1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Onlar da insandı
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Onlar da insandı

A+A-

“İslam düşüncesi”ni Müslümanların Kur'an vahyini ve onun açıklayıcı formu olan sünneti esas alarak belli bir alem tasavvuru, insan ve hayat telakkisi geliştirme çabası olarak görmek mümkünse, İslam düşüncesinin Hz. Peygamber'in irtihalinden sonra başladığını söyleyebiliriz.

Kur'an vahyini referans alanların düşüncesi hikmettir; hikmet hem eşyanın hakikatine uygun düşünmek, hem hükümde isabet etmektir. Hz. Peygamber hayatta iken vahy gelmeye devam ediyordu, ortaya çıkan sorunlar vahyin ışığı altında ve Hz. Peygamber'in karar ve icraatlarıyla çözülüyordu. Bizce kamil Asr-ı Saadet 610-632 yılları arasındaki dönemdir; nakıs Asr-ı Saadet de 632-661 arası dört halife dönemidir.

Hz. Peygamber iki tür ihtilafa çözüm buluyordu: Biri Müslümanlarla diğer din müntesipleri arasındaki ilişkilerde ortaya çıkan sorunlara, diğeri Müslümanlar arasındaki ihtilaflara. İslam'a girmiş olmakla beraber sahabilerin birer melek olmadığı açıktır. Efendimiz başlarında iken de ağır veya hafif suçlar işliyorlardı. Efendimiz, bizim “cürüm” diyebileceğimiz suç ve günahlar için tayin edilmiş yaptırımlar takdir eder ve tatbik ederdi. Özetle Allah'ın yasakladığı nice suçları işleyen sahabiler vardı; cinayet, hırsızlık, gasb, zina, yaralama, iftira, dedikodu, gıybet, tahkir, kabile asabiyeti vs.

Bu tabiiydi, zira Kur'an-ı Kerim, insanların kendi aralarında ihtilaf ettiklerini, bu amaçla aralarındaki ihtilafları çözmek üzere peygamber gönderip kitap indirdiğini (2/Bakara, 213); dileseydi onları tek ve homojen bir topluluk yaratıp ihtilaf etmelerinin önüne geçeceğini (11/Hud, 118-119) belirtir. Şu halde insanlar ve elbette Müslümanlar arasında siyasi, ticari, ekonomik, ailevi, medeni, sınıfsal, etnik, mezhebi vs. ihtilaflar olur. Bu ihtilafların tamamı kamil Asr-ı Saadet'te vuku buldu, hepsine de çözüm bulundu. Sanki hangi türden ihtilafa hangi türden hüküm ve usulle çözüm bulunduğunu somut olarak ortaya koymak üzere ilahi bir senaryo sahneleniyordu. İlk Müslüman cemaat 610-632 yılları arasında vahyin ışığında ve ilahi koruma altındaydı. Bu çerçevede ve sadece bununla sınırlı olmak üzere bugün ve yarın hangi sahabeyi takip edersek, gökteki bir yıldıza tabi olmuş oluruz.

Sorun, Efendimiz'in irtihalinden sonra olup bitenler karşısındaki tutumdur. Efendimiz'den sonra Müslümanlar ilahi korumadan çıktılar, artık sorun ortaya çıktığında onlara yol gösteren vahy kesilmişti, başlarında ihtilafı tam yetkinlikle ve adaletle hükmedecek peygamber de yoktu. Yani Hz. Peygamber'in fiili ve somut gözetiminde Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Aişe yoktu; kendi nefsi, vicdani kanaati, anlayış kapasitesi, takvası, bilgisiyle baş başa kalmış Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Aişe vardı. Diğerleri için de durum buydu.

 Teorik olarak baktığımızda sahabilerin hiçbiri ismet sıfatına sahip değildir. Sonraki dönemlerde ihtilaflara taraf olanlar sahabileri kutsallaştırıp koruma zırhı içine aldılar. Şia Ehl-i Beyt'ten gelen 12 imamı masum saydı; Sünniler de nazari olmasa da pratikte dört halifeyi ve sahabilerin tümünü tıpkı Şiiler gibi kutsallaştırıp koruma altına aldılar. Ve özellikle Cemel ve Sıffin'den sonra tarihin Sünnilerin lehine yorumlanması amacıyla on binlerce sahabe ve tabiin kanının aktığı savaşlar ve katliamlar için bazan “Bu bir içtihat farkıydı” deyip meseleyi örtbas ettiler, bazan “Onlar kılıçlarını kullandılar, biz dilimizi kullanmayalım” diye temel bir ihtilafın analiz edilmesinin, ondan gerekli dersin çıkarılmasının önüne geçtiler.

İlk ihtilafla birlikte kimi hak ve hakikatin, adalet ve doğruluğun, mazlum ve zayıfların yanında durdu; kimi de nefsinin zebunu olup zulmetti; şahsi çıkar, aile, kabile, sınıfsal, ulusal asabiyet ve davanın peşine düştü. Modern zamanlara gelinceye kadar herkes kavgalarda İslam'ın dilini kullandı, taraflar kendilerini şu veya bu dini çerçevede meşrulaştırıp diğerlerini suçlu, hain, baği, asi, zalim, fasık, zındık, rafızi, ehl-i bid'at, hatta münafık, müşrik ve kafir ilan ettiler.

Mütegallibe güçler veya güç heveslileri, hak ve hukuk ihlal eder; bunu yaparken ya dini hükümleri suiistimal ve istismar eder ya da kendi kanunlarıyla iş görürler. Bu kimselere tarihte Kur'an fayda sağlamadı, çünkü “o takva sahiplerini doğru yola iletir.” (Bakara, 2.)

Kısaca sahabiler, tabiin ve bizden öncekiler de insandı, sınandılar. Bizler de sınanıyoruz.  Suç, kusur ve zaaf varsa, bunları İslam'da değil Müslüman'da aramalıyız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.