1. YAZARLAR

  2. Altan TAN

  3. Ortadoğu notları: Kara Eylül
Altan TAN

Altan TAN

Altan TAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Ortadoğu notları: Kara Eylül

A+A-

 

1970 yılının eylül ayında Filistin Kurtuluş Örgütü ile Kral Hüseyin idaresindeki Ürdün Ordusu arasında yaşaşanan savaş tarihe 'Kara Eylül' olarak geçti.

Toprakları İsrail tarafından işgal edildikten sonra yersiz yurtsuz kalan ve çoğunluğu hemen yanıbaşlarındaki Ürdün'e göç etmek zorunda kalan Filistinliler, bir müddet sonra Ürdün yönetimini ele geçirerek, İsrail'e karşı mücadeleyi buradan yürütmek üzere; 1970'in eylül ayında Kral Hüseyin'e karşı bir isyan hareketi başlattılar.

Yaklaşık bir ay süren ve bir iç savaşa dönüşen çatışmalarda her iki taraftan 8 bine yakın kişi hayatını kaybetti.

Bu olayı daha ayrıntılı ve derinlemesine kavrayabilmek için Filistin halkının yüz yıldan fazla bir süredir yaşamakta oldukları dramı ve Kara Eylül'ü yaratan nedenleri bilmek gerekir.

Bildiğiniz gibi Theodor Herzl liderliğindeki Dünya Siyonist Kongresi 28 Ağustos 1897'de İsviçre'nin Basel şehrinde toplanarak en geç 50 yıl içinde Filistin'de bir Yahudi Devleti kurma kararı aldı.

Bu tarihten sonra dünyanın dört bir tarafından Yahudiler, Filistin'e göç ederek yerleşmeye ve örgütlenmeye başladılar. 

Siyonist Kongre'den önce Yahudiler, Filistin'de çok küçük bir azınlık olarak yaşıyor ve nüfusun yaklaşık yüzde 3'ünü oluşturuyorlardı.

1800'de nüfusu yaklaşık olarak 275 bin olarak tahmin edilen Filistin'de 7 bin Yahudi yaşıyordu.

1881'de nüfusu 500 bine yaklaşan Filistin'de 14 bin 731 olan sayıları 1897'deki Siyonist Kongre'de alınan karar sonrasında sistemli bir şekilde artmaya başladı.

1901'de 23 bin 662'ye, 1914'te 38 bin 754'e, Birinci Dünya Savaşı sonunda 1918'de 58 bin 728'e, 1925'te 104 bine ulaştı. (İslam Ansk./ McCarthy s.10) 

1918’de 611 bin 98 olan Filistin nüfusunun 70 bin 429'u Hıristiyan'dı ve Yahudilerin nüfusu yüzde 10'un altındaydı. 

1517 yılına kadar Mısır'da hüküm süren Memlukluların egemenliği altında olan Filistin, 1517'de yapılan savaşta Osmanlıların Memlukluları yenmesi üzerine Osmanlı hakimiyetine girdi.

Birinci Dünya Savaşı'nda, General Allanby'in komutasındaki İngiliz Kuvvetlerinin 11 Aralık 1917'de Kudüs'e girmesi ile 400 yıllık Osmanlı egemenliği sona erdi ve Filistin 1948 yılına kadar sürecek İngiliz Manda yönetimi altına girdi.

Birinci Dünya Savaşı ve sonrasında Siyonistlerin Yahudi göçünü destekleyen İngilizlerin gözetiminde, Filistin'deki Yahudilerin sayısı sürekli bir şekilde arttı.

1946 nüfus sayımında 1 milyon 942 bin 349 olarak tespit edilen Filistin Nüfusu'nun; 1 milyon 175 bin 196'sı Müslüman Arap, 148 bin 910'u Hıristiyan, 602 bin 586'sı Yahudi ve 15 bin 657'si ise diğer unsurlardan oluşuyordu.

Hıristiyan nüfusun ezici çoğunluğu da Hıristiyan Araplardan meydana geliyordu.

50 yıllık olağanüstü uğraşmalara rağmen Yahudiler, nüfusun yüzde 31'ini teşkil ediyordu.

Yahudi nüfusu hızla artmaya devam ederek 1947'de 650 bin, 1948'de İsrail Devleti kurulduktan sonra 1949’da ise 758 bin oldu.

Birleşmiş Milletler, 1947 yılında Filistin'i, Yahudiler ve Araplar arasında bölen iki devletli bir karar aldı.

Alınan bu karara göre Filistin'in en verili topraklarını içine alan yüzde 56'lık bölümü Yahudilere, geri kalan ve çoğu verimsiz kısmı Araplara bırakılıyordu.

Kudüs Şehri'nin ise özerk ortak bir statüsü olacaktı.

Filistinli Araplar, Birleşmiş Milletler'in bu kararına şiddetle itiraz ederek karşı çıktılar.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin arabulucu olarak belirlediği İsveç Kralı V. Gustave’ın yeğeni Kont Bernadotte, Kudüs’ün Araplarda kalmasını istediği için 17 Eylül 1948'de Yahudi militanlarca öldürüldü 

Siyonistler, 14 Mayıs 1948'de tek taraflı olarak İsrail Devleti'ni ilan ettiler.

Bağımsızlık ilanından sadece 11 dakika sonra ABD Başkanı Truman, yeni kurulan İsrail Devleti'ni tanıdıklarını açıklayarak, desteğini en açık bir şekilde ortaya koydu.

Komünist Sovyetler Birliği de bir gün sonra tanıdı.

15 Mayıs 1948'de Suriye, Mısır ve Ürdün kuvvetleri ile İsrail arasında savaş başladı.

Arap ordularının yenilmesi üzerine Kudüs şehri eski ve yeni Kudüs olarak ikiye bölündü ve İsrail topraklarını yüzde 56'dan yüzde 78'e çıkardı.

Eski Kudüs ile Ürdün Nehri'nin Batısı da (Batı Şeria) fiilen Ürdün Krallığı'nın egemenliği altına girdi.

Bu durum sonucu, Filistinli Araplar hem ülkelerinin yüzde 78'ini, hem de Birleşmiş Milletler kararını kabul etmeleri durumunda sahip olacakları Filistin Devleti'ni kaybetmiş oldular.

Üstelik hiç hesapta olmayan ve asla istemedikleri bir şekilde, ülkelerinin Batı Şeria toprakları ve Doğu Kudüs de fiilen Ürdün toprağı oldu.

Beş gün sonra 22 Eylül 1948'de, Şam'da; Kudüs Müftüsü Emin el-Hüseyni başkanlığında bir toplantı düzenleyen El-Lecnetü’l-Arabiyyetü’l-ulyâ li-Filistîn bütün Filistin'i kapsayacak şekilde bir Filistin Devleti kurulduğunu ilan etti ve geçici merkez olarak da Gazze’yi belirledi.

1 Ekim 1948'de cumhurbaşkanlığına Ahmed Hilmî Abdülbâkī seçildi.

Mısır, Suriye, Irak, Lübnan ve Suudi Arabistan kurulan bu devleti tanırken, Ürdün tanımadı ve sessiz kalmayı seçti.

İşgali sürdüren İsrail, Arap ülkeleri ile ayrı ayrı ilişki kurarak Filistin Devleti'ni boşa çıkardı.

24 Şubat 1949 tarihinde Gazze bölgesi Mısır’ın kontrolüne, 3 Nisan 1948'de ise Batı Şeria ve Doğu Kudüs Ürdün'e bırakıldı.

İsrail'in işgal ettiği topraklardaki Filistinlilerden 700 bini; 250 bini Gazze'ye olmak üzere çevre ülkelere ve Ürdün egemenliğinde kalan Batı Şeria şehirlerine (Nablus, Eriha, Ramallah, Halilürrahman...) göç etti.

1948 Arapları olarak adlandırılan ve günümüzde, 2020 itibarı ile sayıları 2 milyona yaklaşan 156 bin Arap ise yurtlarını terk etmeyerek İsrail vatandaşı oldular ve İsrail egemenliğinde yaşamaya başladılar.

Aslında Filistinlilerin yıllardır yaşamakta oldukları perişanlığın en önemli failleri İsrail'in yanında olan Mısır ve Ürdün yönetimleridir.

1 Ekim 1948'de Gazze merkezli kurulan Filistin Devleti, Gazze ve Batı Şeria'da egemen olabilse ve varlığını sürdürebilseydi, hem Filistinlilerin yıllardır arzuladıkları ancak bir türlü elde edemedikleri bir devletleri olur, hemde topraklarının önemli bir bölümünü kurtararak; İsrail'e karşı ciddi bir mücadele yapabilme imkanını elde etmiş olurlardı.

Ancak 1948'deki Mısır ve Ürdün yönetimleri, Filistinlilere kendi topraklarında bu fırsatı tanıyacaklarına, Filistin'in, İsrail işgalinden ardakalan kısımlarını da kendi mülkiyetlerine geçirdiler.

Mısır Gazze'yi, Ürdün de Batı Şeria'yı bir oldubitti ile el koyarak topraklarına kattı.

Bu durumun en büyük sorumlusu olarak Ürdün Kralı 1. Abdullah'ı (Şimdiki Kral 2. Abdullah'ın dedesinin babası) gören Filistinliler, Krala olan tepkilerini her fırsatta göstermeye başladılar.

Kral 1. Abdullah, 20 Temmuz 1951'de Kudüs'te Mescid-i Aksa'da, cuma namazı çıkışında Filistinli bir genç tarafından öldürüldü.

1952 yılında bir darbeyle Mısır'da Kral Faruk'u devirerek iktidarı ele geçiren Cemal Abdünnasır, Gazze bölgesindeki Filistinli gençleri örgütleyerek 'Fedaiyyin' (Fedailer) örgütünü kurdu ve gerilla faaliyetleri ile İsrail topraklarına saldırttı. 

Nâsır’ın 26 Temmuz 1956'da Süveyş Kanalı’nı millîleştirmesi üzerine, Mısır'a savaş açan İngiltere ve Fransa'nın yanında yer alan İsrail; 29 Ekim 1956'da tüm Sina Bölgesi ile Gazze’yi işgal ederek Fedâiyyîn Örgütü’nü dağıttı.

Bu dönemde Kahire'de yükseköğrenim görmekte olan ve Gazze'den İsrail'e yapılan gerilla saldırılarına katılan aralarında Yasir Arafat'ında bulunduğu Filistinli gençler, yeni bir örgütlenmeye gitme kararı aldılar.


Yasir Arafat ve El Fetih (1929-2004)

1929'dan kısa bir müddet önce Kahire'ye göç ederek yerleşen Gazzeli tüccar Abdürrauf el-Hüseyni ile Zehva Hanım'ın çocukları olan Yasir Arafat, 24 Ağustos 1929'da Kahire'de doğdu.

Asıl adı, Muhammed Abdurrahman Abdürraûf Arafât el-Kudve el-Hüseynî’dir.

Yasir adı lise yıllarındaki takma adı, Ebu Ammar ise El Fetih içinde kod adıdır.

4 yaşında iken annesinin vefatı üzerine birkaç yıllığına Kudüs'te yaşayan dayısının yanına gönderildi.

1948 yılında Kahire 1. Fuad Üniversitesi İnşaat Fakültesi'ne girdi ve inşaat mühendisi olarak mezun oldu.

1952-1957 yılları arasında Filistinli Öğrenciler Birliği’nin Başkanlığı yaptı. İhvanı Müslimin (Müslüman Kardeşler) cemiyetine üye oldu.

Mısır Cumhurbaşkanı Cemal Abdünnasır'ın İhvan yanlılarını tutuklamaya başlaması üzerine1957’de Mısır’dan ayrılarak Kuveyt'e gitti ve bir inşaat şirketi kurarak çalışmaya başladı.

