1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Öcalan :"İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp'idir"
Öcalan :"İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp'idir"

Öcalan :"İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp'idir"

A+A-

"Kürd Halk Önderi" Guatanamo`da Haftalık basın açıklamasını yaptı. 

Avukatları ile olağan haftalık görüşmesini gerçekleştirdi. olağan basın açıklamasında Öcalan, , "Radyom halen sorunlu. Ancak ayakta özet haberleri dinleyebiliyorum. Gazeteleri veriyorlar ancak önemli haberleri keserek veriyorlar. Gazeteler, gazete olmaktan çıkıyor, anlamı kalmıyor. Okuduğum kitabı değiştirmek isteğim ancak dört beş gün sonra yerine getirilebiliyor. Bu sıkıntılar devam ediyor. Bu durumlar gerginliğe neden oluyor. Bu hücre cezası 10. Hücre cezası oldu. Bunun nedenlerini anlatmaya çalışacağım. Neden bana bu hücre cezaları veriliyor, buna yoğunlaştım. Bu hafta odamı tekrar aradılar. Tuhaf bir aramaydı. Her tarafı dağıttılar, 12 saatte ancak düzeltebildim. Oysa daha yeni aramışlardı. Bunu niye yaptılar bilmiyorum. Ancak burada yaşananların idareyle bir ilgisi yok. Onları aşan bir durum, idare kendisine söyleneni yapıyor. Burada yaşananlar direkt Başbakan'ın bilgisi dâhilinde yapılan şeyler. Burası Kriz Merkezi'nce yönetiliyor ve Başbakan'ın sorumluluğundadır."

Bunlar sanıyorum beni toplumsal bir fenomen olarak görüyorlar !

"MGK eski sekreteri Tuncer Kılıç benim için 'onu her gün öldürüyoruz' demişti. Bu politikalar, merkezidir. Benim bunlara karşı direnmem klasik tarzda olmaz. Klasik ölüm orucuna girmek istemem, benim sorumluluklarım var. Onlar da bunu bildikleri için üzerime geliyorlar. Benim esnek bir iradem var. Bunu kolay kolay kıramazlar. Onlar da bunun farkındadır. Bunlar sanıyorum beni toplumsal bir fenomen olarak, toplumsal bir kişilik olarak görüyorlar. Beni, kendi politikaları önünde engel olarak görüyorlar. Bunların burada yaptıkları kendi politik çaresizliğinin, bitmişliğinin bir sonucudur. Ergenekon'un da deşifre edilme sebebi İmralı politikalarıydı. Beni buraya getirdikleri zaman benimle görüştüler. Bana görüşmede, "bu sorunu kendi aramızda çözelim" dediler. Bu söylem bana mantıklı geldi. Ben de zaten bunu söylüyordum. "Bu sorunu kendi aramızda çözelim" diyordum. Bu nedenle bu söze itibar ettim, ciddi görünüyorlardı. Ama zaman gösterdi ki bunlar dürüst ve ciddi değiller, oyalama ve taktiksel yaklaşmışlar. Herhalde bunlar devlete "Apo'yu kontrol altında tutuyoruz. Apo'yu ve PKK'yi bitiriyoruz, tasfiye ettik, ediyoruz" diyorlardı. PKK'yi denetim altına almaya çalışıyorlardı. PKK içerisinde bazı kişilerle ilişki halindeydi. Veli Küçük onlar, 'PKK bizim kontrolümüzde, PKK'yi bitiriyoruz' diyordu. Ama sonra gördüler ve anladılar ki, beni tasfiye edememişler, bitirememişler. İngiltere fark etti ki, böyle bir şey yok. PKK kontrolde değil. Tolon onlar İmralı sistemini inşa eden kişilerdi. Bu nedenle bunların tasfiye sürecini başlattılar. Ergenekon'un tasfiyesi benimle ilgiliydi, ben bitirilmek isteniyordum ama beni bitiremediler, kontrol altına alamadılar, bunu anlayınca da Ergenekon'un tasfiyesi sürecini başlattılar."

Guatanamo^dan Basın Açıklaması !

"Ben buraya getirildiğimde İngilizler, benim hakkımda iki söz söylemişlerdi; 'Öcalan kaynar kazana konuldu' değerlendirmesi yaptılar. Kaynar kazan İmralı sistemiydi. Yani kazan kaynayacak ve içinde her türlü şey olacaktı. İmralı sistemi İngiliz planıydı. Buraya proto-Guantanamo diyorum. Diğer bir söz de "dar bir alanda it dalaşı, it boğazlaşması olacak"tı. Yani dar alan burasıydı, burada taraflar boğuşacak şeklinde düşünüyorlardı. İmralı sistemiyle Türk-Kürt çatışması yaratılmak isteniyordu. Nasıl bir boğuşma, it boğuşması. İşte beni buraya getirip bizi birbirimize düşürüp böylece kontrol altına almaya çalıştılar ama ben bunu da boşa çıkardım. Darbe de yapmak istediler, yapamadılar. Konjonktür buna uygun değildi, izin vermediler. Bu sistemi neden geliştirdiler; İngilizler, beni iyi tanıyorlar, iyi biliyorlar. Birçok ajanlarını gönderdiler, bizden geçtiler. Benim denetim altına alınamayacağımı, denetim altına girecek bir kişilik olmadığımı tespit ettiler. Yani modern kişilik dedikleri, dayattıkları kişiliği kabul etmeyeceğimi iyi biliyorlardı, bunu tespit ettiler. Yani beni modernize edemeyeceklerini, modernitenin kalıplarına hapsolacak bir kişilik olmadığımı anladılar. Bu nedenle beni gözden çıkardılar. Onlara göre modernize, kontrol altına alınmak, kapitalist modernizenin denetimine girmektir. Ben savunmalarımda kapitalist moderniteyi açıyorum. Daha derinlikli tartışıyorum. Ben kapitalist modernitenin denetimine girmeyerek onlar için tehlike oluşturdum, bu nedenle İmralı sistemi geliştirildi. Daha önce de ta '90'lı yılların başında bunu fark ettiler. Doğan Güreş de '92'deki o büyük operasyon için İngiltere'den icazet aldı. Şimdi de aynı şeyi yapıyorlar. Türkiye'ye "PKK'yi bitirin, bitirebilirsiniz" diyorlar. Bu bir oyundur."

Kani ile Botan beni anlayamadı !

"İlk savunmam olan İmralı savunmamda da -ki bu en yumuşak savunmamdır- hâkime okuduğum savunmamda bunları belirttim. Demokratik cumhuriyeti değerlendirdim, hâkime de ifade ettim. Demokratik uzlaşının olması gerektiğini söyledim. Çağımızın çözümünün demokratik uzlaşı olduğunu dile getirdim. Bunun gerekli olduğunu, bu anlaşılmazsa sorunun çözümsüz hale geleceğini belirttim. Ama anlamadılar. Onlar anlamak istedikleri gibi yorumladılar. Osman, Botan ve ayrılanlar da bunu yanlış yorumladı. Osman'ın kişiliği iyi incelenirse daha iyi anlaşılır. Osman, Botan, ayrılanlar değişimi anlamadılar. Zannettiler ki Amerika gelince her şey düzelir. Tabi bunlar iktidar, ideoloji nedir, ideoloji nasıl örülür, iktidar nasıl oluşturulur, bilmiyorlar. Bilgileri ve teorileri buna yeterli değil. Ben o zaman da söylemiştim. Bu stratejik-taktik değişimdir. Demokratik Cumhuriyeti daha sonraki savunmalarımda daha derinlikli daha kapsamlı açtım. Kani, Osman onlar da bunu yanlış yorumladı. Demokratik uzlaşıyı Amerika'nın, onun bunun denetimine girmek olarak yorumladılar. Bunların hepsi İngiliz oyunları, İngiltere dayatmaları, Başbakan bunlara uyuyor. Bu İngiliz oyunlarının tarihsel bir geçmişi var. Bütün Ortadoğu'yu, İslam âlemini nasıl denetim altında tutacaklarına ilişkin politikaların sonucudur. Türkiye'deki bankaların bile çoğu yabancıların eline geçmiş. Bunlar Duyyun-i Umumiye'den daha kötü bir durumdur. İngilizler, Osmanlı devletini nasıl paylaşacağının, nasıl denetimi altına alacağının hesabını yapıyordu. Daha sonra da Almanların da Osmanlılara etkisi oldu."

Bıji Mustafa Kemal..

"Mustafa Kemal bütün bunları biliyordu. O dönem bunlar Mustafa Kemal'i denetim altına almak için yapıyorlardı. Mustafa Kemal bunları gördü, bu oyunları boşa çıkarmaya çalıştı ama İngilizler, Mustafa Kemal'in hareket etmesine izin vermediler bu nedenle ancak Cumhuriyeti ilan edebildi, daha ileriye gidemedi. Mustafa Kemal, düşünsel anlamda demokratik cumhuriyeti istiyordu. Ancak bunu uygulamaya teorik ve pratik gücü yetmiyordu. Mustafa Kemal'i suçlamıyorum. O dönemki ilim de buna müsait değildi. Mustafa Kemal bu nedenle ulusalcılığı aşamadı. Kaynağını hatırlamadığım bir yerde, Mustafa Kemal ölüm döşeğinde iken İngiliz elçisini çağırmış; 'alın bu devlete ne yapmak istiyorsanız yapın' demiştir. İlginç olan Mustafa Kemal ölüm döşeğindeyken bunu yapıyor. Ben bu sözün nedenini çok düşündüm. İlginçtir Kopernik ölümünden iki gün önce sorduklarında 'dünya dönüyor, dönüyor' demiştir. Bunu daha önce söyleseydi başına gelecekleri; çok zor durumda kalacağını, zor koşullarda yaşayacağını, hatta öldürüleceğini biliyordu. Mustafa Kemal de ancak ölüm döşeğindeyken İngiliz elçisine 'alın bu devleti ne yapmak istiyorsanız yapın' diyebiliyor. Daha önce, üç yıl, bir yıl önce söyleyemezdi, söyleseydi başına gelecekleri biliyordu. Zaten 57 yaşında öldü! Önemli nokta, savaş 2.Dünya Savaşı başlarken ölmesiydi. Onun ölümü de en az Ecevit'in ölümü kadar 'vakıa olarak' önemlidir. İngilizler Mustafa Kemal'i çok iyi tanıyordu. Mustafa Kemal de İngilizlerin gücünü biliyordu. Bir ara İnönü'yü Başbakanlıktan aldı, sonra çocuklarına miras bıraktı. Bu, İnönü'ye duyduğu saygı gereğiydi. Mustafa Kemal daha ölüm döşeğindeyken İnönü'nün ölüm haberini alıyor. O da İnönü'nün çocuklarına miras bırakıyor. Sonra İnönü'yü peygamberleştirmeye çalıştılar."

İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp'idir

"İsmail Beşikçi, benim devlete karşı görüşlerimi bilmiyor mu? Neden böyle konuşuyor? İsmail Beşikçi Kürtlerin Ziya Gökalp'idir. Ziya Gökalp Türkler için ne idiyse İsmail Beşikçi de Kürtler için öyledir. Beşikçi Durkheim sosyolojisinden, Marksizmin en katı halinden ve Ziya Gökalp'ten etkilenmiştir. Kendisi katı bir pozitivisttir. Bunlar hiç değişmiyorlar. Şimdi Güney'de Kürt devleti kurulmakla Kürtler özgürleşecek mi? Hayır. Amerika her şeye hâkim. Bunlara göre Kürt mücadelesi eşittir Kürt milliyetçiliği, Kürt milliyetçiliği eşittir Kürt devleti. Her şeyi böyle görüyorlar. O çok güvendiği adamları Güçlü, Kotan onlar nerede? Buraya gelen avukat Ahmet Zeki Okçuoğlu nerede? Suriye'de İran'da Irak'ta Türkiye'de ayakta olan, direnen bizleriz. Bunların bir eylemi, bir tepkisi var mı? Bir miting bile yapabiliyorlar mı? Hayır. Ben Cumhuriyete karşı olmadığımı söyledim. Ne var bunda, yanlış mı? Yanlış bunun neresinde? Cumhur halk demek, Cumhuriyette Cumhurdan geliyor. Eğer insanlar özgürce bir arada yaşayabileceklerse bu durumda ben bölünmeye karşıyım. İsmail Beşikçi'ye söylüyorum, her bölünme devrim değildir. Onlara göre bir devlet kurulsa her şey biter, sorun çözülür! Ermenileri Anadolu'dan çıkartarak Ermenistan'a sıkıştırdılar. Size devlet kurduk dediler, sorun çözüldü mü? Hayır. Bunlar gerçek Ermeniler değil. Gerçek Ermeni halkından kopuk bir devlet. Şimdi de Kürtleri Güney'e sıkıştırıp sorunu çözdük diyecekler! Ama bunlar gerçek Kürtlerden uzak bir devlet. Hepsi sahte devletçikler. Güney'de kurulan devlet, gerçekten Kürt devleti mi olacak! Kürt halkını Amerika mı temsil edecek ? Talabani Barzani mi temsil edecek? Hayır. Hiçbirisi Kürt halkını temsil edemez. Ben de temsil etmem. Kürt halkı kendi kendisini temsil eder. Kürt halkının tercihi ne Apo, ne Talabani ne Barzani ne o ne bu? Kürt halkının tercihi kendi özgür iradesidir. "Ama ben burada da hiçbir zaman teslim olmadım, olmam da. İsmail Beşikçi bunu iyi bilsin.: "Beni burada hangi koşullarda yaşıyor sanıyor. Burada, odamın penceresinden görünen iki ağaç vardı, şimdi yok, iki gün önce onları da kestiler. Bunu aslında anlatmak istemiyordum ama artık anlatıyorum. Bu ağaçları niye kestiler? Bu ağaçlara kuşlar konuyordu, kuş cıvıltıları oluyordu, rüzgâr estiğinde hareketleniyordu, yeşillikti, benim bunları, canlı varlıkları görmemi istemiyorlar. Bu nedenle kestiler, baktığımda artık ağaç göremiyorum. Benim bir ağacı bile görmeme tahammül edemiyorlar. Yine geçen gün odamı darmadağın ettiler. Bütün evraklarımı, mektuplarımı dağıttılar. Mektuplarımı bağlayacak bir ip bile bırakmadılar, parçaladılar. Bu dağınıklığı düzeltene kadar ayakta kalacak halim kalmadı. Teslim olsam durum böyle mi olurdu? Ben burada bu koşullarda her gün zehir yerim ama Amerika'nın, İngiltere'nin ve hiçbir gücün denetimine girmem. Burada olmamın sebebi de onların denetimine girmediğimdendir."

