerine dayanarak ilişkilerini yeniden yapılandırmaları gerekmektedir.

Bu bağlamda Türkiye ve İran, Kasr-ı Şirin antlaşmasıyla belirlenen Türkiye-İran sınırını “Ortadoğu Barış Sınırı” olarak ilan edebilirler.

 

Ortadoğu Barış Sınırı görüşünün fikri arka planı jeopolitik, jeokültürel, jeoekonomik ve jeoetnik bakımdan doldurulabilir ve böyle bir yaklaşımın gerekliliği muhkem delillerle kanıtlanabilir.

 

Kasr-ı Şirin antlaşması, IV. Murad zamanında Osmanlı ile Safeviler arasında 17 Mayıs 1639’da imzalanan ve bugünkü Türkiye-İran sınırını belirleyen antlaşmadır. Bu antlaşmadan 1918 yılına kadar zaman zaman sınır sorunları yaşanmış ve karşılıklı toprak ihlali gerçekleşmiş se de sonunda Kasr-ı Şirin antlaşması temelinde istikrar sağlanmıştır. Kasr-ı Şirin antlaşması imzalandığı günden bu yana genel geçerliliğini korumuş olup Osmanlı-İran savaşlarında ortaya çıkan  sınır meseleleri hep bu antlaşma temelinde çözülmüştür. Son bir asır boyunca da hiç sorunun yaşanmadığı bir sınırdır. Bundan dolayı dünyanın en kadim sınırlarından sayılır.

 

Türkiye İran sınırının tarihi, ABD’nin başlangıç tarihi sayılan 1774’den ve Alman birliğinin sağlandığı 1871 tarihinden daha eskidir.

 

Afrika kıtasıyla Ortadoğu’daki ülkelerin sınırlarının Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında emperyalist güçler tarafından kendi emellerine hizmet edecek şekilde belirlendiği, bu sebeple de sınırların yapay ve potansiyel sorunlar taşıdığı dikkate alınır ve Türkiye’nin batı ve güney sınırlarının da Birinci Dünya Savaşı sonrası durumun eseri olduğu anımsanırsa, Türkiye-İran sınırının ifade ettiği stratejik değer anlaşılır.

 

Ortadoğu Barış Sınırı konusu, otuz yıldır ABD, İsrail ve zaman zaman da Avrupa’nın İran’ı komşuları için tehdit olarak tanımlaması ve ABD Başkanı Barack Hussein Obama’nın da Türkiye’ye gelme arefesinde Avrupa’da bu yönde açıklamalarda bulunarak  Anglo-Amerikan cephesinin Ortadoğu’ya ilişkin emellerini ifade eden söylemi seslendirmesi karşısında atılabilecek en müessir adım ve  Ortadoğu’dan Batıya verilebilecek akılcı bir cevap olabilir.

 

Ortadoğu’daki ülkelerin ABD ve Batı tarafından dost veya düşman olarak tanımlanmasının temel kriterleri, ABD ve Batının çıkarları ekseninde belirlenir. Onların düşman ve tehdit tanımları, Ortadoğudaki ülkeler için ve özellikle de Türkiye-İran için mikyas olamaz. Türkiye ve İran arasında çok yönlü ve kalıcı ilişkiler olmak zorundadır.  

 

Batı Asya’nın iki gücü konumunda olan Türkiye ve İran, aynı jeokültürel ve jeopolitik hattın üzerinde yer aldıkları için stratejik olarak birbirine bağımlıdırlar ve kalıcı bir barış içinde olmak durumundadırlar. Tarihte yaşanan savaşlar bu iki ülkeyi birbirinden koparamamıştır ve koparamaz da.

 

Türkiye ve İran, Avrasya ana kıtası güney hattının doğu-batı istikametini oluşturduğu için bu iki ülkenin stratejik ilişkiler içinde olması zaruridir. Türkiye ve İran arasındaki barışın tahkimi ve ilişkilerin güçlendirilmesi, bu iki ülkenin elini AB ve ABD’ye karşı güçlendirecektir.

 

Türkiye-İran ilişkilerinin çok yönlü ve muhkem hale gelmesi, dünyanın en zengin petrol rezervlerini ve verimli tarım alanlarını barındıran Mezopotamya hattının jeopolitik geleceğinde, bu bölgenin istikrarı ve Siyonist İsrail’in yayılmacı emellerine karşı  korunmasında hayati önem taşıyacaktır.

 

Türkiye-İran yakınlaşması, Fars Körfezi ile Doğu Akdeniz havzası arasındaki dengeleri bu iki ülkenin ve bölgenin lehine doğrudan etkileyecektir.

 

Türkiye İran ilişkileri hem tarihi ve coğrafi derinlik bakımından hem de yeni dünyanın mahiyeti açısından rekabet ekseni yerine ittifak eksenine oturmalıdır.

Türkiye ve İran’ın, emperyalist stratejilerin rekabet alanı olması ve bu iki ülke arasındaki ilişkilerin tarihi ve coğrafi derinliği, ikili arasında var olan kalıcı barışın tahkimini ve hatta bu iki ülke arasında  stratejik ittifakı kaçınılmaz kılmaktadır.

 

Türkiye ve İran, Ortadoğu ve İslam dünyası açısından jeopolitik ağırlığı olan iki merkez ülkedir. Bu iki ülkenin kalıcı barış ve ittifak içinde olması, Ortadoğu’nun üçüncü gücü olan Arap dünyası ile bu iki güç arasında İslam dünyasının lehine stratejik değeri olan önemli gelişmelere zemin hazırlayabilir.

 

Türkiye ve İran’ın Kasr-ı Şirin antlaşması üzerinden stratejik yakınlaşmaya yönelmesi ve İran-Irak sınırı da yine bu anlaşmaya göre büyük ölçüde şekillendiği için Irak’ın da bu ortaklığa dahil edilmesi, Kürd sorunun çözümü açısından da önemli imkanlar sunabilir. Unutulmamalı ki, Doğu Anadolu’dan başlayıp Fars Körfezinde sona eren 2185 km. lik  Osmanlı İran sınırını belirleyen bu antlaşma, aynı zamanda bugünkü İran-Irak sınırını da belirlemiştir.

 

Türkiye-İran yakınlaşmasına Irak’ın dahil edilmesi sonucu,

 

a)Bu üç ülke Kürd sorununu birbirine karşı denge unsuru olarak kullanmaktan vaz geçerler.

 

b)Dış güçlerin de Kürd sorununu kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarına ve bu vesileyle Ortadoğu’ya müdahelelerine kapıyı kapatmış olurlar.

 

c)Kürd sorununu bastırmak yerine Kürd halkını İslam medeniyetine katkı sunan önemli bir partner haline getirebilirler.

 

Kasr-ı Şirin antlaşması Amerika ve Siyonist rejimin Türkiye üzerinden İran’a cephe açma arzularını akim kılmak ve Türkiye-İran ilişkilerini stratejik düzeye çıkarmak için sembolik değerden öte bir anlam taşımaktadır. Kasr-ı Şirin antlaşması ve fiili sınır, iki ülke ilişkilerinde ileriye dönük önemli bir zemin oluşturmaktadır.

 

ABD’nin Türkiye’den İran ile ilgili yersiz beklentilerine karşın, Kasr-ı Şirin antlaşmasının hem Dış İşleri Bakanı hem de Cumhurbaşkanı iken Abdullah Gül tarafından hatırlatılması, Ortadoğu Barış Sınırı fikriyatının hayata aktarılması için Türkiye açısından uygun koşulların olduğu anlamına gelir.

 

İran’ın ise böyle bir yaklaşıma çok daha sıcak bakacağı açıktır. İran, Türkiye ile olan ilişkilerine daima özel bir önem vermektedir. Türkiye’nin öncülüğünde gündeme getirilen D-8 projesine ilk ve en büyük desteği veren İran idi. İran kendisiyle Türkiye arasında stratejik ilişkiler kurulmasının hem iki ülke, hem Ortadoğu ve hem de İslam dünyası için hayati önem taşıdığına inanmaktadır.

 

Türkiye-İran sınırının Ortadoğu Barış Sınırı ilan edilmesi için Türkiye ve İran’da ihtiyaç duyulan siyasi irade ve halk iradesi mevcuttur.

 

Kasr-ı Şirin antlaşmasını küçümseyenlere, bu sınırın ihlal edilebileceğini savunanlara ve Türkiye üzerinden İran’a cephe açılabileceğini isteyen iç ve dış mihraklara karşı Türkiye ve İran görkemli bir programla Van ve Urmiye’de Ortadoğu Barış Sınırını ilan ederek dünyaya anlamlı bir mesaj vermelidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.