Mısır'daki öğrencilik yıllarından tanıdığı Filistinli arkadaşları Halîl el-Vezîr (Ebu Cihad) ve Salah Halef (Ebu İyad) başta olmak üzere birkaç yakın arkadaşıyla birlikte 1958 sonlarında tam adı 'Hareketü’t-Tahrîr El-Filistînî' olan El Fetih Örgütü'nü kurdu.

Aynı tarihlerde Katar'da çalışmakta bulunan Mahmud Abbas da onlara katıldı.

Hareketin baş harfleri Arapça'da ölüm anlamına gelen 'HATF', sondan okunuşu ise zafer anlamına gelen 'FETH'di.

El Fetih, Yasir Arafat ve Ebu Cihad gibi önde gelen liderlerinin birçoğu bir dönem İhvan-ı Müslimin üyeleri olmalarına rağmen; milliyetçi, merkez sol bir çizgide kuruldu.

Türkçe'de adı kısaca El-Fetih olarak ifade edilen örgüt, Mısır Cumhurbaşkanı Nasır'ın 1964 yılında Filistin siyasetini kendi kontrolünde tutmak amacıyla Ahmed Şukayri başkanlığında kurdurduğu Filistin Kurtuluş Örgütü'ne (FKÖ) başlangıçta karşı çıkarak katılmadı ve 1964'ün Aralık ayında Lübnan'a gitti. 

Kudüs’ün Arap kesiminde (Doğu Kudüs-Eski Kudüs) 28 Mayıs-3 Haziran 1964 tarihleri arasında yapılan kongre ile kurulan FKÖ Filistinlilerin ilk millî meclisi sayılmaktadır.

Merkezi Kahire'de ve Nasır'ın kontrolünde olan FKÖ ile El Fetih arasında ciddi bir rekabet başladı.

 El Fetih, Cezayir'de gerilla kampları kurdu ve 1 Ocak 1965’te alınan kararla İsrail’e yönelik eylemlere başladı.

El Fetih gerillaları Ürdün Nehri'ni geçerek İsrail su şebekesini havaya uçurdular. 

5-10 Haziran 1967'de yaşanan 6 Gün Savaşı, Araplar ve dünyadaki tüm Müslümanlar için büyük bir şok oldu.

İsrail'in bir kaç gün zarfında yıkılacağından ve Siyonistlerin denize döküleceğinden emin olan Arap ve Müslüman kamuoyu, İsrail askerlerinin Mescid-i Aksa'nın da bulunduğu Doğu Kudüs ile Gazze ve Batı Şeria'yı da işgal etmeleri ile neye uğradığını şaşırdı.

1948'deki birinci göçten sonra 1967 Haziran Savaşı'ndan sonra, 400 bine yakın Filistinli daha topraklarını terk ederek başta Ürdün olmak üzere çevre ülkelere gitmek zorunda kaldı.

Gazze ve Batı Şeria'da yaşayan bir milyona yakın Arap ise yurtlarında, İsrail'in işgali altında kaldı. 

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin, yurtlarına dönmek isteyenlere izin verilmesi yolunda aldığı 14 Haziran 1967 tarihli ve 237 sayılı kararı İsrail dikkate almadı. 

Bu tarihten sonra İsrail, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin, İslam Konferansı Teşkilatı'nın ve Arap Birliği'nin aldığı hiç bir kararı uygulamadı ve tanımadı.

Arafat, Temmuz 1967’de Şam’dan Batı Şeria’daki Nablus'a geçerek, El Fetih eylemlerini buradan idare etmeye başladı.

İsrail'e karşı Nablus'ta tutunamayan Arafat, karargahını Ürdün'e taşıdı.

Prestij kaybına uğrayan FKÖ'de, lider değişikliğine gidilerek Ahmed Şukayri'nin yerine, 24 Aralık 1967'de Yahyâ Hammude getirildi.

Hammude, 2 Ocak 1968'de çözümün Arap Yahudi ortaklığı ile kurulacak Filistin Devleti'nde olduğunu açıkladı.

