1. YAZARLAR

  2. Rıdvan SADIK

  3. OKU İDİ İLK AYET...
Rıdvan SADIK

Rıdvan SADIK

kuranveahlak
Yazarın Tüm Yazıları >

OKU İDİ İLK AYET...

A+A-

Kuran'ı doğru okuyan, doğru anlayan, doğru anlatan ve doğru yaşayanlar yoksa bu en büyük tehlikedir!

 

Şimdi yaşananlar gibi!

 

 İslam dünyasının hali gibi!

 

Dincilerin bütün kötülük ve münafıklıkları Kuran adına yapmaları gibi!..

 

KURAN SİLAHA DÖNÜŞTÜRÜLMÜŞ VE BİRBİRİMİZİ YOK ETMEK ÜZERE ELİMİZE VERİLMİŞ!.

 

İngiliz başbakan Gladsotone’un “Kuran’ı Müslümanların elinden almalıyız.” İfadesine aldandık ve Kuran’ı elimizden aldılar zannettik!

 

Hayır, tam aksine Kuran tehlikeli bir silah haline getirilerek Müslümanların eline verilmiş ama bu silah öyle şeytanca kurgulanmış ki Müslümanlar bu silahı sadece birbirlerini öldürmek üzere kullanıyorlar!

 

“Yok canım sende?”  Ya da “Nasıl olur?” filan demeyin olup bitene iyi bakın ve iyi anlayın!

 

 Işid Müslümanları neye göre öldürüyor?

 

Kuran’a göre!

 

El Kaide neye göre öldürüyor?

 

 Kuran’a göre!

 

Taliban neye göre öldürüyor?

 

 Kuran’a göre!

 

Hizbullah neye göre öldürüyor?

 

 Kuran’a göre!

 

İslami grup ve cemaatler birbirlerini neye göre yok etmek istiyor?

 

Tabii ki Kuran’a göre! 

 

Müslüman halk neye göre soyuluyor?

 

Kuran’a göre!

 

 Âlimler(!) “Yolsuzluk hırsızlık değildir!” derken neye göre söylüyorlar?

 

 Kuran’a göre!

 

 Demek ki Kuran çok büyük tehlike!..

 

 Peki,  Allah’ın “yaşatmak için” gönderdiği kitap nasıl olur da öldürücü yok edici bir silah olabilir ve oldu?

 

 Bunu anlamak hiç de zor değil!

 

 Bunu başarmak için iki şey yapmışlar!

 

 1-Önce Müslümanların ufkunu açan, anlama kavrama yeteneğini geliştirecek eğitim sistemi yerine tam aksine Müslümanların anlayışını körelten ve öldüren, onları robotlaştırıp mankurtlaştıran eğitim sistemleri kurmuşlar!

 

2- İkinci olarak da tarikat ve cemaatler kurmuş ve Müslümanları birbirlerine karşı örgütlemişler ve sonra da ellerine Kuran silahını(!) vermişler!..

 

KUR'AN ŞİFA DEĞİL ÖLÜM KAYNAĞIDIR!..

 

Kuran’ın şifa kaynağı olduğu ve anlamadan, kavramadan okudukça şifa bulunacağı ifadesi çok sinsi bir yalan ve aldatmacadır!

 

Daha da ötesi afyondur!

 

Eğer böyle olsaydı İslam dünyası kan, kin, nefret ve gözyaşı deryası değil huzur deryası olurdu!

 

Olurdu, olması gerekirdi zira şu an İslam dünyasının her yerinde gürül gürül Kuran okunuyor!

 

İşte bütün bunlar gösteriyor ki Kuran’ın şifa olduğu ve anlaşılmadan okunmasının bile yeteceği Müslümanlara kurulmuş sinsi, uyuşturucu ve öldürücü tuzaklardan biri hatta en önemlisidir!..

 

Evet, Kuran tabii ki şifa kaynağıdır ama sadece bir şartla!

 

Anlaşılmak şartıyla!..

 

Zira, bütün metinler “anlaşılmak” için yazılmıştır ve "anlaşılmak" için okunurlar!..

 

Gelelim günümüz müslümanlarına...

 

Müslümanlar zikir çekerek ya da sokaklarda tekbir getirerek"Allahuekber" yani "Allah büyük" diyerek Allah'ın büyüklüğünü ispatlamaya ve onaylamaya çalışıyorlardı .

 

Hâlbuki Allah en büyük âlimdi.

 

Kâinatı kendi yarattığı kendi koyduğu bilimin kanunlarıyla yönetiyordu.

 

“Allah büyük” demekle Allah büyük olmazdı!.

 

O kanunları bilmeden, anlamadan, tanımadan Allah'ın büyüklüğünü anlamak mümkün değildi.

 

Kâfir diye küçümsediğimiz Batılılar, Allah’ın bizim görmediğimiz büyüklüğünü görmüşler ve bilim sahasında yaptıkları çalışmalarla Allah’ı yücelttikçe yüceltiyorlar .

 

Kuran ve peygamberin bütün ısrarlarına rağmen Müslümanlar Allah’ın eşsiz sanatını eşsiz programını, eşsiz yazılımını görmezden gelirken diğer yandan da sokak sloganlarıyla “O” nu kuru kuruya büyütmeye çalışıyorlardı.

 

Allah yine ısrarla Müslümanların birlik beraberliğini istiyordu ama Müslümanlar da ısrarla ve isyan edercesine birbirlerine çelme takmaya, birbirlerinin kuyusunu kazmaya devam ediyorlardı.

 

Allah’ın kardeşlik, birlik ve beraberlik isteklerini Müslüman olmayanlar anlamışlar ama Müslümanlar yine ısrarla ve inatla anlamak istemiyorlardı.

 

Müslümanlar “Allahuekber” sloganını en çok da birbirlerine karşı da kullanıyorlardı.

 

Allah’ın büyüklüğünü inanmayanlara değil birbirlerine ispatlamaya çalışıyorlardı.

 

Daha doğrusu birbirlerine üstünlük taslıyorlardı!

 

Müslümanların cihattan anladıkları şey birbirlerini beğenmemek, dışlamak, aşağılamak, birbirlerine sataşmak, ağız dalaşı yapmak, slogan atmak ve fitne- fesat çıkartmaktı.

 

Dolayısıyla Müslümanlar ısrarla ve inatla Allah’a karşı gelerek “O”nun isteklerini hiçe sayarak “O”nun sanatına ve eserlerine saygı göstermeyerek Allah’ı küçültmeye çalışıyorlar ama diğer taraftan da sokaklarda, gazete, dergi köşelerinde ve ekranlarda “Allahu ekber” sloganları atarak akılları sıra Allah’ı yüceltmeye çalışıyorlardı.

 

Sanki Allah’ın bu basiretsiz, ferasetsiz, beceriksiz ve geçimsiz Müslümanların yüceltmelerine ihtiyacı vardı!

 

Bu aslında bilerek ya da bilmeden Yüce Sanatçı’nın sanatıyla ve “Yüce Âlim”in ilmiyle alay etmekten başka bir anlama gelmiyordu.

 

Kendisini seveceğiz, seviyoruz, yüceltiyoruz diye alay eden ahmak Müslümanlara Yüce Allah da tokat üstüne tokat vuruyordu ama Müslümanlar bunu hâlâ anlamıyordu!

 

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” ( Zariyat Suresi 56. Ayet )

 

Müslümanlar bu ayeti maalesef yanlış anlamışlardır.

 

Daha doğrusu yaklaşık iki üç asırdan hatta belki de dört beş asırdan beri yanlış anlıyorlar.

 

Zira ibadet sadece namaz, hac, oruç, zekât, zikir vs. değildir.

 

İbadet genel anlamda Allah’ın büyüklüğünü teslim ve tasdik ederek şükür etmektir.

 

Dolayısıyla “O”nun kâinattaki eserlerini bilimini ve sanatını bulmak da “O’nun büyüklüğünü teslim ve tasdik ederek şükretmektir!

 

Allah'ın insanın hizmetine sunduğu her şeyi bulmak, uğraşmak ve bunu insanların hizmetine sunmak da bir ibadettir.

 

Hatta belki de en önemli ibadettir.

 

Zaten ibadet kelime anlamı olarak Allah'ı anmak, şükür etmek ve saygı göstermektir.

 

Allah'ın bir bilim ve program üzerine mükemmel olarak yarattığı ve yaşattığı kâinattaki ve insan bedenindeki bu formülleri ve bu programı bulup Allah'ın yüceliğini teslim etmeden ve insanların hizmetine sunmadan bütün bu mükemmelliklerin sahibi nasıl anılabilir, O’na nasıl şükredilebilinir, nasıl saygı duyulabilinir ki?

 

Hele bir düşünelim usta bir ressamın sanat gücünü ve eserlerindeki mükemmelliği anlamadan, kavramadan O'nun ustalığını anlamak hakkını teslim etmek mümkün olabilir mi?

 

O sanatçının eserlerini incelemeden o eserlerdeki mükemmelliği bir eleştirmen ustalığıyla görmeden O sanatçının sanat gücü, ustalığı nasıl anlaşılabilir ki?

 

Dünyanın ve insanlığın hayran kaldığı böyle bir sanatçının eserlerini hiç tanımadan O büyük sanatçıya “Ben seni çok seviyorum, sen büyük sanatçısın” demek o sanatçıya yapılabilecek en büyük hakaret değil midir?

 

O büyük sanatçıyla alay etmek değil midir?

 

İşte şu an İslam dünyası maalesef belki hiç farkında bile değil ama yaptığı ibadetlerle Yüce Yaratan’ın büyüklüğünü teslim etmiyor aksine O’nunla alay ediyorken Batılılar da tam aksine yine belki hiç farkına bile varmadan yaptıkları bilim, sanat, spor, sağlık ve teknoloji çalışmalarıyla Allah’ın büyüklüğünü teslim ediyorlar!

 

Neymiş efendim insanlar Allah'ı tanımıyormuş?

 

Bize ne kardeşim insanlar Allah'ı bulmuş bulamamış!

 

Peki, biz tanıdık da ne oldu?

 

Sanki biz Allah'ı bulmuşuz da o sonsuz kudret ve merhamet sahibini tanımışsız da başkaları kalmış!

 

Eğer biz "O" nu gerçek tanımış ve bulmuş olsaydık zaten şimdi olduğu gibi hiçbir dayatma içine girmezdik.

 

 İnsan güzel olanı, gerekli olanı, mükemmel olanı arar ve bulur.

 

Eğer güzel, gerekli, mükemmel, harika ve muhteşem olanı bulmuşsak "O"nu en güzel, en gerekli, en mükemmel, en harika ve muhteşem bir biçimde de sunmaya çalışırdık!

 

Peki, biz ne yapıyoruz?

 

Biz o bulduğumuzu zannettiğimiz “Hayal bile edemediğimiz kadar güzel, harika, olağanüstü ve muhteşem gücü” sokak mantığı ve üslubuyla, işportacı ağzı ve mantığıyla tanımlamaya ve tanıtmaya çalışıyoruz.

 

 Hülasa kâinatın en nadide çiçeğini, kıt aklımızla, berbat ruhlarımızla, yağlı tulumlarımızla insanlara sunmaya ve “O” mükemmel imajı gölgelemeye, kirletmeye hakkımız yoktur!..

 

Hayal etmekte ve tanımlamakta bile güçlük çektiğimiz bir güzelliği bir mükemmelliği kirli pasaklı ellerimiz ve dillerimizle başkalarına tanıtarak insanları "O" güzellikten uzaklaştırmaya ve onların ebedi hayatını karartmaya hakkımız yoktur! 


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum