1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK İÇERİSİNDE BİR NESİL
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

ÖĞRETİLMİŞ ÇARESİZLİK İÇERİSİNDE BİR NESİL

A+A-

 

Kitle iletişim araçlarının en üst seviyede geliştiği günümüz dünyasında yalnızlık ve depresyon zihnimizi mahkûm eden en büyük prangalar olarak görülmektedir. Bu prangalara mahkûm olmayan neredeyse hiç kimse kalmadı etrafımızda. İnançlısından, ateistine kadar her kesimden insanın bu mahkûmiyeti yaşadığına tanık oluyoruz. Çaresizlik, umutsuzluk, geleceği görememe ve maddi kaygılar hemen hemen herkesin zihnini meşgul eden psikolojik hastalıklar halini aldı. Kurtuluş reçetesi olarak sayısız çözüm önerisi sunulduğu halde bu reçetelerin çözüme katkısı ne yazık ki sınırlı olmaktadır. “Çaresizlik duygusu” dediğimiz bu hastalıktan kurtulmadığımız sürece de çözüme yaklaşmamız mümkün görünmemektedir. Çözüme uzak bu çaresizlik içerisinde gün geçtikçe ruhsal sorunlarımız artacaktır.

Kazanılmış başarısızlık sendromu veya öğrenilmiş çaresizlik sendromu, organizmanın göstermiş olduğu tepkilerin sonuca ulaşmaması durumunda, sonucu değiştiremeyeceğine karşı oluşan inanç ile gelen bir ruh hâli durumudur. İnsanlarda zamanla oluşan başarısızlıklar karşısında kişinin bir şeyleri başarma isteğini günden güne kaybetmesi sonucunda, belli bir konuda veya genel olarak başarısız olacağına dair bir inanç geliştirmesi ile kendini gösterir. (https://tr.wikipedia.org/wiki/Kazan%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_ba%C5%9Far%C4%B1s%C4%B1zl%C4%B1k_sendromu_(psikoloji))

Öğrenilmiş çaresizlik, bir durumda sürekli olarak olumsuz tepki alma sonucu ortaya çıkan başarısızlığı kökten kabullenme durumudur. Bir çok deneyim sonucunda başarısızlıkla karşılaşıp kabullenmek ve bunu ilke edinmek o kadar güçlü bir psikolojik etkidir ki kişiyi içinden çıkılamayacak bir girdaba doğru hızlı adımlarla ilerletir. Ve başarısızlığın önündeki tüm engeller kalksa da kişi başarısız olacağına inandığı için engelin kalkmış olduğunu fark bile edemez.

1965 yılında, “öğrenilmiş çaresizlik” deneylerinin bir numaralı ismi Martin Seligman’ın köpekler üzerindeki deneyi. “Learned Helplessness” yani “Öğrenilmiş Çaresizlik.”

Martin Seligman’ın deneyindeki köpekler iki farklı kafese yerleştiriliyor. Bu kafeslerin zeminine yerleştirilen bir düzenekle köpeklere elektrik veriliyor ama kafesler arasında bir fark var: Kafeslerden birinde köpeklerin basarak elektrik şokunu durdurabilecekleri bir düğme bulunmakta. Diğer kafeste, durdurma düğmesi yok. Köpeklere belli aralıklarla elektrik şoku veriliyor ve bir süre sonra elektrik şokunu durdurma düğmesi yer alan kafesteki köpekler, düğmeye basmaları gerektiğini öğreniyorlar. Şok verildiğinde de düğmeye basarak çektikleri acıyı durduruyorlar. Diğer kafesteki köpekler ise bir durdurma düğmeleri olmadığından yalnızca “çaresizlik deneyimi” yaşıyorlar. Bir süre sonra bütün köpekler başka bir kafeste toplanıyor, yani şok durdurma düğmesi olmayan kafeste… Yalnız kafesin çitleri, köpeklerin kaçmalarına elverişli; son derece alçaltılmış durumda. Elektrik şoku verildiğinde düğmeli kafesten gelen köpekler, çitten atlayarak kafesten kurtulmayı başarıyor ama durdurma düğmesi olmayan kafesten gelenler kafeste kalıp elektrik şokuna maruz kalmaya devam ediyor.

Birinci kafesteki köpekler, elektrik şokunu durdurabileceklerini ve bunu yapabilmek için bir yol aramaları gerektiğini öğrenmişler. İkinci kafesteki köpekler, sadece çaresizliği öğrendiklerinden elektrik şokunu durdurmak için hiçbir girişimde bulunmamış, pasif bir şekilde şokun bitmesini beklemişler. Çaresizliği öğrenmiş olan bu köpekler, farklı bir ortama yerleştirildiklerinde de şoktan kaçamayacaklarına inanmaya devam etmiş, tamamen özgür ve diğer kafesten gelen köpeklerle eşit şartlara tabi oldukları halde acıdan kaçmaya teşebbüs dahi etmemişler! Martin Seligman, teorisini şöyle özetler: “Ne zaman ki bir kişi, yaptığı şeyin küçük de olsa fark yaratamayacağına kendini ısrarla inandırırsa, kendini çaresiz hissedecek ve hiçbir şey yapmamayı tercih edecektir.”

Pireler, farklı yükseklikte zıplayabilen hayvanlar. Bilim insanları, pireleri 30 cm yüksekliğindeki cam bir fanusun içine koyar ve metal olan zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler, zıplayarak kaçmaya çalışırken tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin sıcaktır, tekrar zıplar ve tekrar cama vururlar. Defalarca tekrarlanır bu… Sonuçta pireler, o zeminde 30 santimden fazla zıplamamayı öğrenir. Deneyin ikinci aşamasında tavandaki cam kaldırılır ve zemin tekrar ısıtılır. Görülür ki pireler yine eşit yükseklikte yani 30 cm zıplamakta. Yani tavandaki camın kaldırılması pirelerin daha yükseğe zıplamalarına olanak sağladığı halde hiçbiri buna cesaret edemez. “Cam” engel olmaktan çıksa da pireler artık zıplamaktan vazgeçmiştir. Belki 1-2 cm daha yükseğe zıplasalar, fanustan kurtulacakken sonucun bir şeyi değiştirmeyeceğine inandıklarından bunu denemezler bile!

Sirklerdeki “eğitimli” filleri düşünün. Filler çok küçük yaşlardan itibaren büyük kazıklara bağlanır, kaçmamaları için. Yıllar geçer, filler büyüdükçe kazıklar küçülür ama filler kaçmaya yeltenmez!

Turna balığı akvaryuma diğer minik balıklarla beraber konur. Ve onları afiyetle yer durur. Daha sonra turna balığı ile diğer balıkların arasına cam bir engel konulur. Turna balığı her saldırısında cama toslar. Ve sonunda “çaresizliği” öğrenir. Cam paneli kaldırdıklarında ise minik balıklar ve turna, akvaryumun her yerinde yüzmeye başlarlar. Turna balığı çok sayıda minik balığın ortasında açlıktan ölme pahasına hiç birisini yakalamaya yeltenmez…

Çocuk, “anne, tabakları ben götüreyim mi?” diye sorduğunda anne, çocuğun gelişiminden çok tabağın kırılmamasına odaklandığı için “elleme kırarsın; sen daha küçüksün!” diyecektir. Çocuğun ne kadar yiyeceğini anne belirler. Hangi mesleği seçeceğini kabiliyeti ve yeteneği dikkate alınmadan aile belirler. Sevmese de bazen kiminle evleneceğini de aile belirler. Gönülsüz evlilikten de hayırsız evlatlar meydana gelir.

Böyle bir davranış tarzı çocuğun kabiliyetlerini körelterek kendine olan güvenini zedeler. Bunu hayatın her boyutuna taşıyabiliriz. Ben yapamam diyen bir öğrenci, takdir edilerek eğitilirse başarıyı daha kolay yakalar. Zaten bizi “sizden adam olmaz” diye eğitmediler mi? Bu tarz eğitim modelleri yüzünden kendisine güveni olamayan çaresiz ve bunalımda olan nesiller yetiştirmedik mi? Düşünemeyen, sorgulayamayan, eleştiremeyen bir kuşağın medeniyet yolunda herhangi bir katkısı olmayacaktır. Aksiyon yerine durağanlık, üretim yerine tüketim anlayışı bu şekilde yerleşir. Birilerinin yaptığı her türlü olumsuz uygulama çaresizlik içerisinde çok olağanüstü başarılarmış gibi kabullenilir İyi şeylerin cezalandırıldığı, fena uygulamaların ise teşvik edildiği bir ortamda iyi sonuçlar beklemek

beyhude bir çabadan öteye geçemeyecektir. Yapılan araştırmalara göre “Bilgiyi temel alan akademik veya zihinsel zekâ adı verilen faktörün başarıya katkısı, sadece yüzde dört-beş dolaylarında olduğudur. Gerisi kişinin “yapacağım” düşüncesiyle gayret etmesidir. Biz kaybettik bari yeni nesle haksızlık yapmayalım. Kendisine saygısı ve güveni olan, aklını en iyi şekilde kullanabilen, yaratıcı, farklılıklara saygı gösteren, eleştiren, sorgulayabilen, farklı düşüncelere ve yaşam tarzlarına tahammül gösteren, toplumum tüm kesimlerine saygısı olan, çevre bilincine sahip, canlıların tümüne merhamet gösteren bir kuşak yaratamazsak medeniyet yolunda ilerlememiz mümkün olmayacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.