1967 Arap İsrail Savaşı'nda Arapların büyük bir yenilgi almaları üzerine El-Fetih, FKÖ'ye temsilci göndermeye başladı.

FKÖ Milii Konseyi'nin, 1-5 Şubat 1969 tarihlerinde Kahire’de yapılan toplantısında El Fetih ile birleşme kararı alındı ve Yasir Arafat, FKÖ'nün başına getirildi.

Seçilen 11 kişilik Yürütme Komitesi'nin 4'ü El Fetih, 2'si Saika, 1'i FKÖ, 3'ü bağımsız, 1'i de Filistin Millî Fonu'ndan oluştu. 

Arafat'ın ve El-Fetih'in, popülaritelerinin artmasında 1968 Mart ayında, Ürdün İsrail sınırında bulunan Karameh köyüne karşı yapılan büyük bir İsrail saldırısını, El Fetih gerillalarının ağır kayıplar vermelerine rağmen püskürtmeleri ve İsrail askerlerine karşı cesurca savaşmaları oldukça etkili oldu.

FKÖ, kısa bir sürede ana gövdesini El-Fetih'in oluşturduğu, Corc Habbaş'tan, Nayif Hawatme'ye kadar irili ufaklı birçok Filistin direniş örgütünün içinde yer aldığı, büyük bir kuruluş haline geldi.


Ebu Cihad (Halil İbrahim el-Vezir)

Ebu Cihad (Cihad'ın babası) adıyla tanınan ve Sünni Müslüman Arap bir aileye mensup olan Halil İbrahim el-Vezir, 10 Ekim 1935'te Filistin'in orta kesimlerinde yer alan Ramla şehrinde doğdu.

Babası İbrahim el-Vezir bakkallık yapıyordu. 

İlköğrenimini memleketinde yaptı. 1948'de İsrail'in kuruluşu ile ailesi Gazze'deki Bruci Mülteci Kampı'na gitmek zorunda kaldı. Orta eğitimini burada tamamladı.

Gazze'de örgütlenen Fedaiyyun (Fedailer) örgütünün İsrail'e karşı düzenlediği eylemlerde yer aldı.

1954 yılında Gazze'de,  Yasir Arafat'la tanıştı ve ölümüne kadar Yasir Arafat'ın en yakınındaki kişilerden biri, adeta sağ kolu oldu.

Bu dönemde Yasir Arafat'la birlikte İhvan-ı Müslimin (Müslüman Kardeşler) Cemiyeti'ne girdi. Bir müddet sonra Müslüman Kardeşler yasaklanınca tutuklandı.

İskenderiye'desürdürmekte olduğu mimarlık eğitimini yarım bırakmak zorunda kaldı.

1956'da hapisten çıktıktan sonra askerlik için Mısır Ordusu’na çağrıldı.

1957'de tekrar gözaltına alındı ve Suudi Arabistan'a sürgüne gönderildi.

1957-1959 yılları arasında Suudi Arabistan'da öğretmenlik yaptı ve 1959'da Yasir Arafat’ın inşaat mühendisi olarak çalışmakta olduğu Kuveyt'e gitti.

1960 yılında Beyrut'a geçerek aylık, Filastinuna, Nida' al-Hayat (Filistinimiz, Hayata Sesleniş) dergisini çıkarmaya başladı.

1962'de Cezayir'in Fransa'dan özgürlüğünü kazanması üzerine Cezayir'e giderek cumhurbaşkabı Ahmed Bin Bella'nın izni ve desteğiyle Filistinli gençleri eğitmek üzere gerilla kampı kurdu.

1964 yılında Pekin'e giderek Çin, Kuzey Kore ve Vietkong ile ilişkiler geliştirdi.

1965'te Arafat ile birlikte Şam'a yerleşerek faaliyetlerini buradan yürütmeye başladı.

9 Mayıs 1966'da, El Fetih ile birleşme görüşmeleri yaptıkları 'Filistin Devrimci Kurtuluş Öncüleri' örgütü lideri Yusuf 'Urabi'nin bir binanın üçüncü katından atılarak öldürülmesi ile ilgili olarak Yasir Arafat'la birlikte tutuklandılar.

Urabi ile yakın arkadaş olan Suriye Savunma Bakanı Hafız Esed'in kurduğu sorutuşturma komisyonu Arafat ve Ebu Cihad'ı suçlu buldu, ancak Suriye'nin perde gerisindeki gerçek devlet başkanı Salah Cedid dosyayı kapatarak, her ikisini de serbest bıraktı.

1967 Arap İsrail Savaşı'ndan sonra Arap ülkelerinin destekledikleri Corc Habbaş ve Nasır'ın kurdurduğu FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü) gibi Filistin örgütleri destek kaybetmeye, Arafat liderliğindeki El Fetih ise popülaritesini arttırmaya başladı.

1969'da Yasir Arafat'ın FKÖ Başkanı olması üzerine 105 kişili Filistin Milli Konseyi'nde El Fetih'e 33 kişilik bir kontenjan ayrıldı ve konseyin en güçlü ve etkin üyesi oldu.

Ebu Cihad, Eylül 1970'te Ürdün'de yaşanılan 'Kara Eylül' olaylarından sonra Arafat'la birlikte Lübnan'a gitti.

16 Nisan 1986 saat 1.30'da, Tunus'taki evinde sahilden botlarla gelen İsraillilerin gerçekleştirdiği bir suikastla eşinin ve oğlunun yanında öldürüldü.

Cenazesi Suriye'ye götürülerek 21 Nisan 1986'da Yermuk Filistin Mülteci Kampı'nda defin edildi.


Filistin Halk Kurtuluş Cephesi  (FHKC) ve Corc Habbaş

Filistin Halk Kurtuluş Cephesi'nin (FHKC) lideri Corc Habbaş, Rum Ortodoks tüccar bir ailenin çocuğu olarak 2 Ağustos 1926'da Tel-Aviv yakınlarındaki Lod şehrinde doğdu.

Anglikan okulu ve El-Lod ilkokulunda okudu, orta eğitimini Yafa Ortodoks Koleji ve Kudüs’te Terra Sancta Koleji'nde 1942'de tamamladı. 1942-1944 yılları arasında Yafa'da öğretmenlik yaptı.  

1944 yılında girdiği Beyrut Amerikan Üniversitesi Tıp Fakültesi''nden, 1951 yılında mezun olarak doktor oldu ve Ürdün Amman'daki Filistin mülteci kampında doktorluk yapmaya başladı.

Ailesinin 1948 Savaşı'ndan sonra göçmen durumuna düşmesi üzerine Fedailer Örgütü'nü kurdu.

1951'de Konstantin Züreyk, Hani el-Hindi ve Wadie Haddad ile beraber sosyalist ve ulusalcı Arap Ulusal Hareketi’ni, 1952 yılında İsrail İle Barışa Muhalefet Örgütü'nü kurdu.

1955’te Wadie Haddad ile birlikte Al Rai isimli dergiyi çıkarttı.

1957 yılında, Ürdünlü cumhuriyetçi subaylarla birlikte Ürdün Kralı Hüseyin’e karşı başarısız bir darbe girişiminden sonra Şam'a kaçtı.

Arkadaşı Haddad tutuklanarak 3 yıl hapse mahkum edildi.

1964 yılında Corc Habbaş Beyrut'ta, arkadaşı Haddad ile birlikte Arap Ulusal Hareketi’nin askeri kolu olan Filistin İçin Dost Bölge Komutanlığı’nı;

11 Aralık 1967'de ise Ahmed Cibril’in Filistin Kurtuluş Cephesi ile de birleşerek; Marksist-Komünist, Ulusalcı, silahlı bir hareket olarak kendisini tanımlayan Filistin Halk Kurtuluş Cephesi’ni kurdu.

1968 yılında Suriye’de tutklandı; ancak cezaevinden kaçtı.

