1. YAZARLAR

  2. M.Yasin Haskanlı

  3. Nerede Durup Nerden Bakıyoruz
M.Yasin Haskanlı

M.Yasin Haskanlı

Yazarın Tüm Yazıları >

Nerede Durup Nerden Bakıyoruz

A+A-

Nerede durup tartışıyor ve konuşuyoruz? Konuştuğumuz ve tartıştığımızın derinliği, zaman ve mekân açısından karşılığı ve tutarlılığı nedir?  Bu soruları ne kadar ciddiye alıyor ve düşünüp çıkan sonuçlar çerçevesinde kendimizi çek ediyoruz?

Dünya elli yıl evvel ve öncesinde bugüne nispetle daha yavaş işleyen ve zamana yayılan bir değişim yaşamaktaydı. Bu durum, analiz yapan ve strateji belirleyen veya bu iki durumu yorumlayanlara bir avantajda oluşturmaktaydı. Zira yavaş işleyen ve değişen diplomasi ve siyaset, öne sürülen değerlendirmelerin belli bir zaman diliminde ayakta kalmasına olanak sağlamaktaydı. Analizler stratejiler, buldukları geniş zaman aralıklarında daha tutarlı ve uzun vadeli okumalara dönüşmekteydi. Her şeyden önemlisi, kendini yanlışlama gibi bir ikilem sık olmamaktaydı.

Ancak bugünün dünyası ve koşulları değişti. Muhakkak dünya ve koşullar değişse de ana eksen olarak küresel uzun vadeli hesaplar vardır. Ancak bu küresel hesapların alt kümelerinde günü birlik değişim ve bu değişimin gerektirdiği strateji esnekliği kısa zaman aralıklarında çok farklı tabloların oluşmasınıda sağlamaktadır. Uluslar arası ilişkilerde, ülkelerin iç siyasetinde, şirketler arasında, örgütler arasında vs hayata dokunan ve etkisi olan tüm unsurlar bu baş döndüren trafik içerisinde sabit kalmayıp pazılın içerisinde oradan oraya konumlanmaktadırlar.

Bu döngü içerisinde bir başkasının değişimi bir başkasının da değişim karşısında pozisyon almasını doğurur. İşin doğası, olup bitene olacak olana karşı duyarlı ve müdahil olmayı ve söz söylemeyi gerektirir. Bu müdahilliğin ve duyarlılığın nasıl olduğu veya olacağı tartışma konusudur ve problemde burada başlamaktadır. Her felsefi duruşun, siyasetin, ahlakın ve dinin konusu toplumsal duyarlılığın şeklini de belirlemeye çalışır. Örneğin klasik marjinal sol açısından meselenin çözümü ve oluşturulacak çözüm şu şekildedir: ''Yönetimi ele geçirmek veya sosyalist bir düzen için kaosun ve anarşinin tırmanması ve bu kaotik durum karşısında halk devriminin hızlanması amaçlanmaktadır'' şeklinde özetlenebilir.  Toplumun maruz kaldığı sorunları çözmek için toplumun kılcal damarlarından başlayan şiddeti tetikleyen ve bundan neşet edecek bir öfkeyle halk devrimi. Bu bir seçenek ve tercihtir benimseriz yada karşı çıkarız ama vakıa olarak birileri bunu tercih etmiştir. İkinci örneğitevhidi toplumlarından verebiliriz. Hz Musa’nın kıssasındaki temel espiri önemli bir kritedir; “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”/ Firavun'a gidin. Çünkü o, iyiden iyiye azdı./ Ona yumuşak söz söyleyin. Belki o, aklını başına alır veya korkar./ Dediler ki: Rabbimiz! Doğrusu biz, onun bize aşırı derecede kötü davranmasından yahut iyice azmasından endişe ediyoruz.(Taha 42/43/44/45) Burada Kur’an, zalim bir yönetim karşısında bile hikmetle fayda eksenli anarşinin kaosun şiddetin oluşmamasını başta önceleyen bir duruşu salık vermektedir. Müslüman biri için imanın en güçlü olduğu anın ‘’zalim hükümdar karşısında hakkı haykırmak’’ olması ve bu haykırışın bile temel kuralının eğmeden bükmeden ama bunu yaparken de barışçıl ve hikmetle olması temel bir ahlak ilkesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu iki örnek aynı meseleler karşısında farklı öğretilerin farklı pratikler geliştirdiğini göstermektedir.

Mekteplerin öğretilerinin yanı sıra bu öğretilerin mensuplarının bu kimliklerle beraber tavır belirlerken etkilendikleri başkaca unsurlarda vardır. Coğrafyanın, kültürel gelişmişlik seviyesinin, eğitim durumunun, siyasi tecrübenin vs belirleyici etkisi olabilmektedir. Örneğin Akdeniz toplumları tez canlıdırlar. Kürtler çok fedakârdırlar. Fransızlar kibardırlar.

Tüm bu gerçeklikler ışığında konu şudur:Biz Müslüman bireyler yukarda değindiğimiz değişim ve trafik karşısında fikir oluştururken, pratikler oluştururken yada nasihatlerde bulunurken hangi faktörün etkisinde kalıyoruz? Coğrafyamızın bize dayattığı kaderin mi, sosyolojik birikimlerimizin mi, günü birlik farkındalık ve duyarlılıklarımızın mı? Yoksa hesabı külli olan, iradesi külli olan inanç dünyamızdan ve insanlık tecrübesinin bize yansıyan pozitif birikiminden mi hareket edeceğiz? İktidarda olduğumuzda veya mazlum olduğumuzda ahlak bizim için bir kıstas olacak mı?

Adaleti ve insanlığı, sığ ve günlük duygusal değişimlerden etkilenmeden daha geniş bir bakış açısıyla ele alıp tavır almak Müslüman’ın ileri görüşlülüğü ve hikmetli yanıdır. Yakın zamanımızda maalesef okuduğu kitabın, dinlediği sohbetin, dolaştığı çevrenin etkisinde kalıp hayati meselelerde yanlış angaje olma durumları sık sık karşımıza çıkan bir durum oldu. Buna üç örnek vermek istiyorum.

Birincisi Ak Parti ve kamuoyunda Fetullah cemaati olarak bilinen yapı  arasında birkaç yıl öncesine kadar oluşan ilişki ve bu ilişkinin bitmesinden sonraki durum. Ak Parti iktidarda olan bir parti idi ve doğru yada yanlış bu cemaatle güç birliği yaptı yada gücünden yararlandı. Cemaat de bu oluşan ilişkiden hem güç devşirdi( tabi ki daha evvelden bu yapı iktidarlarla ve devlet aygıtıyla iç içe idi) ve devlet aygıtının kontrolü için kadrolaştı/kadrolaşmayı arttırdı. İşler iyi gittiğinde yani iktidar ve cemaat uyumlu iken cemaatin kırk yıldır yapıp ettikleri göz ardı edildi piyasa tarafından. Bu yapının uluslar arası tartışılacak ilişkileri yapının keyfiyeti şeffaflığı vs bir çok problem görmezden gelindi. Kimler tarafından?Bilinç(!) düzeyi iyi olan topluma yol ve yöntem gösteren ve sorumluluk üstlenen bir çok birey/kurum tarafından. Niçin böyle oldu? İşin içerisinde 80 yıl sonra şu veya bu şekilde muhafazakâr gelenekten gelen bir iktidarın olması ve bu iktidardan güç devşirmeye olan arzu oldu. Bireyler mevki makamın peşine düştü, kurumlar imkânların ve emanın peşine düştü.

Hâlbuki olması gereken bu ilişki içerisinde doğrunun desteklenmesi ve yanlışa karşı iyi bir uyarıcı ve engelleyici rolün seçilmesiydi. Bu olmadı ve en nihayetinde iktidar ve cemaat çatıştı. Bu çatışma başlarken dün cemaate diz çökenler aniden cemaatin aleyhtarı olmaya başladılar. Aslında cemaat hep aynıydı.

İkinci örnek, PKK’nin kırk yıllık savaşının şehirlerde hendek kazmasına dönüşmesiydi. PKK hangi saiklerle bu işe girişti ayrı bir tartışma konusu. Ancak bu olay bir kırılmayıda gün yüzüne çıkardı. PKK’nin bu hamlesi daha sonraları birçok üst düzey örgüt mensubuncada eleştiriye tabi tutuldu. Kürt halkı açısındanda tasvip edilmeyen ve kapılarına dayatılan bir zor olarak algılandı ve destek de bulmadı. Asıl mesele, bu yanlış ve meseleyi çözümsüzleştiren hamlenin arkasına geçip hendek üzerinden bir ulus söylemi tartışmasına girmekti. Hendek üzerinden meseleyi ikiye bölüp ya bu taraftasınız ya ihanet çizgisindesiniz yaklaşımı bir kısım Müslüman Kürd’ün savrulması olarak karşımıza çıktı. PKK’nin bile savunamadığı bu durumu savunmanın sebebi üzerinde düşünülmeye değerdir

Üçüncüsü, anayasa değişikliği çerçevesinde yapılan tartışmalardır. Bu anayasa değişikliği, ülkede siyasi değerlendirme kalibresini de gözler önüne seren bir hadise oldu. Zira konuya evet yada hayır zaviyesinden katılan bir kısım, aslında niçin sorusunda epeyce zorlanmaktadır. İzahta zorlanma kabul edilemez. Çünkü tavrınızın kolay ve anlaşılır bir izahı olmalıdır. Haklılığınızı muğlak bırakamazsınız. Ya taraf olmayacaksınız yada tarafsanız sebep/sonuç olarak izahı yapmalısınız. Ama izahınız yerine tavrınızın kaynağı kutuplaşma ise yada farklı meselelerin rövanşı ise siz farklı bir kulvardasınız.  Kulvarınız meşru siyasi alandan ziyade çatışmacı bir alandır. Bu yapılan değişikliği A tarafından değil de B tarafından noktası virgülü değişmeden teklif edilseydi ve rollerde değişseydi yani iktidar muhalefette, muhalefet de iktidar olsaydı eminim evet ve hayır diyenlerinde tavrı aynı şekilde değişecekti.O zaman soru şu:Bu nasıl bir tutarlılık? Bir kısım Müslüman’ın bu anlamda tartışmaya girmesi neyle izah edilir?

Demek istediğim, meselelere yaklaşımımızın sebebidir.Yaptıklarımız ne, çıkan sonuç ne? Doğru yerde durup doğru bakabilmek ve doğru amel etmek kaçırdığımız yada birbirine karıştırdığımız bir durum. Çıkış noktasının doğru olması, hislerin doğru olması yetmiyor. Müslümanca bir duruştan bahsediyorsak meseleleri bir bütün olarak ele alıp benimsediğimiz öğretilerin disiplinleriyle harmanlayıp yeniden yeniden değerlendirmek lazım. Günü birlik hisler ve fikirler, yazboz işlerle maalesef toplumsal faydalar oluşmamaktadır

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum