1. YAZARLAR

  2. Altan TAN

  3. ÖCALAN’DAN GÜLEN’
Altan TAN

Altan TAN

Altan TAN
Yazarın Tüm Yazıları >

ÖCALAN’DAN GÜLEN’

A+A-
Türkiye ilginç bir ülke. Hele medya için adeta bir haber cenneti. Bu gün ne yazalım, hangi konuyu işleyelim diye bir sıkıntıları yok. Her gün bomba gibi bir haber patlıyor. En az bir hafta, bazen bir ay aynı konu konuşuluyor. Daha bu haberin dumanları tüterken, yeni bir haberin bombası patlıyor.

Abdullah Öcalan’ın her hafta avukatları ile yaptığı görüşmenin notlarının internet sitelerinde yayınlandığı hepinizin malumu. Gerçi bazen Temmuz ayında denizde fırtınalar çıktığı veya daha bir gün evvel sapasağlam olan kosterin arızalandığı gerekçeleriyle bu görüşmelerin engellendiği oluyor ama yine de avukat ziyaretleri devam ediyor.

Öcalan, kamuoyuna ve PKK’ye vermek istediği mesajları avukatları aracılığı ile iletiyor.

Avukatların son görüşme notları oldukça ilginç.

Öcalan özetle, Gülen cemaatinin de PKK gibi Türkiye ve Ortadoğu’da dikkate değer bir güç olduğunu, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Ortadoğu’nun yeniden dizayn edilmesinde her iki gücün de çok önemli roller üstlenebileceğini, PKK’nin samimi dindarlarla bir sorunu olmadığını söylüyor.

Bu değerlendirmeden sonra, Malazgirt’ten başlayarak, Çaldıran, Mercidabık, Ridaniye ve en son Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı’nda devam eden bin yıllık Kürt-Türk birlikteliğinin günümüz şartlarında yeniden ve doğru bir düzlemde inşa edilmesi gerektiğinin altını çiziyor.

Bizim magazine meraklı medyamız, bu sözler üzerine hemen; PKK-GÜLEN ittifakı gibi spekülatif yorumlara başladı.

Hemen söyleyelim;

Kimsenin kimseyle bu anlamda bir ‘İTTİFAK’ kurduğu yok.
Herkes kendi yolunda yürümeye devam ediyor.
Ancak bu ‘yolda yürümenin’ şekli ve güzergâhına yeni bir ayar veriliyor.

Bu yeni ‘AYAR’ şeklini şöyle anlayabiliriz:

1.Türkiye’deki siyasi güç dengesi değişiyor ve daha da değişeceğe benziyor.

Kemalist paradigmayı 1930’ların mantığı ile yürütmek isteyen ve İmralı’da da etkili olan askerdeki ve yargıdaki çevreler güç kaybediyor.

2.Uluslararası güç odakları askeri vesayet rejimini sürdürmek isteyen statüko yanlılarına destek vermiyor.

Bir zamanlar ‘Bizim laiklik anlayışımız silahlı kuvvetlerin laiklik anlayışı ile aynıdır’ diyen ve Kürt sorununu Kemalistlerle çözebileceğini düşünen çevrelerin hesapları da tutmuyor.  

Öcalan, bu yeni güç dengesini iyi okuyor ve yeni oluşan/oluşmakta olan dengelere göre konuşlanıyor.

3.İslami grup ve cemaatler Kürt politikalarını değiştiriyor.

1950’ye kadar rejim muhalifi olan, ancak Demokrat Parti ile birlikte siyaset değiştiren ve gittikçe Ümmetçi İslam anlayışından koparak; sağcı, milliyetçi; devleti, bayrağı ve vatanı kutsayan Türk-İslamcı bir anlayışa kayan dindar Müslümanlar Kürt sorununu yeniden sorguluyor ve daha demokrat bir çizgiye doğru evriliyor.
Bu doğrultuda Abant Platformu’nun 2007’de Abant’ta, 2008 başında Erbil’de yaptığı toplantılarda ‘Kürtçe ana dille eğitim en meşru haktır, hiçbir şekilde tartışılamaz’ kararının altına yüzlerce aydın imza koyuyor.

Statükonun yedeğinde bir duruşla, Kürtlere ‘Önemli olan etnik kimlik değil, dini kimliktir, hepimiz kardeşiz; size din verelim, Kürtlüğünüzden vazgeçin’ politikası iflas ediyor.

4.Kürt sorununu çözmeden Türkiye’nin hiçbir şekilde rahat edemeyeceği, ayağa kalkamayacağı, değil bölgesel bir güç olmayı, değil Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar gitmeyi HABUR’dan öteye, bir müddet sonra ise Habur’a bile gidemeyeceği anlaşılıyor.

5.PKK, Türkiye’deki ve Ortadoğu’daki İslami çevrelerle çatışarak Kürt sorununu çözemeyeceğini, çözümün ancak İslami çevrelerin doğru bir çizgiye gelmeleri ve onlarla şiddetten uzak ve karşılıklı anlayışa dayalı bir diyalogla mümkün olabileceğini görmeye başlıyor.

6. Kürtlerin bir bölümü etnik Kürt kimliği etrafında örgütlenerek laik/seküler hayat tarzını benimserken, önemli bir bölümü dindarlıklarını da en az Kürtlükleri kadar önemsiyor, muhafaza etmek istiyor.

Daha kestirme bir ifade ile dindarlığı ve Kürtlüğü birbirine muhalif ve alternatif olarak görmüyor; Kürtlükten de, Müslümanlıktan da vazgeçmek istemiyor.
Kürt siyasal hareketi de bu durum karşısında ideolojik zeminden ‘ulusal-milli’, Kürdistani bir düzleme doğru kayıyor.
Bu tespit ve analizleri uzatmak mümkün.
Medyadaki feryat ve figana, kışkırtmalara ve süreci sabote edici yayınlara da kulak asmamak;

‘YENİ TÜRKİYE’nin kodlarını doğru okumak lazım.

Kodları doğru okumadan Türkiye bilgisayarına yeni bir format atmak mümkün değil.
Yazının başında da dediğim gibi;
Kimsenin kimseyle bir ittifak kurduğu yok.

Gülen Hareketi de, PKK de AYRI YOLLARIN yolcuları.

Herkes kendi yoluna devam ediyor, edecek de.
Sadece olan biteni ve bundan sonra olacakları doğru bir şekilde anlamak ve karşılıklı olarak şiddet ve birbirini imhadan da uzak durarak;

Geleceğe yürümek gerekiyor.

OZGUNDURUS

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.