FHKC gerillaları, 23 temmuz 1968’de İsrail havayolu şirketi El Al’ın uçağını kaçırdı.

Yakın arkadaşı Ahmet Cibril, 1968 yılında Habbaş'tan ayrılarak Filistin Halk Kurtuluş Cephesi- Genel Komutanlık'ı (FHKC-GK) kurdu. 

Corc Habaş, Suriye ile ilişkileri bozuluncaya kadar yaklaşık 20 yıl İsrail'e karşı faaliyetlerini Şam'dan sürdürdü.

26 Ocak 2008 tarihinde, 81 yaşında Amman’da kalp krizinden öldü. 


Nayif Havatme

Rum Ortodoks bir bedevi kabilesine mensup Nayif Havatme, 17 Kasım 1935'te Ürdün’ün Salt şehrinde doğdu.

1954 yılında yükseköğrenim görmekte olduğu Kahire'de  Arap Ulusal Hareketi örgütüne katıldı ve Marksist fikirleri benimsedi.

1956 yılında ekonomik nedenlerden dolayı eğitimini tamamlayamayarak Ürdün'e döndü ve bir Katolik okulunda öğretmenliğe başladı.

1958 de Lübnan’a iltica etti. Kısa bir müddet sonra Irak'a gitmek zorunda kaldı ve 5 yıl Arap Ulusal Hareketi'nin Irak kolunu yönetti.

1963 yılında Irak Cumhurbaşkanı Abdülkerim Kasım’ın bir darbe ile düşürülerek öldürülmesi üzerine Yemen İç Savaşı'nda Güney Yemen'de İngilizlere karşı savaşmak üzere Irak'tan, Yemen'e gitti ve 1963-1967 yılları arasını Yemen'de geçirdi.

1967’de cezasının genel afla kalkması üzerine tekrar Ürdün'e döndü ve Corc Habbaş'ın aynı yılın sonunda kurulan, Filistin Halk Kurtuluş Cephesine (FHKC) katıldı.

1969 yılında FHKC'den ayrılarak Filistin'in Kurtuluşu İçin Demokratik Cephe’yi (FKDC) kurdu ve Suriye'ye yerleşerek bu Marksist hareketin genel sekreteri oldu.

Havatme, Yahudi, Hıristiyan, Müslüman ayırımı yapmayan; her türlü dini, mezhebi ve etnik hakimiyet anlayışından uzak, Marksist , “Filistin Demokratik Halk Devleti” fikrini savundu ve İsrail'in mutlaka böyle bir demokratik devlete dönüşmesi gerektiğini söyledi.

Arapların da Marksist ideoloji etrafında, etnik milliyetçilikten uzak; federal, konfederal, demokratik, halkçı, devrimci bir devlette 'Birleşik Demokratik Arap Halk Devleti’nde birleşmeleri gerektiğini ileri sürdü.

Tüm ulusçulukların ortadan kalkacağı bir dünyada 'Birleşik Demokratik Arap Halk Devleti'nin dünya devrimine büyük hizmetleri olacağını iddia etti.

1967'deki savaştan sonra yaşanılan göçle birikte sayıları 1 milyon 500 bine ulaşan Filistinli göçmenlerin bir milyona yakını Ürdün'de yaşamaya başladı.

1967 yılında 1milyon 300 civarında olan ülke nüfusuna neredeyse bir bu kadarının daha eklenmesi ile çok ciddi ekonomik sorunlar başgösterdi.

Yoğun işsizlik, konut, barınma sağlık ve temiz suya erişim gibi sorunlar zaten fakir olan ülkeyi daha da yaşanılmaz bir hale getirdi.

Ürdün'ün başkenti Amman ile Kudüs'ün arasının 90 kilometre, Amman ile Filistin'in sınır kenti olan Eriha'nın arasının ise sadece 40 kilometre olması zaten komşu ve akraba olan iki toplumu tamamen iç içe geçmesine neden oldu.

Ürdün Kralı Hüseyin ve ailesinin aslen Mekkeli olmaları ve Hüseyin'in 1951'de bir Filistinli tarafından öldürülen dedesi Kral 1. Abdullah'ın Filistin Davası'na ihanet eden bir kişi olarak biliniyor olması gibi nedenlerle FKÖ, Kral Hüseyin'i devirerek Ürdün'ü bir 'Filistin Devleti' haline getirmek istedi.

21 Ağustos 1969 tarihinde Mescid-i Aksa'nın bir Yahudi tarafından yakılmak istenmesi ve başta Ürdün olmak üzere, hiçbir Arap ülkesinin laf ve kınamadan öte ciddi ve somut bir şey yapmaması Filistinlilerin tepkilerini daha da artırdı.

Ürdün'de gün geçtikçe güçlenen FKÖ'nün silahlı gerillaları bir müddet sonra cadde ve mahallelerde hakimiyet kurmaya, yol kontrolü yapmaya ve halktan vergi toplamaya başladı.

Ürdün güvenlik güçleri ile aralarında ciddi tarışma ve yer yer çatışmalar başladı.

Bu durumu İktidarına karşı oluşan ve her geçen gün etkisini artıran büyük bir tehdit olarak gören Ürdün Kralı Hüseyin, Çerkeslerden ve bedevi Araplardan oluşan silahlı kuvvetleri ile 7 Haziran 1970’te başşehir Amman yakınındaki Zerkā Filistin mülteci kamplarına saldırdı ve ülke genelinde Filistinli gerillalara karşı operasyon başlattı.

Eylül ayında ise olaylar tam bir iç savaşa dönüştü ve tarihe 'Kara Eylül' olarak geçti.

Amman sokaklarında yaşanan çatışmalarda yarısı Filistinlilerden olmak üzere yaklaşık 8 bin kişi hayatını kaybetti.

Kral Hüseyin'in başta ABD ve İngiltere olmak üzere Batılı devletlerden aldığı destekle Filistinli gerillalara karşı üstünlük sağladı.

Sonraki yıllarda ortaya çıkan belgelerde Kral Hüseyin'in Filistinli gerillalara yardım eden Suriye lideri Salah Cedid'in kuvvetlerinin havadan bombalanması için İsrail'den de yardım istediği ortaya çıktı.

27 Eylül 1970'te, Kral Hüseyin ile Yasir Arafat arasında ateşkes anlaşması imzalandı ve 2 bine yakın silahlı Filistinli gerilla Suriye'ye, bir kısmı da Lübnan'a sığındı.

Ürdün'de kalanlardan 2 bin 300'ü ise tutuklandı. Yaser Arafat ve Ebu Cihad Lübnan'a gitti.

Haziran 1971’de ateşkesi kabul etmeyerek El Fetih'ten ayrılan Abu Ali Lyad liderliğindeki bir grup El Fetih gerillası Kuzey Ürdün'de bulunan Aclun şehrinde ordu kuvvetlerine saldırdı.

Askerler tarafından yenilgiye uğratılarak yakalanan Abu Ali Lyad idam edildi.

Hayatta kalan arkadaşları 'Kara Eylül Örgütü’nü kurdu Ebu Ali'nin idamına misilleme olarak, Ürdün Başbakanı Vasfî Tell, 28 Kasım 1971 günü Kahire’de Kara Eylül örgütü tarafından öldürüldü.

'Kara Eylül', Ortadoğu'da kardeşin kardeşi acımasızca katlettiği tıpkı adı gibi en 'kara' olaylardan biridir.

Filistin Kurtuluş Örgütü'nün bu tarihten sonraki tarihi de inişli çıkışlı ve yüzlerce, binlerce acı olaydan meydana gelen ve başlı başına incelenmesi gereken ve halen de devam etmekte olan uzun bir tarihtir.

Ne yazık ki bugün neredeyse tüm Ortadoğu, Filistin'e dönmüş bir durumda!

Her yerde kan, yıkım ve gözyaşı var.

Ali Şeriati'nin tabiriyle;

Her yer Kerbela ve her gün Aşura!

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.