Marksizmi aşalı çok oldu.!'

"Marksizmi aştığımı söylemiştim. Milliyetçiliğin Marks'ı bile etkilediğini söylüyorum. Marks'ın yaptıkları İngiliz ve Alman milliyetçiliğini aşamadı. Milliyetçiliğin de İbrani kabileciliği tarafından oluşturduğunu söylüyorum. Yani bir kabile milliyetçiliği olduğunu söylüyorum. Şimdi ben kendi milliyetçiliğimi dayatırsam sen kendi milliyetçiliğini dayatırsan sorun çözülür mü? Ben bunu aşmaya çalışıyorum. Bu milliyetçilik nasıl Marks'ı denetimi altına aldıysa beni de denetim altına almaya çalıştı. Ama ben, Marks'ı ve Lenin'i aştım çok daha derinlikli düşüncelere ulaştım. Ama Beşikçi onlar bunları aşamadılar. Ben her türlü milliyetçiliğe, bilimciliğe, dinciliğe, cinsiyetçiliğe karşıyım.
Alman ve İngiliz milliyetçiliği Türk milliyetçiliğini de etkilediler. Türkiye'de Türkçülüğü savunanlar Türk mü? Yönetim kademesindekiler; Şu anki Araplar, gerçek Araplar mı? şu anki Kürtler gerçek Kürtler mi? Hayır. Bunların hepsi yapay, sahtedir. Türkeş onları ortaya çıkardılar, sonra da bu İngiliz milliyetçiliği Erbakan'ı devirip, Demirel onları iktidara getirdiler. Otuz yıldır da bugünkü iktidar için hazırlık yaptılar. Otuz yıldır iktidarda olan İngiliz kliğidir. Melik Fırat, Şeyh Said'in torunu. Ancak Şeyh Said'in mirasını yedi, kırk yıl milletvekilliği yaptı, Kürtler için ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Ben Şeyh Said'e saygılıyım. Şeyh Sait'le ilgili çözümlemelerim var. Melik Fırat, Şeyh Said'in mirasını satmıştır."

siyaset bilimcisiyim Kendimi siyaset teorisyeni olarak tanımlayabilirim.

"Ben daha önce de buradan liderlik yapmadığımı, yapamayacağımı belirtmiştim. Bunun doğru olmayacağını söylemiştim. Zaten doğru da bulmuyorum. Çünkü ben biliyorum ki demokrasi, bir kişiyle gelmez. Bir kişinin söylemesiyle, bir kişinin talimatıyla demokrasi oluşmaz. Ben dâhil Kürt halkı kimseye tabi olmasınlar. Halk kendi öncülerini seçer, öncü görevini layıkıyla yerine getirmezse onu değiştirir, bir başkasını seçer. Ama ben bir siyaset felsefecisiyim, siyaset bilimcisiyim Kendimi siyaset teorisyeni olarak tanımlayabilirim. Benim bilgi birikimim, siyaset teorisyenliğimi gösteriyor. Ben bu nedenle buradan düşüncelerimi ifade ediyorum. İnsanlar bunları kullanıp değerlendiriyorsa bu onların kendi özgür tercihleridir. Ben kimseye benim için eylem yapın demedim. Ama İran, Irak, Suriye ve Türkiye'de bu kadar insan sokaklara dökülüp kendi ağızlarıyla Apo diyorlar. Ben bunları yapın demedim. Ama bu insanlar beni gönüllerine yerleştirmiş. Buradan benim için eylem yapan, tepkilerini ortaya koyan insanlara da şunu ifade ediyorum; siz benim için bu demokratik tepkinizi ortaya koymuyorsunuz, kendiniz için bu tepkileri ortaya koyuyorsunuz. Kürt halkı benden çok daha acınacak haldedir. Benim bütün amacım Kürt halkına demokrasiyi özümsetmektir, onları yönetmek değil, kendi kendilerini yönetecek duruma gelmelerini sağlamaktır. Halkımıza da vasiyetimdir. Kimseye tabi olmasınlar, kendi özgür iradeleriyle hareket etsinler, karar versinler, bu ben olsam bile.(...)"Gazetede Adnan Oktar'ın benimle ilgili ilanını gördüm. İlginçtir ideolojik bir şekilde bana saldırmaya çalışıyor. Bunları kendi başına yapmıyor. Tabi burada anlaşılması gereken bunların dinle alakalarının olmadığıdır. Bunların gerçek amacı din değildir, İslamiyet değildir, iktidarı ele geçirmektir. Bunların gerçek İslamiyet'le bir ilgileri yok. Bu konuyu savunmalarımda 3.Cilt, Özgürlük Sosyolojisinde çok derinlikli ele aldım. Bu savunmamda kişilik olarak Hz. Muhammed'i çok değerlendirdim. O'nun önemini belirttim. Benim bu konudaki fikrim şudur; Muaviye ile beraber Hz. Muhammed İslamcılığı (gerçek İslam) kaybetmiştir. Hz. Muhammed'in gerçekleştirdiği bir devrimdir. Ondan sonraki İslamiyet gerçek İslam değildir. Ben buna Karşı-İslam diyorum, ben bu kavramı kullanıyorum. Bugün de hâkim olan Karşı-İslam'dır. Karşı İslam, Muhammed dönemindeki İslamiyet'le uzaktan yakından alakalı değildir. Hz. Muhammed'in Medine'de kıldığı ilk namaz, ilk demokratik eylemdir. Hz. Muhammed döneminde camiler, demokrasinin geliştiği, sorunların demokratik şekilde çözüldüğü yerlerdir. Buradan da halkımıza sesleniyorum; bugün de camiler demokrasinin geliştirildiği yerler olmalıdır. Ama Adnan Oktar onlar sahtekârdır, sonra mankenlerle de kadınlarla da ilişkisi ortaya çıkmıştır. Kitaplarını son derece kaliteli kuşe kâğıtlara basıyorlar. Nereden getiriyorlar bu parayı, bunların hepsini Amerika veriyor. Aslında kitapları da kendisi yazmıyor, birileri yazıyor o sadece altına imza atıyor. Müslüm Gündüzün de kullanılan biri olduğu ortaya çıktı. Bunlar halkımızı aldatıyorlar. Bunlar evanjelistler tarafından denetleniyor. Amerika'da biliniyor, evanjelist diye bir akım var. Üç dinin sentezini amaçlıyorlar. Bunlar İngilizlerin adamıdır, hepsi uluslar arası ajandır." Alevilik konusundaki düşüncelerini de bir kez daha dile getiren Öcalan, "Benim Alevilik konusundaki görüşüm şudur. Cem evi sadece ibadethane değildir. Alevilerin toplandıkları, her türlü sorunlarını paylaştıkları, çözüm ürettikleri yerlerdir.

Ah şu Kadınlar Ahh.

"Cezaevlerinden mektuplar alıyorum. Mektupta da sormuşlar, "dayanma gücünüzü nereden alıyorsunuz?" diye. Yani merakla burada nasıl dayandığımı soruyorlar. Ben dayanma gücümü zihnimden alıyorum. Her gün elli tane zihinsel devrim gerçekleştiriyorum. Zihnimle direniyorum. Zihinle direnmek önemlidir. Güzel yaşamak dedikleri şey, güzel vakit geçirmek, güzel yemek yemek, bunlar beni tatmin etmez. Bazıları Osman onlar bunları benimser. Ancak ben bunlara zerre kadar değer vermem. Dışarıda her gün güzel kadınlarla vakit geçirmek, güzel yemekler yemek, güzel hayat yaşamak dedikleri şeylerdense özgürlük için, özgürlük mücadelesi için burada her gün zehir içerim daha iyidir. Foucault'u diğer filozofları inceledim, şimdi de Hegel'i inceliyorum. Bunlardan aldığım hazzı, zihinsel devrimden aldığım hazzı, başka hiçbir şeye tercih etmem, beni mutlu etmez. Ben cezaevindeki arkadaşlar için de söylüyorum. Her gün zihinsel devrimlerini yaparlarsa cezaevleri dışarıdan on kat daha yaşanır hale gelecektir.

Ben her fırsatta kadına ilişkin görüş belirtmek istiyorum ancak koşullarım uygun değil. Bugüne kadar kadın sorununu anlamaya ve anlatmaya çalıştım. Buna devam da edeceğim. Kadınların kendilerinin isteyerek verdiği kararlar önemli. Benim için önemli olan kadınların istediklerini hayata geçirmeleri ve bu yönlü çalışmalarını devam ettirmeleridir. Kadın eşittir yaşamın kaynağı. Kadınlar yaşamın merkezidir. Kadın olmadan yaşam olmaz. Kadınların bedenleri üzerinde kurulan sömürge bütün sömürgelerin temelini oluşturmaktadır. Kapitalist sistem de buna dayanmaktadır. Ekonomi aslında kadının işidir. Ekonominin tanımını yapayım. Eski-antik Yunan'da ekonomi kadının işidir. Bütün ekonomiyi kadın çekip çevirir. Kapitalist sistemde her şeyi erkek ele geçirmiştir. O yaptıkları makinelerle de hamburger gibi bu işi kadınların elinden aldılar. Çocuk beslemek, yemek, ekonomi doğası gereği kadının işidir, erkek ne anlar bundan. Erkek bu işi kadından alarak yaşamın kaynağını da denetimi altına almıştır. Erkek yemek yapmaktan, bunu paylaşmaktan anlamaz. Ekonomi eşittir kadın, kadın eşittir yaşamın kaynağı. Kapitalist sistem ekonomiyi kadının elinden alarak bütün dünyayı denetimi altına almıştır. Kadının özgürlüğü, dünyanın özgürlüğüdür. Kadınlar erkeklere saygı göstereceğine, erkekler kadına saygı göstersin. Yani demek istediğim özgürlük temelinde, kadın üzerinde denetim olmadan, eşit şekilde, ast üst ilişkisi olmadan bu temeldeki bir erkeğin doğruluğuna ve dürüstlüğüne güveniliyorsa, kendi özgürleşmeleri önünde bir engel olarak görülmüyorsa, o zaman bunlar anlamlı olur. Yalnızlık psikolojisini aşmaları gerekiyor. Bunu nasıl yapacaklar? Zihinsel devrimle yapacaklar. Avrupalılar bu konuda daha ilerideler. Bunu beyinlerinde çözdükleri için bir adım daha öndeler. Kadınlar da bunu zihinlerinde çözerek aşabilirler. Ben evlilik, çocuk sahibi olmak için şunu söylüyorum. Bunu bir zahmet, külfet olarak görmektense milyon kere kendisini çoğaltması olarak görebilirler, böyle bakabilirler. Kadınlar her alanda örgütlenmelerini yapmalılar. Kadınlar isterlerse dünyayı değiştirebilirler. Sorunların demokratik çözümüne katkı sunabilirler. Bu temelde Batman'daki kadın mitingini selamlıyorum.

Derleme Nasnamenews(H.A)

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.