Hatice Kübra BAYTAP

Hatice Kübra BAYTAP

Yazarın Tüm Yazıları >

Nereye Kadar?

A+A-

 

 

"Selam!'' ile ''dost'' dedi.Ortak noktalar öyle çoktu ki dost dememek mümkün değil gibiydi.Haftalar bitti, aylar gitti, yıllar geçti, dostluk pekişti, farklılıklarımız gelişti,zinhar dostluk bitmedi.Aynı parklarda, ayrı fikirlerde, farklı masalarda, çelişkili ortamlarda dostluğu güçlendirmiştik sanki.Allah yolunda, Kur'an ağzında,hadis sırtında heybek taşmada baş edildi birçok sorunla.

Sorun denilen de meze,sohbet masasında; ha, bir de hukuk var sofrada,çiğnemeden nasıl yutulur lokma?He canım,içmeden olmaz ama ,dök yalanları gırtlağa.Masaydı,mezeydi, içmeydi, oryantal olmadan olur mu?Bir de üç maymunu oyna.(Tövbe- hâşa, Hazbinallah) Anılar rıhtımına vardıkça gazinolar gelir aklıma.Ne çaldık ne söyledik?Hani şu İpekçilik sokağında askeri gazinonun önünde duran muhafızlar gibi,atalar izinde,kıtalar peşinde,feminizm beşiğinde ne çok çalkalanıldıysa da,Datça'nın tepesinde rengarenk yanıp sönen gazino ışıklarının gözleri kamaştırması gibi kamaşmış içimizle badigartlık yapıldı epeyce.
Etten değil dilden duvar örüldü her yerde,herkese. Duvar derken,herkese derken öyle araya mesafe koymak değil, bilakis kaldırım alçaklığında alçaklıkların kaynaşması için adımlarla kalın, kapkalın, sivri duvarlar... Demeyin ne alakası var?Var işte!Var diyorsam var.Aman!dile mukayyet olmak lazım,yoksa Allah muhafaza... İyi de,Allah muhafaza olmasın mı yani ya da etmesin mi muhafaza?Niye mukayyet olalım dile?Yahu kalem yazar,kağıt saklar,suda akar,sel de yıkar,çok çok dilde diş doğar da diş de toprağa  saplar,"ya yeşerirse" diye de umut bağlar.Ağaç olsa ne yazar,kalem çıksa ne azar,dile selam asıldıkça bakmaz kambur beline, vurur kırbacı diline,haşmetle sürdükçe ileriye,görmez kaldığını geride,yerinde,ha bire yerinde dura dura girer yerin dibine, dibinde biz vardık da gördük girdiğini dibe,çektik böylece kendimize.

Hayat harmanında yoksa bir güzellik;istersen çorba iç,tatsız tuzsuz,yemeğe hasret kalır da baharatlar küflenir kilerinde.Konserveler patlar gazı birikenlerin, sıcak kavanoza sıçradı mı soğuk bir damla,sen o zaman gör için dağılımlarını.
İnsan bu,tekerlek yoksa ayağında yine de son hız ilerlemek ister hayatta.
Sözüm ona;dostluk namına ver gazı biraz da kır dök,sonra yay etrafa...Dostluk yasasının bilmem kaçıncı kuralıdır,en çok kıracaksın ki en seven değer olasın,haliyle kırmadan dost olamazsın, kırılmadan da dost bulamazsın,bulunca da saymaya başlarsın,kaya gibi sert hokka cümlelerin edebiyatla süsle ki daha bi etkili olsun.Sürükle sonra karanlığa ve ardından yak lambaları da bulan sen değil, o bulmuş olsun.
Dediydiler de hâlâ da derler; acıtmıyorsa değildir dostun ''dost acı söyler''  yalanını kana kana içtik de doymadık bir türlü,acı pazarına açtık tezgahı,bilmem kaç acıya sattık mütevaziyi,kaç çuvaldıza nezaketi...Dostluk gereği.Hepsi yalan idi.İçi sevgi dolu olan kırmaya meyilli olur mu ki?Kırılan da dost olur mu?Olunur muydu ki kırılanlar dost? Aynı ''ben'' dediklerini ''sen'' dışında gördüğünde anlarsın deyince de düşme peşine,nezdinde kalmaz kimsenin dostluk ehlinde.Hayatın kendisi dost idi de biz kapıldık cilvesine.İşte öyle bir şey.

Neydi âlimlerin ilimlerini arttırmak için tükettikleri? Ha,tamam tamam,şu yanımda duran çuval dolusu ceviz içi,içi çekirdek dolu bir de kuru üzüm nimetleri,bize yemek düşmediyse de görselliğiyle gösterdi hünerini.

"Selam!" dedim, es geçti, esip vuran kırbaç gibi içime değip geçti.Meğer dostluk bir selama indirgenmişti.Belki... Öyle değil ya da... 
Az siyasete bulaşman gerekirdi ya da uzattığı sancağı tutman tutmasan da altında durman,ayrılmadan,ne ileri ne geri, hiç sağa sola bakmadan.
Güldürdün beni beyhude,beni güldürdün handan!andan içeri geçince derunî. Oryantal kafayla sabit fikirde olanı görmeye deli...

Ne var sanki şu dolaplar doğadan koparılıp ta yukarılara asılmasa,asılırken servis araçlarına çin askısı gibi işkenceci malzemeler kramp sokmasa kola-bacağa.Kırılınca kabuk döker içini çeviz,ne de olsa ilim mezesi,demez mi "işte sana kol,ahan da bacak,yetmez mi sana bunca kramp?Nereye kadar be ahmak?"Ahmak deyince akıllanıyor bir an insan,sonra yine kramplara devam.Yetmez ama,göze kramp,kalbe kramp,vicdana kramp,kramp ta kramp,bitmeyen bu nakarat firak viyaklar gibi ...
Kamburu olmuşuz dünyanın da hayatın kramplarını an yaşamışız, an kısa sürmese bu kadar, çabuk unutulmazdı, uslanmazlık unutkanlıktan sanki.Demem o ki;kimden korktuk,neyden kaçtık, neye üzüldük,hayr'a-şer're yorduklarımız neydi? Neydi keşkeleyenler bizi? Bizim keşkelediklerimiz de var mıydı?Vardıysa krampları geçmiş midir?Geçmemişse göğün askısına asılalım,merdiven sağlam değil mi?

İman kazma,fikir azma,zikir aşma... Fedakarlık tek taraflı olunca bir yere kadar... O yeter,bu ne der,şu eder diye diye kendimizi ederiz heder.Beter olmamak için, başkalarından çok kendi kendine kendini kır parçala.Nereye kadar?..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.