1. YAZARLAR

  2. Zeki Savaş

  3. Önce Seçim ve Atama Arasında Seçim Yapın
Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

Önce Seçim ve Atama Arasında Seçim Yapın

A+A-

     Yedi haziran seçim sonuçları nedeniyle dışa vurulan yaklaşımlar, bazı konuların tarafsızca ve ilkesel bazda ele alınmasını gerektiriyor. Esasen seçim günlerinde de bazı konuları işlemek istiyordum ama seçim öncesi yazı yazmamın herhangi bir partinin lehine veya aleyhine anlaşılabileceği için yazmaktan vazgeçtim. Çünkü hayatında sandık başına gitmemiş biri olarak herhangi bir partinin taraftarı zannedilmeyi tercih etmem.

     Siyasal erkin nasıl belirleneceğine, devlet işlerinin nasıl idare edileceğine dair kadim zamanlardan beri insanoğlunun tercih ettiği, zaman içinde yeni yöntemler eklediği ve vahyin de adaleti ikame etme ve istişareyle karar alma gibi ilkesel bazda katkılar sunduğu yönetim şekilleri ve yönetimi belirleme tarzları vardır.

     Yönetim tarzlarını belirleme yollarından biri de seçim sistemidir. Çünkü seçim sitemi, yönetimin makbuliyet temelini oluşturmaktadır. Bir yönetimin meşruiyeti ne olursa olsun, aynı zamanda makbul olması da gerekmektedir. Halk tarafından makbuliyeti onaylanmayan yönetim tarzının veya idarecilerin devamı zorlaşmaktadır.

     Seçim sistemini benimseyen, birey, siyasi teşekkül, parti ve toplum, seçimin sonuçlarını da kabullenmek, içine sindirmek zorundadır. Seçimi kabullenip, seçim sonuçlarını kabullenmemek, seçimi kabul eden ve seçime katılanların izah edemeyeceği bir çelişkidir. Ya seçim sistemini reddeder, seçime katılmaz ve alternatif bir sistem mücadelesi verilir veya seçime iştirak ediliyorsa, seçim sonuçlarına saygı gösterilir. Seçime katılanların, seçim sonuçları iyi olunca bayram etmesi, istedikleri gibi olmayınca isyan etmesi, seçimin mahiyetini anlamadıklarını veya bu mahiyeti kabullenemediklerini ya da seçimi bir aldatma aracı olarak kullandıklarını gösterir.

     Yedi Haziran seçiminin öncesinde ve sonrasında seçimin mahiyetinin kabullenilmediğini gösteren ciddi emareler ortaya çıktı. Seçimden önce HDP yanlılarının seçmeni tehdit ettiği, barajı aşamazsa hesap soracağı yönünde yığınla iddia gündeme geldi. HDP eğer barajı aşamasaydı, bu iddiaların seçimden sonra gerçek olup olmadığı, bunların blöf mü gerçek mi olduğu pratikte test edilmiş olacaktı. HDP barajı aştığı için gerçekleşmemiş olanın üzerinden bir tartışma yürütülemez. Ancak herhangi bir partiyle ilgili bu tür iddiaların olması bile o partinin seçime ve demokrasiye bağlılığı konusunda ciddi soru işaretleri oluşturur ve güvenirliğini sorgulatır.

     Sonuçta HDP barajı aştığı için ilkesel bazda söylenecek şeyler vardır.

     HDP veya herhangi bir parti, seçimden önce seçmeni tehdit eder ve seçimi kaybettiği zaman da seçmeni cezalandırmaya yönelirse, bu parti seçimden ve demokrasiden yana değil, seçtirmekten yana, atamadan yana sayılır. Seçim sadece bir aldatma vesilesi olarak kullanılıyor demektir. Benimsedikleri yönetim tarzında halkın yeri yok demektir. Sultanlık, krallık ve diktatörlük rejimleri gibi. Bu tür idare şekillerinde halkın siyasi erki belirlemede herhangi bir rolü olmaz.

     Seçmeni tehdit ve cezalandırma yaklaşımını benimseyen parti ve hareketler eğer özlerindekine inanıyorlarsa, seçim yerine atamadan yanalarsa, inandıklarını halka da açıkça söylemeli, seçimi reddetmeli ve seçime katılmamalıdırlar.

