1. YAZARLAR

  2. Azad SERHILDAN

  3. Öfkenin Teorik ve Pratik Açılımı
Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN

Azad SERHILDAN
Yazarın Tüm Yazıları >

Öfkenin Teorik ve Pratik Açılımı

A+A-

Genellikle birikmiş negatif hallerin ruhta oluşturduğu doygunluğun taşması neticesinde meydana gelen öfke, bazen de öznel aykırı durumlara karşı gösterilen ani tepkiler şeklinde oluşmaktadır. Oluşum tarzı nasıl olursa olsun, sonuçta olumsuz durumlara olumsuz tepki verme öfkenin özünü teşkil etmektedir.

Duygusal boyutlu bir kavram olan öfke, çoğu zaman gururdan doğan küstahlıktan ileri gelir. Kendini beğenişin meydana getirdiği merkezi rol, bireyin özünü olduğundan fazla gösterme hastalığına duçar olmasına yol açar. Bu beğeniş, siyasi arenada umumi bir hal alırken, toplumsal bazda bireyler arası ilişkilerde farklı düşünüş, duyuş ve hayal ediş tarzları şeklinde bireysel bir konuma bürünmektedir. Farklılıklar üzerine inşa sürecini tamamlayan her bir birey, kendini gerçekleştirme idealiyle mükemmelliğe ulaşmaya çalışmaktadır zannınca. Aslında diğerlerinden ayrı olduğunu hissetme ve algılama gurura zemin hazırlayan başat etkendir. Diğerlerinden ayrılık ve bu ayrılığın oluşturduğu farklılık, diğerlerinin onu sorgulama yetkisini otomatikman ortadan kaldırır anlayışı vücut bulur “öz”olan varlık tarafından. Eğer “dıştakiler” onun eksiklerini ve kusurlarınıdillendirip bundan da arınması gerektiğini ifade ederlerse, kendi kafasında kurgulamış olduğu mükemmellik idealizasyonu lekelemiş olurlar. Bu durum, onda tarifi mümkün olmayan iç sıkıntılara yol açarak muhataplarına karşı hoş olmayan ifadeler kullanmasına sebep olur. Negatif söylemleri kullanması, ondaki sözde farklılığın neden olduğu kendisini üstün görme anlayışının vücuda getirdiği gururun dışa vurumudur aslında. Böyle durumlarda kullanılan üslup da kızgınlığıifade edecek tarzda bir biçem özelliği taşır. Bu stil, ondaki öfkenin dile yansıyış şeklidir. Ses tonunun yüksekliği ve jest ile mimiklerde kendini gösteren tavırlar, ondaki öfke boyutunun varmış olduğu düzey hakkında bize malumat verecektir şüphesiz.

Bireysel bazdaki öfke, sınırlı sayıdaki bireyi kapsadığından ötürü, etki alanı dar olan bir öfke tarzıdır. Devletsel ya da grupsal temeldeki öfke ise, kitlelere dönük olduğundan etki düzeyi geniş bir alana yayılan genel bir yayılım biçimidir. Özellikle, anlayış ve düşünüşyetilerinden çok hisleriyle hareket eden toplumlarda, öfkenin yol açtığı trajik durumlara sık sık rastlamaktayız. Bu tür toplumların yaşadığı ülkelerde çok basit mevzularda bile büyük gerginliklerin yaşandığını müşahede etmekteyiz. Bilhassa kırsal mekânlarda yaşayan insanlarda öfke hissinin daha fazla olduğunu görmekteyiz. Ama ilginçtir ki, öfke sonucu meydana gelen dramatik vakalardan sonra pişmanlık duygusunun gün yüzüne çıktığı da aşikârdır. Mevlan Celaleddin-i Rumi’nin dediği gibi, “Her öfkenin sonu pişmanlıktır”. Fakat öfke anında aklın işlevsiz hale gelmesi, sağduyulu davranmaktan uzaklaştırıyor insanları. Olumsuz durumlar çıktıktan sonra geriye dönüş belki de en çok arzulanan istemdir. “Keşke” bu esnada, sihirli bir sözcük haline gelir adeta. Bu sözcük geçmişe özlemi yansıtabilen en can alıcı kelimedir aslında. Ama geriye dönüş mümkün müdür? O esnada tüm yapılanlar göz önünde canlandırılır. “Ben bunu nasıl söylemiş ya da yapmış olabilirim.” nakaratı sık sık tekrarlanır. Birey artık vicdanıyla başbaşadır. İçimizde gizli bir kırbaç taşıyan cellât, sürekli rahatsızlık uyandırmaya başlar insan ruhunda. Huzursuzluk had safhaya ulaşarak, bireyin tüm motivasyonunu ortadan kaldırır ve yalnızlık şarkısı hüzünlü bir melodi eşliğinde sessizce çalmaya başlar.

