Ali Bilmez

Ali Bilmez

Yazarın Tüm Yazıları >

ÖLÜM

A+A-

 

Amansız bir sükût kaplar her yanı.

Perdesi aralanmamış sırlara sahip o andır artık.

Kapaklarını kaldırmaya takati kalmamış bir çift göz,

Ve dönmüyor artık dil, duyulmuyor hiçbir söz.

Dönmüyor artık akrep ve yelkovanı saatlerin.

O ürkütücü ağırlığıyla ölüm, zayıf omuzlarındadır artık sözlerin.

Bir kelebeğin sessizliği ve hafifliğinde olsun diye titizce seçilir o en bilindik kelimeler…

Hâlbuki yeni kazılmış toprak kokusu çoktan sarmıştır zamanı.

Ve gözyaşlarında yeşermektedir artık anılar, ağıtlara sığmayan yıllar.

Yine zamansız ve yine erken gelmiştir bu hiç unutulmaması gereken nasihat,

Taşı kalpten ağır bir mezardır artık o, yerlere ve göklere sığdırılamayan hayat.

 

“De ki, doğrusu kendisinden kaçmakta olduğunuz ölüm, sizi mutlaka yakalayacaktır.” (Cum’a Suresi, 8)

 

Bilgisi herkesçe malum ve olgusu kesin kabul gördüğü halde, insanların kendisinden ısrarla kaçmayı ve onunla hiç karşılaşmamayı umduğu başka bir benzeri olmayan şeydir ölüm. İnsanların ekseriyeti ölümü bir son veya yok oluş olarak görmez. Kabul etmez. Ancak böyle bir gerçeklik karşısında insanların bu denli kayıtsızlığı ve pervasızlığı gerçekten üzerinde çokça düşünülmeyi hak ediyor.

Neden?

Neden karşılaşmaktan kurtuluş imkânımızın olmadığı ölümü kendimize bu kadar uzak görüyoruz?

Ya da neden bir son değil, yeni bir başlangıç olduğunu kabul ettiğimiz bu zamana hiç erişmeyecekmiş gibi yaşıyor ve onu hesaplarımıza dâhil etmiyoruz?

Bir sahâbî Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’e:

“–Hangi mü’min daha akıllıdır yâ Rasûlâllah?” diye sormuş.

Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- de şöyle buyurmuştur:

“–Ölümü sıkça hatırlayıp, ölümden sonrası için en iyi hazırlık yapan kimsedir. İşte gerçek akıllı insanlar onlardır…” (İbn-i Mâce, Zühd, 31)

Aklımızla övünür, zekâmızla dünyayı yönettiğimizi sanırız. Kılı kırk yararcasına dünya işlerimizi planlar, hesaplarız. Bu günümüze evvelden, yarınlara çoktan hazırızdır. Muhtemel ve alternatif çözümlerimiz, çözümlemelerimiz vardır her daim yedekte. Hatta sadece bize değil, yedi neslimize dairdir bunlar.

Eyvallah yapalım bu hesapları. Zira bir asır yaşamak vardır bu dünyada ve bin bir hali vardır dünyanın değil mi? Pe ki ya tarih kitapları, kutsal metinler, antik kentler, kalıntılar ve gökleri delmeyen mezarlıklar… Buralarda bahsi geçenler, peygamberler, krallar, imparatorlar, yaşayanlar ve yaşananlar kaç asırlık?

Hiç düşünüyor muyuz? Yaşadığımız yılları veya yaşayacağımız yüz yılı hiç bunlarla mukayese ediyor muyuz?

Eğer yaşadığımız veya yaşayacağımız sürenin gerçekten de kısalığının farkına bu mukayese ile varabilirsek işte o an değerini anlayabiliriz zamanın. İşte o zaman şunu anlarız ki birlikte yaşadıklarımızdan daha çoktur görmediklerimiz ve sahibi olduğunu zannettiğimizden daha uzundur bizi bekleyen zamanın aslı.

Evet, mademki sahip olduğumuz ömür belirli ve geçmiş ile gelecek zamana kıyas götürmeyecek denli kısadır. O vakit şu soruyu her daim kendimize sormamız ve dostlarımıza hatırlatmamız gerekir.

Ölüme ve sonrasına ne kadar hazırlıklıyız?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.