     Yedi Haziran seçimlerinde AK Parti, diğer partilere nisbetle değil, kendisinin önceki başarılarına nisbetle başarısız oldu ve tek başına iktidar olma imkanını yitirdi. AK Partinin yetkili ve sorumlu temsilcileri, seçim sonucunu milletin takdiri olarak kabullendiklerini açıkladılar ve milli iradeye saygılı olduklarını belirttiler. Bu açıklamalar, seçimin sonucundan memnun olmasalar da seçimin sonucuna teslim olduklarını gösteren açık delil hükmündedir ve olması gereken de budur. Seçimi benimsemek, seçim sonucuna teslim olmayı gerektirir.

     Ne var ki, AK Parti yanlıları da Yedi Hazirandan beri AK Partinin başarısızlığını birilerine fatura etme ve ona meydan dayağı atma peşinde koşuyor. Görünen o ki, en zayıf halka olarak da Müslüman Kürdleri tesbit ettiler.

     Müslüman Küdler AK Partiyi sattı, ihanet etti, kadir kıymet bilmedi, onların tercihinden ötürü bu sonuç çıktı gibisinden büyük ve küçük harflerle dillendirilmeye, mahalle baskısı oluşturulmaya başlandı. Arkasından değişik tarzlarda cezalandırmanın da gelip gelmeyeceğini göreceğiz.

     Bu tür söylemler kimi insanları da derinden etkilemiyor değil. Star gazetesinden İkram Bağcı'nın köşesine taşıdığı mesaj ilgi çeken bir örnek olarak gösterilebilir. Ağrıdan kendisine gönderilen mesajdan sadece iki cümle aktarayım: "Müslüman Kürt kardeşlerinin onlara ihanet etmediğini, etmeyeceğini defalarca söylemek isterdim" ve "Bugün bir Kürt olarak ihanetle suçlanmak, Müslümanlığımızla hesaba çekilip yadırganmak bizi tarif edilmeyecek derecede üzmektedir"

     Seçimin olduğu ve onlarca partinin seçime girdiği bir ülkede herhangi bir partiye oy vermenin ihanet sayılmasını neyle nasıl izah edeceğiz? Eğer sadece bir partiye oy vermek sadakat, ötekilerine oy vermek ihanet ise, o zaman bunca hain partinin seçime girmesine neden izin verilir? Bütün partiler kapatılsın ve tek parti seçime girsin ve herkes de zorunlu olarak ona oy versin ve bitsin bu iş. Aynen cumhuriyetin bidayesindeki tek parti dönemi gibi. Ne garip değil im? Dünün devleti dışlayan Müslümanları devletçi olmakla kalmadı, ayrıca tek parti dönemini anımsatan çizgiye neredeyse savruldu.

     AK Parti yanlılarının bu tür söylemleri, BDP hakkında seçim öncesi gündeme gelen tehdit iddialarının bir türevi gibidir. Demek ki, hepimizde sorun var. Ya zorla iktidara gelmek istiyoruz veya geldikten sonra gitmeyi kabullenemiyoruz. Hem iktidarlar seçimle gelmeli seçimle gitmeli diyoruz, hem de bu gel gitleri içimize sindiremiyoruz.

     Abdurrahman Dilipak da seçim sonuçlarıyla ilgili şöyle yazıyordu:

     "Bu sonucu kimse beğenmedi. Millet kendi iradesi ile kendi başına çorap ördü. Kendi düşen ağlamaz. Onlara "tadın ellerinizle yaptığınız şeylerin karşılığını" denecek. Birilerinin son pişmanlığının fayda vermeyeceğini bilmesi gerekiyor. Bedel ödeyeceksiniz. Koalisyonun nasıl bir şey olduğunu yaşayarak görecek, öğreneceksiniz"

     Bu cümleler, İslami kesimden bazılarının seçimi benimsemediğini, seçime inanmadığını düşündürtüyor. Millet iradesi toplumun bir kısmının arzuladığı yönde çıkmadı diye böyle mi tepki verilir? Endişe verici yaklaşımlar bunlar. 1950'de kaybeden tek parti yanlılarının tepkilerine benziyor bu tür yaklaşımlar. İslami duyarlılığı olanların epeyce bir kısmının AK Parti iktidarı boyunca bir hayli değiştiği anlaşılıyor.

     Eğer millet yanlış tercih yaptığını görürse, bir sonraki seçimde tercihini değiştirir. Mesele bu kadar açık. Millet oy verince, necib oluyor, oyunu biraz kısınca neredeyse bedduaya müstahak oluyor. Bu nasıl bir zihniyettir?

     Gezi olaylarında da Kürdler beyaz Türklere destek vermediği için onlar tarafından ihanetle suçlanmıştı; Türkleri yalnız bıraktılar diye.

     Kürdlerin her tercihi birileri tarafından ihanetle suçlanıyor. Galiba herkes Kürdleri kendi çantasında keklik görüyor ve istediği zaman ötmeyince ihanetle suçluyor.

     Bu yaklaşımlar, ciddi sorunlar içermektedir.

     Kürdleri şamar oğlanı gören bir zihniyetten söz edilebilir ama bu zihniyet ters tepiyor. Zira şamar oğlanı görülen Kürdler, bu tür zihniyet sahiplerine zamanı geldikçe yanıldıklarını kibarca ve medenice gösteriyor. İktidara ilişkin yaklaşımını sandıkta ortaya koymak medeni bir davranıştır. Elbetteki tercihlerin doğruluğu ve yanlışlığı tartışılabilir ama tercih şeklinin sandıkta gösterilmiş olması takdiri gerektirir.

     İlgi çeken bir diğer konu, seçimin ve seçim sonuçlarının gereğinden fazla önemsenmesidir. Seçim öncesi propagandalarda parti liderlerinin dili, söylemi ve eleştiri tarzı insan onuruyla, devlet adamlığıyla, yönetici sıfatıyla hiç bağdaşmıyordu. Ahlaki ilkeler hiç gözetilmiyordu. Taraftarlar da öyle. Hatta taraftarlar parti liderlerinden daha ileri boyutta birbirine sataşır. İşin kötüsü, seçimden sonra liderler bir araya gelir ama taraftarlar onu da beceremez. Uğruna kavga ettikleri liderler bir araya gelir, yer içer ve hatta birlikte hükümet kurar ama taraftarlar seçimden sonra da kavgayı bir tür sürdürür.

     Normalleşmiş bir toplum değiliz. Seçim sistemi olan bir ülkede sürekli seçimler olur, biri gelir, öteki gider. Bunların çok normal şartlar altında yapılması gerekir. Ama bizim toplumumuzda seçimler neredeyse bir savaş havasında geçer. Sanki ölüm-kalım mücadelesi veriliyor.

     Biz toplum olarak ne zaman hakaret etmeden, küfretmeden, tahkir etmeden, düşmanlık yapmadan, buğz beslemeden ve medenice, insanca, ağır başlılıkla, fikir adamı olarak, Müslüman olarak, insan olarak konuşmayı ve tartışmayı öğreneceğiz? Bizim kaderimiz olmamalı hep kavga etmek.

     Birileri seçimi milliyetçiliğin alameti, ötekisi Müslümanlığın göstergesi, diğeri vatanseverliğin nişanesi olarak telakki eder. Kimileri de cennet ve cehenneme giden yol alarak görür seçimi. Seçime gereğinden fazla anlam yüklenildiğinde, seçim savaşa dönüşür ve seçim sonuçları üzerinden küfürleşme başlar.

     Seçimlerin anlamsız olduğunu söylemek istemiyorum. Böyle bir görüşüm de yok. Demem o ki, madem seçim sistemini kabul etmiş ve seçime gitmeyi benimsemişiz, seçim tercihleri ve seçim sonuçları üzerinden kamplaşma, karşıtlık ve düşmanlık üretmemeliyiz.

     Bütün partilere ve yandaşlarına söyleyecek bir sözüm var: Eğer seçimden yanaysanız seçimden önce de sonra da seçmene saygı duyacaksınız, tehdit ve hesap sormaya kalkmayacaksınız. Eğer seçimden yana değilseniz, seçim sistemini reddedin, seçime katılmayın ve ülkeyi kimin idare edeceğini atamaktan yana olduğunuzu ifade edin.

     Önce seçim ile atama arasında seçiminizi yapın ki, bu ülke ve bu millet normal bir seçim görsün.


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum