1. YAZARLAR

  2. Nurcan Aktay

  3. Nihayet "İnlerine Girildi"!
Nurcan Aktay

Nurcan Aktay

hurbakis
Yazarın Tüm Yazıları >

Nihayet "İnlerine Girildi"!

A+A-

Son birkaç gündür “Paralel Yapılanma” iddiasıyla gözaltına alınan polislerin haberlerini takip ediyoruz.
 
“İnlerine gireceğiz diyorduk ya, işte girdik” diyor başbakan ve bahse konu olan polislere yönelik şöyle devam ediyor: “Neymiş efendim, okuduğu hatimin beş cüzü kalmış. Nasılsa içeride beş cüzü de okursun, başka hatimler de indirirsin” diye devam ediyor. Demek ki o polislerin gittikleri yerde ne kadar kalacakları, başbakanın bilgisi dâhilinde!
 
Dört günü geçmemesi gereken gözaltı süresi sekiz güne çıkmış. Yani gözaltı süresi dört gün aşılmış. Söz konusu polislerin ifade verme sırasında zorluk çıkararak bu sürenin aşılmasına neden oldukları iddia ediliyor. Bu kadar kişinin sorgusuyla sadece bir tek hâkimin görevlendirilmiş olmasının bu sürenin aşımında nasıl bir katkısının olabileceğine maalesef değinen yok. Kaldı ki, “polisler zorluk çıkardılar” gibi bir gerekçenin hukukta hiçbir karşılığının olmadığını hukukçular daha iyi bilir. T.C yargı tarihinde bu süre ilk defa aşılıyor değil elbette. Hatta bugün gözaltı süresi aşılanlar, belki de dün başkalarının gözaltı süresini aşanlar olabilir. Buna rağmen bu hukuksuzluğa, yasadışılığa böyle bir gerekçenin öne sürülmesi, hepimizin aklıyla alay etmektir.
 
Dün geç saatlerde 11 kişi tutuklanıp, 38’i “denetimli serbestlik”le bırakıldı.
 
Konuyla ilgili haberleri bir tv kanalından sadece onbeş dakika takip edebildim. Fazlasına tahammülüm kalmadı zira. Haberleri sunan hanımefendi, iki lafın başında “paralel çete” ifadesini kurarak söz ediyor polislerden. Kendisiyle beraber stüdyoda konuyu değerlendiren iki kişi “Türk halkına” seslerini duyurmak için adeta haykırıyorlar. Sanırsınız dünyanın en bedbaht(!) insanları. Sonra birkaç vekil telefonla bağlanıyor programa. Onlar da farklı bir dil kurmuyor. “Paralel” diyerek başladıkları konuşmalarına “paralel diyerek bitiyorlar. Duyduklarım, izlediklerim karşısında hayrete düşmemek elde değil.  Bu polislerin yasadışı dinlemelerinden, özel hayatın gizliliği ilkesini ihlal etmelerinden yakınıyor, vatan hainliği, şerefsizlikle itham ediyorlar. Bir vekil “alçaklık” olarak tabir ediyor yapıldığı iddia edilen suçları. Hayrete düşmemek elde değil çünkü telefonlarımızın dinlendiğini biz yıllardır biliyor ve söylüyorken kayıtsız kalan bu adamlar, şimdi ne oldu da bu kadar duyarlı davranıyorlar. Öte yandan daha yargılanmamış insanları bu şekilde itham etmek/mahkûm etmek..
 
Biliyorum bu daha başlangıç. Başbakan da öyle söylüyor zaten. “İnlerine gireceğiz demiştik ya, işte girmeye başladık” diyor. Medyanın dili de böyle devam edecek.
 
Peki soruyorum; başbakan, diğer siyasiler ve medyanın elbirliği ile peşin mahkum ettiği bu adamlar için artık bir yargı sürecinin başlamasına gerek kaldı mı?!
 
Bundan sonra başlayacak olan yargı sürecinin sonucunu tahmin edemeyecek olan var mı?
 
Bu adamların davalarına bakacak olan hâkimin üzerinde şimdiden bir baskı kurulmuş olunmadı mı?
 
Bu ülkede başbakana rağmen karar veren bir hakimin, sonrasında hayatına kaldığı yerden devam edebilmesi mümkün mü?!
 
“Paralel” diye diye kendini paralayan! siyasilere ve medya organlarına soruyorum: Bu sorumsuz davranışlarıyla “masumiyet karinesi” ilkesini ihlal etmiş olmadılar mı?!
 
Kör bir tarafgirlik o derece kuşatmış ki herkesi, bu sorular kimse için bir şey ifade etmiyor maalesef. “Ama” diye başlıyorlar cevaplarına; “Ama onlar KCK , Balyoz, Ergenekon soruşturmalarında ve daha çok kez aynı şeyi yaptılar”  “Ama onlar, yasadışı dinlemeler yaptılar” diyorlar. Bu suçları işleyenlerin bu adamlar olduğunu daha mahkeme sonuçlanmadan nasıl biliyor ve söyleyebiliyorsunuz? Hem biz, sözünü ettiğiniz soruşturma süreçlerinde ihlaller yaşandığını, yasadışı dinlendiğimizi biliyor ve söylüyorken neden susuyor, hatta susmanın ötesinde onları koruyordunuz?!
 
Başbakanın Deniz Baykal’ın malum görüntülerini izlediği görüntüleri, Youtube'da yayınlanmadı mı? Bu görüntülerin başbakanın onayıyla servis edildiği iddia edilmedi mi? Bu iddialar ve özel hayatın gizliliği ilkesine dair eleştiriler başbakan tarafından “o özel hayat sayılmaz”  denilerek itiraz edilmedi mi? Pardon ama neden şimdi herkes yeni duymuş gibi davranıyor?! Ayrıca “ama onlar da aynı şeyi yaptılar” gerekçesi, bugün yapılanın hukuksuzca olduğunun bir itirafı anlamına gelmiyor mu? Yani neden hukuksuzluk yapıyorsunuz diye soruyoruz , “ama onlar da aynı şeyleri yaptılar” şeklinde cevap veriliyor.
 
Herşey başından beri bir ironi sanki. Sanki bugün mevzuu ettiğimiz polisler başbakanın, Gezi sürecinde sivilleri katlederek, gözlerini çıkararak “destan yazdığı polisleri” değilmiş gibi!
 
Hükümet ve “Cemaat” bir kavga yürütüyor. Şüphesiz ki bu kavgada güçlü olan taraf hükümet, çünkü kamu gücünü elinde bulunduruyor. Bu olay vesilesi ile bir kez daha görüyoruz ki bu ülkede hükümet edenler değişse de gelenekler değişmiyor. Dün olduğu gibi bu gün de yargı, güçlü olanın hasmına doğrulttuğu bir silah olarak kullanılıyor.
 
Bunca yazdıklarıma rağmen beni “Cemaatçi” olarak niteleyenlere belirtmek isterim ki bana göre Hükümet ve “Cemaat” arasında öz itibariyle bir farklılık yok. Derdim, birgün herkese lazım olabilecek, adalet üretmesini beklediğimiz mekanizmaların bu derece hoyratça araçsallaştırılması mevzuu.
 
T.C yargı tarihi kıyımlarla dolu.
 
Geçmişte “ayırımcılık olmasın diye” bir “sağdan” bir soldan” asılanları biliriz.
 
Yaşı büyük olduğu için prosedüre uydurmak için küçültülüp idam edilen Seyit Rıza’yı, yaşı küçük olduğu için prosedüre uydurmak için büyütülüp idam edilen Seyit Rıza’nın oğlunu, Erdal Eren’i ve daha nicelerini biliriz.
 
Şex Sait ve arkadaşlarını,
 
Sadece fikrettiği için 14 yılını hücrede geçiren Salih Mirzabeyoğlu’nu(ki; bunun 12 yılı bu iktidar döneminde idi),
 
Yassıada’nın çağrışımı bütün zihinlerde aynı şeyi ifade eder. O, sadece bir ada değildir bizim için mesela...
 
Bu kıyımları bir yazıya sığdırmak mümkün değil elbette. Ancak dediğim gibi, bir ortak tutuma dikkat çekmeye çalışıyorum. Aynı zihniyetin bir şiir okuduğu için mahkum ettiği Erdoğan’ın, iktidarı döneminde “başkalarına” yönelik aynı süreçlerin yaşanıyor olması zihniyette bir farklılık olmadığının bir kanıtı.
 
Hal böyle iken, bu geleneğe artık bir son verilmesi gerektiğidir bütün derdimiz, çünkü HUKUK HERKESE LAZIMDIR


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.