1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Niyet ve Sonuç
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Niyet ve Sonuç

A+A-

     İslam Devrimi'nden sonra Şia uleması arasında bir tartışma başladı: Ulema yönetime doğrudan mı katılsın, sivil alanda kalıp toplum adına yönetimi murakabe mi etsin? Hatt-ı İmam’ı savunanlar ulemanın yönetime katılmasını savundular; zira İmam Humeyni’nin Batılı eğitimden geçmiş aydınlara ve siyasetçilere güveni yoktu.

     Şeriatmedari gibi alimler sivil alanda kalma fikrini savundular. Mollaların devlet yönetemeyeceğini ileri süren Beni Sadr gibi aydınlar, velayet-i fakihe tavır alınca tasfiye edildiler. İran hâlâ ilginç bir tecrübe yaşamaktadır. Mısır, İhvan’ın iktidara gelmesiyle yeni bir tecrübe yaşıyor. İran’dan ve Türkiye’den farkı sivil-medeni hukuku dinlere ve mezheplere göre şekillenen bir toplumun kamu hukukunu hem otoriter/otokrat hem gayri İslami niteliğinden kurtarıp bütün din, mezhep ve başka farklı grupların kendilerini özgürce ifade edip kamu kaynaklarından adilane yararlanabilecekleri forma sokmak. İhvan’ın bazı önderleri İslamcıların bütün yumurtalarını iktidar sepetine koymanın sakıncalı olduğunu düşünüp dışarıda kalıp toplumu fikrî, ahlakî, manevî ve sosyal bakımdan takviye edip siyaseti bu yolla şekillendirmenin daha doğru olacağını savunuyorlar. Bu Hasan el-Benna’nın çizgisidir. Ancak AK Parti tecrübesini model seçenlerin etkisi daha fazla ve anlaşıldığı kadarıyla onların dediği olacak. Önceki yazıda AK Parti’nin tesadüfi, gelişigüzel ve fikri temelden yoksun kurulmadığına, İslamcılığı referans çerçevesi olmaktan çıkarıp “muhafazakâr demokrat” siyasi kimliği seçerken bilinçli bir tercih yaptığına değinmiştim. Belli bir analiz ve değerlendirme sonucunda karar verilen konseptin esası “laik düzende Müslümanca yaşamak” diyebileceğimiz zaruret fikrine dayanır. Değerlendirme şu: “Radikal laikliğin uygulandığı ve NATO-Batı sistemi içinde sıkı markaj yollarla denetlendiği Türkiye’de İslamcı parti kurmak mümkün değildir. İç hukuki mevzuat buna izin vermediği gibi, 2001’den sonra Amerika ve Batılıların literatüründe İslamcı (İslamist) “terörist”le özdeştir. Bu durumda laik mevzuat kabul edilerek siyasete atılıp prosedürler neyi gerektiriyorsa onu yapmalı, bu arada bir asırdır dışlanan, horlanan, yoksul ve yoksun bırakılan dindar kitleler takviye edilmelidir.” Bunun “laiklik zemininde siyaset yapma”yı mümkün kılan bir “fetva” olduğunu, “bir meşruiyet zemini” olduğunu düşünelim. Kötü niyet ve dünyevi salt çıkar gözetilmeden “zaruret ve maslahat” esasına göre laik siyaset yapma ruhsatının önünü açan bu fetva vücuda verilen ilaç gibidir, yan tesirlerine ve sonuçlarına bakmak lazım:

     Referans alınmayan bir fikir zamanla unutulur. Eski İslamcıların kahir ekseriyeti İslamcılığı unuttu. Ritüellerden ibaret “dindarlık/diyanet” asıl itikat, ahlak, ibadet, muamelat ve ukubat bütünü olan “din”in yerini alır. Doğasında adil olmayan, yozlaştıran bir iktidar dindarın elinde meşruiyet kazanır; dindar adaletsizliği, yozlaşmayı, haksızlığı savunur hale gelir. Sistem küresel güçlerin denetiminde olduğu için, dindarların hareket alanı küresel sistem tarafından çizilir. En dramatik olanı zarurete binaen bu formüle cevaz verenler iktidarın haksız, yanlış, hatalı uygulamalarını savunmak zorunda kalır. Tarafsız ve adil vasıflarını kaybederler. Sonuçta fetvanız bir bakmışsınız sizi de sekülerleştirmiş, millileştirmiş, devletleştirmiş, ulusal çıkar tarafına raptetmiştir. Çünkü iktidarı kullanan siyasetçiler sizin cevazınıza dayanarak icraat yapıyorlar, ellerinden başka şey de gelmiyor.

     Burada sivil İslamcılara büyük iş düşüyor. Görevleri yapıcı, adil ve hakkaniyete dayalı eleştiriler yapıp “yeni bir iktidar, siyaset ve dünya tahayyülü”ne kafa yormak olmalıdır. Mısırlılar vd. Türkiye tecrübesi üzerinde düşünürken “niyet”e değil, “sonuç”a bakmalıdırlar.

     ZAMAN

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.