1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. Öğütüm mü Eğitim mi?
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

Öğütüm mü Eğitim mi?

A+A-

 

 

     Çok yoğun bir bilgi kirliliği ile karşı karşıyayız. Her kulvardan ölümcül hamleler ile rakipler birbirlerini alt etmeye çalışmaktalar. İktidar partisi AK Parti ile kürsülerden sular seller gibi gözyaşı döken Hocaefendi arasında bilinmeyen bir danışıklı döğüş almış başını gidiyor. Eğitimden anlayan anlamayan herkesi almış bir telaş, durmadan röportajlar verilmekte, yorumlar yapılmakta. Dershanecilik sektörü büyük bir kan kaybına doğru yuvarlanmaktadır.

     Konuşması gerekenler konuşamamakta, konuşmaması gerekenler, kanal kanal dolaşıp nutuk çekmekteler. Siyasiler, topçular, popçular, şeyhler, müridler, tarikat ağaları durmadan yorum yapmaktalar.

     Bir tek onlar konuşmadılar; Eğitim uzmanları, psikologlar, sosyologlar, toplum mühendisleri ve ana babalar…

     Eğitim devlet tekelinde olduğu sürece her daim devlet nazarında değişimler ve gelişmeler olacaktır. Bireyi yetiştirme ve geliştirme devlet denetiminde olduğu zaman yeni projeler ve reformların yapılması kaçınılmazdır.

     Oniki yıllık AK Parti iktidarında; ulaşımdan sanayiye, tarımdan sağlığa onlarca alanda ciddi ilerlemeler ve gelişmeler kaydedildi. Bunların dışında kangren halini almış olan Kürt ve Kürdistan sorununun barışçıl yollarla çözülmek istenmesi de eklendiği zaman doksan yılda yapılamayan on yıla sığdırıldı. İşte tam da bu noktada o karanlık güç ve odaklar her imkânları ile saldırıları tekrar çoğalttılar. Ülkenin muassır medeniyetler seviyesine ulaşıp, tam bağımsız, gelişmiş, halkıyla barışık ortadoğuda lider bir ülke olmasını istemeyenler senaryolarını tekrar yazmaya başladılar.

     Ağaç eylemleri ile tüm marjinalleri, hipapçıları, balicileri, femenleri, homoları vb. toplumda yer edinemeyen tüm unsurları bir araya getirip ülkenin barış ve kardeşlik havasını söndürmeye çalıştılar. Tüm iktisadi ve enformasyon ağları ile bu kargaşayı ve kaosu körüklediler. Ama bunda başarılı olamayınca bu sefer kaleyi içten feth etmenin peşine düştüler.

     Eğitim Bakanlığının kısa, orta ve uzun vadede belirlediği stratejiler üzerine ÖSYM sınav sisteminin değişikliği, ortaöğretim kurumlarının dönüştürülmesi, 652 sayılı Teşkilat Kanunu ve 222 sayılı ilköğretim ve eğitim kanunlarında yapılan değişiklikler ile dershanelerin dönüştürüleceği zaten biliniyordu. Bununla ilgili çalışmalar Milli Eğitim eski bakanlarından Hüseyin Çelik döneminden itibaren zaten başlanmıştı Talim Terbiye Kurulu tarafından hazırlanan eğitim ve öğretim programlarının devlet okullarında ciddi anlamda uygulanması ve sınav sisteminin de bu doğrultuda hazırlanması halinde dershane dediğimiz paralı öğretim kurumlarına zaten ihtiyaç duyulmazdı.

     Türkiye Cumhuriyeti'nin Eğitim Bakanlığı dışındaki kurumlarının ciddi anlamda değişim ve dönüşümü gerçekleştirdikleri gerçeğini gözönünde bulundurursak; Eğitim Bakanlığı'nın ne kadar zor ve çetin bir sınav içerisinde olduğunu daha iyi anlamış oluruz. Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim ve öğretimin devlet tekeline alındığı bir anlayışın değişmesinin zor olduğunu herkesin bilmesi gerekir. Eğitim anlamında daha alınacak çok zorlu bir sınav varken (anadilde eğitim, eğitimin özel vakıf ve dernekler aracılığı ile halkın ihtiyaçları ve beklentilerine göre verildiği eğitim kurumlarının açılması vb.) meseleyi dershane boyutuna hapsetmek en büyük paradokslarımızdan bir tanesidir.

     Hükümet bu noktada inkılap kanunu olan Tevhid-i Tedrisatı değiştiremeyeceğine göre eğitim anlamında halkın beklenti ve ihtiyaçlarına, devlet erki olarak kendisi çözüm getirmek zorundadır. Eğitimin şimdilik devletin görev alanının dışına çıkması imkânsız ise devlet eğitim alanındaki tüm değişimi halkın beklenti ve ihtiyaçlarına göre yapmakla yükümlüdür. Ortaöğretim kurumları zorunlu eğitimin son halkası ve eğitim devlet okullarında parasız ve devletin görevi ise devleti idare etmekle görevli hükümetin eğitim alanındaki değişiklikleri halkın yararına ise buna destek olunması gerekir.

     Mevcut eğitim sisteminin öğütücü, tektipçi, sorgulayamayan, düşünemeyen; his, duygu ve merhametten yoksun, menfaatperest, bencil ve acımasız mekanik bireyler ürettiği gerçeği apaçık ortada iken eğitimde yeniliklere karşı çıkmak en büyük yanlışlardan biri olur. Hastasını tamir edilecek bir makine ve para veren müşteri, öğrencisini baş belası, ailesinin başından savdığı geveze velet, memurun kendisine kayıtsız şartsız itaat etmesini beklediği köle, müşterisini yolunacak tavuk olarak algılayan okumuşlar bu eğitim sisteminin içerisinden üretilmişse; yapılması gereken şey eğitimde değil yenilik kökten dönüşüm olmalıdır.

     Bu kökten dönüşüme bir yerlerden başlanması gerekir. Eğitim (öğütüm) ayrılan kaynak ve insan gücü bakımından ilk sıralarda yer almaktadır. Bu eğitim sistemi eğer gerçek anlamda düşünen, sorgulayan, empati yapan, kendisine, ailesine, toplumuna ve insanlığa yarar sağlayacak bir nesil inşa etme şeklinde neticelendiriliyorsa takdir etmek gerekir. Mesele bu açıdan değerlendirildiği zaman yapılan değişim ve dönüşümler halk açısından fayda ve yarar sağlayacaktır…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum