Hatice Kübra Baytap

Hatice Kübra Baytap

Yazarın Tüm Yazıları >

NİRVANA

A+A-

 

 

Küçük bir kent, köy, kasaba, ne derseniz deyin adına; ben ülke diyorum namına.

Hemen hemen hiç bir yerde duyulmamış, görülmemiş, bilinmeyen bir ülke.

Yeryüzünde yapılanmış kentsel dönüşümlü, evvelinde betonlar arasında yığılmış taş köprüler;

Şehir havarileri çekmiş deniz suyunu toprakla üstünü örterek dikilmiş gökdelenler ve isyan eder düşünmeden nankörlüğünü, doymazdır çünkü insanoğlu.

Kirlilikten yakınırken kuşatır yüzgeçlilerin yurdunu.

Hesapsız çimentolar, harçlar, taşlar, kimyasalların çağa ayak uydurmasıyla istilaya uğrar balık kenti...

Kara'lar yetmez suya taşar yollar yine de doymazdır Ademoğlu.

Geçim derdi mahyası olur nefsin.

Kuşların, ceylanların, yılanların, akreplerin dahi yuvaları yerle bir edilir ve romantik aşkların hikayelerinde yer alır kuşlar, ceylanlar bakışların.

İçine kadar yerleşir akrepler.

Değil nereye, sürüngenleştiklerinin farkına henüz varmaz zavallı insanlar sinsiliğiyle bütünleştikleri yılanın ana yuvası olmuş mimaresi görsel şölenlerin ikramiyesi olur havan topları, mermiler çerez.

Nefsin mahyası uyanıklık olmuştur artık.

Çok kazanmanın, erdemliğin yolları bulunmuş, bir bir aşılan basamakların vergisi mazlum ve çocukların kat sayısıyla yok edilir yoksulluk.

Uçurtma şenliği cirolar... 

Koro halinde okunur ağıtların notaları;

Müzikal eğlencelerin maytapları korkular;

Seraplar serinletir endişeleri.

Doğayı korumak adına patlatılır dinamitler.

İnancın devamıdır köleleşen bahçıvanlar ki bahçeler taşınır saksılara.

Şark köşelerinde hayvan postları, dondurulmuş böcekler duvar süsleri...

Doğanın gözyaşlarına yummuş kulaklarını kahraman millet.

Yok kainatta bir başka örneği doğanın intikam aldığı bir başka ülke.

Birleşir yüzgeçliler.

Süzgecinden hortumlar fışkırtırken balinalar, balıklar bedduaya durur.

Burhanlardan seller akmaya başlar;

Doğa öfkeden kudurmuş volkanından kıvılcımlar sıçratır yatağından sökülen binbir çeşit renkli yeşil ağaçların, ilhamların yerine dikilen binalara,

Ardından toprak kalır mı sessiz; sussuzluğunu giderdiği okyanusun cinayet malzemesi olmaya katlanmaz o da, ayırır birden bir birinden iki dudağını ve açtığı ağzına aldığı bir lokmada yutar tüm ülkeyi.

Umut dedikleri zamana oturttular evrimi.

Yerle bir olmuş, yanmış, sulara gömülmüş bir ülke dirilir/miydi yeniden?

Umuttu işte evrimle sözleşen. Nişanları belki fosiller...

Belki adına en çok kehribar yakışırdı bu bekleyişin.

Evet, kehribar adına daha yakışık durur bekleyiş.

Yıllar belki asırlar sonra canlanır yeniden adı satırların arasında gizlenen bu ülke.

Okyanusun çalkantısıyla yosunlaşan taşlardan dağlar oluşurken yenilenir bağlar bahçeler, ormanlar doğar küllerden.

Dallarda takılma korkusu taşımayan uçurtmaları gökkuşağı gülümser özledikçe yavrulara.

Şenlikler doğal maytapları patlatan kutlamalar ki şimşeklerle coşar canlılar.

Gök ve yer arasında sera bulutlar.

Bulutlar tokalaştıkça dostça her damlası gerdekleşir kondukça buseler toprağa.

Fosforlu nadide bahçeler yetişir bin bir çeşit çiçekler renkli ve ahenkli gülistanlar, bostanlar.

Mahyalar silinmiş bu ülkede;

Yaşam beliriverir amansız ummanlarda kaybolmuş insan eli değmeden yerleşmiş zooloji tabiatın orta yerine.

Dallara, ormanlara ve insan hayranlıkla bakıp bu dünyaya kıymaz bir daha bilmeden geçmişini kendi dünyasına uyarlar ülkeyi ve sadece kendi dünyasından haberdar dostları davet eder yardıma.

Bulanıklaşmamış nefslerden enfes bir ülke el birliği ile inşa edilirken himayesi nezaket, buket buket yuvalar yerleştirilir dallara taş ve moloza ihtiyaç duymadan köprüler kurulur sağlam ve sarmaşık çıtalardan, yayvan gövdeler kolonları olur evlerin; kendinden evler evrilir ağaçlarda.

Betonsuz yol için dallar kol verir daldan dala kondurur emsalsiz halkını.

Yere basmaz ayaklar. ''Bir daha çiğnetmem'' andı şerbeti olmuş umud ve evrimin nişanında.

Toprağın ikramı vefa.

Senkronize dünyada acılara hicaz sevgi empozeli çocuklar doğurur.

Senfoni hayattan şaheser diyarlar artar;

En derin muhabbet kuşlarıyla yapılır sohbetler,

Kanatları sokakların yelpazesi yaprakların rüzgarda ıslık çalması nihavend makamında tazelenir nesiller ki çağı ayak uydurtur birliklerine... 

Bilirler en başından ,çağın yönetemeyeceğini kendilerinin yöneteceklerini çağı.

Akıl olan zamanın ibresi ibret adeta geçmiş çirkefliğe ve kötü kokulara.

Ah çocuklar! 

Dünyanın Karun'u ketum çocuklar.

Faaliyetlerin maliyeti zaman ve sevgi endeksli sözlerin güneş gölgesi imanla yoğrulan şemsiyesi inanç olan Nirvana huzmesinden minik minik ülkeler doğar.

Korkuluğu kubbeler.

Hayaller kurulmaz bu ülkede düşün kendisi olur içinde barınmayanların.

Oksijene sadakat; teneffüs araçlarına yüklenmez gafillik, gaz ve egsoz dumanların yerine şefkat ve merhamet kanatlarının çırpma sesleri ile efsun-i tılsım gibi yayılır etrafa.

İletişim şeklini en yoğun duygular alır kalpten kalbe yolculuklarla araçları olan dualar.

Göz kirliliği oluşturan tellerle sağlanmaz titreşimler Allah korkusu yeter.

Meyvesi ayetler olan bağ'ın bahçesini sulayan inci taneleri ovalar oluştururken damlalardan yetişen okyanuslar var olur yeniden.

Yüzmeden varılır komşuluklara.

Günahlarla yüklenmemiş zedelenmeyen vicdanın ağır basmadığı hafif adımlarla.

Ağlar kurulur bol nimet niyetine komşuluklardaki dost dostun ilmine muhtaç bu ülkede çoktan savrulmuş yaldızlı küller.

Feneri okyanusun şira iskelesinde dinlenir yolcular. Yolluklar takva.

Ruhların nezir olduğu olmayan beklentilerinde  gönüllerin birleştiği ortak duası Refik-i a'lâ zümresine katılmak dilenir bu ülkede...

 

Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık. (İNSAN/2)

O, hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için ölümü ve hayatı yarattı. (MÜLK/2)

Öze Dönüş Dergisi 6. sayı

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.