Öfke, ya yüz ve el hareketleri halinde ya da dil vasıtası ile fiziki müdahale şeklinde kendini ortaya koyar. Öfkenin dışa yansıyışının belirtileri olan bu göstergelerden jest ve mimikler öfke boyutunun asgari seviyede olduğunu gösterir. Fakat bedensel hareket biçimleri, bazen de dil ve fiziki müdahaleye güç yetiremeyenlerin elinde en büyük silah haline bürünebilir. Dille ifade edilen öfke, belki de en can alıcı öfke aracıdır. Kullanılan ifadelerin sertlik düzeyi ve incitici tarzda olması ruhta kalıcı izler bırakabilir. Özellikle hakarete kaçan ifadelerin kullanılması ve üslubun keskin olması insanın duygu dünyasında med-cezirlerin yaşanmasına yol açabilir. Öfkenin dilsel boyutu, beyinde alev haline dönüşen karmaşık fikirlerin muhataplar tarafından daha da alevlendirilmesi sonucu biçimlendirildiğinden, istem dışı olarak meydana gelmektedir aslında. Etki-tepki ikileminin dayanılmaz boyutlara varmasından neşet ettiği için yarı masumiyet özelliği de taşımaktadır bu kısım. Öfkenin fiziki boyutu ise, gerçekte ruhtaki acıların artık dayanılmaz boyutlara vardığını gösteren en büyük göstergedir. Jest ve mimikler ile dilsel ibarelerin yetersiz kaldığı durumlarda devreye girer fiziki müdahale. Diyaloğun ve bağın bir daha kolay kolay düzeltilemeyeceğinin açık bir işaretidir. Siyah rengin hakim olduğu, mavi rengin ise iyice silikleştiğini gösterir bize bu an. Yepyeni bir atmosfere girişin ilk adımıdır aynı zamanda. Eskiyi terk edişin artık vaktinin geldiğin, yeniye kapı aralamanın gerçekleşme temennisinin vücut bulması için dilekte bulunulduğu bir sınır çizgisidir fiziki müdahale boyutu ve öfkenin varabileceği son noktayı gösterir bize.

Öfkenin kaynağı olarak, öfkeye yol açan öznenin yaptığı sübjektif hatalar gösterilebilir. İşlenen hata ya da hatalar nefret hissine yol açarak gerginliklerin oluşmasına zemin hazırlar. Hataların işlenmesinde duygu boyutunun düşünce yetisinin önüne geçmesi yatmaktadır. Akıl yetisinin tali planda kalmasıyla beraber, deneyimsizliğin de hataların işlenmesinde ciddi manada etkisi söz konusudur. Tecrübî yaşam sahası noktasında hem yaş olarak hem de birikim olarak noksanlık, bireyin hata işlemesinde önemli ölçüde rol oynamaktadır. Özellikle ergen çağında bulunan genç insanlar, kendilerini dünyanın merkezinde görmelerinden ötürü işledikleri onca hatanın farkına bile varamazlar. Hatalarının farkına varabilmeleri için, hem birikim olarak hem de yaş açısından kendilerinden daha üstün olan kişilerin uyarılarına ihtiyaçları vardır. Ama günümüzün modern(!) bireyci tavırları, onların başlarına buyruk hareket etmelerinin alt yapısınıoluşturduğu için, bu zaman dilimindeki deli(!)kanlı olarak adlandırılan kesim, bildiklerinden şaşmamaya çalışırlar. Bununla beraber işlenen hatanın farkına varılmakla birlikte, o hatayı tekrar etmek de traji-komik bir tabloyu ortaya çıkarır. Aynı hatanın tekrar edilmesi, öfkenin adeta maksimum düzeye çıkmasına neden olarak, yürekte onulmaz acıların oluşmasına sebebiyet verir. Sabrın dayanma gücünün kalmadığını, kalamayacağını gösterir tekrar edilen hatalar ve ruhta kalıcı izler bırakır.

Öfkenin olumlu ve olumsuz olmak üzere iki boyutlu bir yapısı vardır.İnsanoğlunu hareketli ve dinç kılma noktasında pozitif bir yönü söz konusudur daima. Özellikle bireysel meseleler dışındaki toplumsal ve politik meselelerde tavizsiz bir yaşam tarzına sahip olan insanlar için öfke, olmazsa olmaz temel karakteristik niteliklerden biridir. Bu insanlar öfke sayesinde ancak kendilerini koruyabilirler. Öfkenin negatif yönü ise, insani bir zaaf noktasıolarak karşımıza çıkmaktadır. Öfkesine hâkim olamama kişinin kendi öz benine söz geçirememesi anlamına gelir. Öfkesini tutma aslında duygusal ve şehevi boyutun dizginlenmesi demektir. Burada öfkenin zıddı olarak sabır kavramıyla karşı karşıya geliriz. Didaktik metinlerde ideal bir bireyin sahip olmasıgereken önemli niteliklerden biri olarak sabır kavramı sık sık işlenmiştir.İlahi dinlerde de yüce yaratıcı tarafından elçilerde bulunması gereken en önemli vasıflardan biri olarak sabır özelliğini görmekteyiz. Yaşam süreci içinde verilecek olan içe dönük bir eğitim ve çeşitli fiziki ve psikolojik ezalar bireyin sabır noktasında istenilen düzeye gelmesi babında olumlu bir işleve sahiptir. Yani öfkenin asgari seviyeye indirilerek sabrın ön plana çıkarılması, yaşam dizgesinde verilecek nazari malumatlar ve eyleme dönük baskılar vasıtasıyla mümkün hale gelir.

Öfke kendiliğinden meydana gelmeyip, muhatabın varlığına binaen ortaya çıkan bir duygu türüdür. Genel babda negatif hallerin vuku bulmasında insanı harekete geçiren temel histir. Kontrol altına alınıp bastırılması için ciddi efor harcanması gereken bu his, insani yaşam savaşımında belirleyici bir fonksiyonu sahiptir şüphesiz.

Önceki ve Sonraki Yazılar