1. YAZARLAR

  2. Zülfikar Furkan

  3. NEWROZ MU DEDİNİZ?
Zülfikar Furkan

Zülfikar Furkan

Yazarın Tüm Yazıları >

NEWROZ MU DEDİNİZ?

A+A-

Bahar bayramı;  bereketin, aydınlığın, esaretten kurtuluşun habercisi ve özgürlüğün başlangıcı olan bir gündür. Güneş artık ekvatordadır. Aydınlık ve sıcak yüzünü bize doğru tüm görkemiyle sunmakta, usul usul yanı başımıza doğru ilerlemekte. Bu olağanüstü doğa mucizesini sevinçle karşılamaktan başka ne yapılabilir. Bizler ne ekvatorun o kavurucu sıcağında kavrulan bir halk, ne de kutupların buz kesen ortamında yaşayan bir milletiz. Sıcağı ve soğuğu mevsimlere göre hisseden, soğuk uzun gecelerde acı ve kederden birbirine sarılan, uzun yaz gündüzlerinde ise güneşin o kavurucu sıcağı altında alın terimizi bereketli topraklara akıtan çile yüklü bir ulusuz. Yaz ve kış; iki ayrı dert, bir tarafta her yerin karardığı ve kapandığı, açlığın, korkunun ve hüznün kol gezdiği bir ortam, diğer yanda ise sıcaklığın olabildiğince arttığı, toprağın susuzluktan çatladığı, suyun yerin metrelerce altına gizlendiği, kurak ve çölümsü bir ortam…

İşte böyle bir coğrafyada yaşayan insanlar için bahar mevsiminin gelişi ayrı bir ehemmiyet arz etmektedir. Her çağ ve dönemde orta kuşak ulusları bu özel güne ayrı bir önem vermişlerdir. Bu güne önceden hazırlıklar yapılır, şenlikler, şölenler ve panayırlar düzenlenir. Sevgi ve kardeşlik türküleri söylenir, barış ve özgürlük efsaneleri dillendirilir. Dünyanın her tarafında da dinsel ve ulusal bayramların asıl fonksiyonu da budur.  Hıristiyanlıktaki paskalya yortusu, eski Türklerde hıdırellez ve Yahudilerin kutladığı Hanuka… Farklı din ve ulusların buna benzer tüm bayramlarında hep sevgi, kardeşlik ve huzur ön planda yer almıştır. Bu gelenekleşmiş bayramlarda asıl gözetilmesi gereken de bu değil mi?      

Özellikle cumhuriyetten sonraki yıllarda Türkiye coğrafyasında ortaya çıkan ulusal bayramların içeriğine ve rengine baktığımız zaman, ne yazık ki böyle bir tabloyla karşılaşamamaktayız. Resmi ideolojinin bayram törenlerine bakacak olursak, içerikten yoksun, asabiyet ruhunun ön plana çıkarıldığı, diğer tüm ulusların düşman ve hain ilan edildiği, kahramanlığın sadece Türk milletinde olması gerektiğini ortaya çıkaran bir görüntüyle karşılaşmaktayız. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan diğer dinsel ve etnik ulusların kendi kültürlerinde yer alan şenlik, ayin ve bayramlarına karşı statükonun izin verdiği ölçüde bir kutlamanın olduğunu görmekteyiz. Bu sınıra yaklaşıldığı veya ihlal edildiği anlarda statükonun o acımasız eli hemen devreye girmektedir. Kendi yurttaşlarının bayramlarından çekinen, onları yok etmeyle uğraşan bunu başaramayınca da sahiplenmeye çalışan, asimile eden ve rengini değiştiren bir anlayış ne yazık ki istenilen özgürlük ortamını sağlayamıyor. 30 yıla yakındır ideolojik bir kılıfa büründürülen newroz bayramının uğramış olduğu değişimi böyle görmek lazım. Kuzey yarım kürenin orta enlemlerinde yaşayan tüm ulusların ( Türk, Kürt, Arap, Acem, Hint, Çin, Moğol, Japon ve daha sayamayacağımız yüzlerce farklı ulus ve milletin ortak sevinci) bahar bayramını siyasi bir simge haline getirip yozlaştırmaktan acı ne olabilir. Bırakın herkes istediği gibi karşılasın, ister demirci mazlum ‘Kawa’ nın zalim ‘Dehak’ ı öldürüp verdiği mesaja yorumlayalım, ister yeni gün anlamında yorumlayıp bahar bayramı sayalım. Yapılması gereken tek şey, halkın kültürü ve değer yargılarını sahiplenip birer zenginlik objesi olarak görmektir. Bu bayramı kutlamak isteyenlere gereken ortam sağlanmalı ve destek olunmalıdır.

Geçmiş dönemlerde newroz bayramlarında ortaya çıkan karanlık tabloyu bir kenara bırakıp 2008 newrozuna baktığımız zaman, geçmişteki yanlışlardan ders alınmadığını ve halkın bu önemli gününü doyasıya kutlamasına izin verilmediğini görmekteyiz…

Özellikle kutlama alanlarında güvenlik güçlerinin halka karşı (kadın çocuk ve yaşlılar) sert, acımasız ve intikam duygularıyla hareket etmeleri düşündürücüdür. Karşılarında yer alan topluluğun ülkenin asli unsurları olduğu, nüfus cüzdanlarında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı yazıldığı, vergi verdikleri, askere alındıkları ve çocuklarının devlet okullarında okudukları veya ders verdikleri bilinmesine rağmen, acımasız ve kinle saldırılması neyi ifade etmektedir. Öfkeden deliye dönen kolluk güçlerinin, karşılarında yer alan kitlenin silahsız, savunmasız, yerel giysilerle bayram kutlamasına gelmiş kişiler olduğunu görmeyerek, hücum borusunun çalınarak  ‘Allah Allah’ naralarıyla saldırmaları düşündürücüdür. Üst üste yığılıp kalan coplanıp tekmelenen ve korkudan bağrışan yerel kıyafetli kadınların sesi ve görüntüsü Ankara’dan görüldü mü?  Korkudan ilk bulduğu eve sığınmaya çalışan 60 yaşındaki ihtiyarı çekiştirerek dışarı çıkaran 20 li yaşlardaki polis memurunun arkasından yetişen diğer bir polisin, korkudan zangır zangır titreyen zavallı ihtiyarın tam suratının ortasına yumruk atması yeterince sorgulandı mı? Bu yaşlı adam direniş sergilememişti, karşı koymamıştı. Zaten polis vazife ve salahiyet kanunun ek madde 6 da polise “yakalanması gerekli kişi veya dağıtılması gerekli topluluğun direnmesi, saldırıya yeltenmesi veya saldırıda bulunması hallerinde, bu fiilleri etkisiz hale getirmek için” zor kullanabilme yetkisi vermektedir. Polisin zor kullanmaya başvurmak durumunda kaldığı haller;

a-Polisin verdiği kanuni emir ve direktiflere uyulmaması,

b-Polisin belirlediği yasal kural ve tedbirlere uyulmaması,

c-Polisin görev yapmasının engellenmesi,

d-Polise mukavemet edilmesi,

şeklinde belirlenmektedir. Hiçbir şekilde polisin savunmasız kişileri dövüp yerlerde sürüklemesi meşru gösterilemez. En fazla etkisiz hale getirip kelepçe takarsın. Tüm bunlara rağmen güvenlik güçlerinin keyfi uygulamaları ve tutumlarını gözden geçirmeleri gerekir.

Bayramların asıl fonksiyonu, birlik ve beraberlik duygularını pekiştirmesi, öfke, kin ve düşmanlık düşüncelerini bertaraf etmesi olmalıdır. Ülke bu şekilde kalkınır, milli servet değerlendirilir, yurt sathına eşit bir biçimde yayılmış sanayi, hizmet ve tarım iş kolları insanlarımıza barış, adalet ve eşitlik getirecektir. Anayasayla güvence altına alınacak etnik, dil ve din özgürlüğü, anadilde eğitim seferberliği, Türk Dil Kurumu yanında başta Kürtçe olmak üzere diğer dillerin araştırma ve inceleme kurumları, enstitüler ve üniversiteler ülkemizi çağdaş medeniyetler seviyesine çıkarabilecektir. Farklılıkları düşmanlık unsuru saymayıp zenginlik kaynağı olarak gören bir zihniyet, ülkenin kalkınmasında ve ilerlemesinde öncü konumuna gelebilecektir.

Eğitimle donatılmış, insan sevgisiyle yoğrulmuş, bilim ve tekniği özümsemiş yurttaşların ülkeye sunacaklarını düşünüp adımımızı ona göre atma zamanı geldi. Kolluk kuvvetlerinin bilinçlendirilmesi, sokağa taşan kitleleri kontrol altında tutmanın tek yolu en uygun eğitim yolunu bulup benimsemekten ve yatırım yapmaktan geçer.

Bu konuya ileriki yazılarımda değinmeye çalışacağım.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.