1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Neoliberal dönemde neosol
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Akşam Gazetesi
Yazarın Tüm Yazıları >

Neoliberal dönemde neosol

A+A-

Son dönemde sol literatürü istila etmiş olan ‘neoliberal’ kelimesi birçoğumuz için muhtemelen epeyce kafa karıştırıcı bir sözcük. Ne de olsa ortada daha da cüretkâr davranan bir liberalizmin ötesinde yeni bir yaklaşım yok. Solun Batı demokrasilerinde gerilemesi ve aynı zamanda gelen küreselleşme ile birlikte, sosyal politikaların tamamen ekonomik işlevselliğe kurban edildiği, insani bir duyarlılığın kenara konduğu bir liberal döneme geçildi. Liberalizmin ilkeleri ya da kabulleri değildi değişmiş olan... Önündeki setlerin yıkıldığını gören sağ siyaset liberal anlayışı mantıksal sonucuna götürmekteydi.


Öte yandan solun pratik alanda yaşadığı yenilgi, sol siyaseti de tamamen ideolojik itiraza hapsetti. Artık her şey ‘neoliberal’ olarak yaftalanıyor ve böylece gayrimeşru kılınmaya çalışılıyordu. Somut toplumsal meselelerde söyleyecek sözü kalmayan sol, klasik ‘emperyalizm’ jargonuna sıkışıp kaldı. Bu rahatlatıcı da bir söylemdi, çünkü hem evrensel bir itiraz bağlamı içinde kişiyi ‘solcu’ yapıyor, hem de onu geleneğe bağlıyordu. Ama bu aynı zamanda solun siyasetin dışına düşmesiydi de... Çünkü siyaset kendi aranızdaki konuşmalar değil, ‘üçüncü kişilerin’ sizin söyleminiz üzerinden bir gelecek tahayyülü kurabilmeleri için çaba çıkarmaktır. Diğer bir deyişle siyaset sıradan insanların, yani ‘profesyonel’ anlamda solcu olmayanların sol söylemi anlamlı bulmasını gerektirir. Bu ise sorunların çözülmesini bir başka yüzyıla bırakan ‘emperyalizm karşıtlığı’ ile değil, ancak günümüzün demokrasi arayışı içinde pozisyon almakla mümkün.


Sol bu içe kapanmayı ve siyaseten işlevsizleşmeyi yaşarken, liberalizm de aslında kısa ömürlü bir rahatlama yaşadı. Çünkü gerçekte kaybeden sadece sol değil, derinleşen ve yaygınlaşan demokrasi talepleri karşısında bütünüyle modernizm, ve liberalizm de o modernizmin parçası. Nitekim ‘neoliberalizm’ dönemi bizzat bireyin anlamsız bir kategori haline dönüşmesini hızlandırdı. Liberal yaklaşım bireyler arasında bir dizi hiyerarşi üretti ve bunu faydacı bir düzenin temeli kıldı. Böylece yüzeyde relativist, ama derinde oportünist bir kapitalizmi sistematize edip meşrulaştırdı.


Sonuç bizzat ‘vatandaşın’ da zedelenmesiydi... Çünkü modern demokrasilerde ‘vatandaş’ ulus-devletlere bağımlı olan liberal eşit bireylere verilen addı. Oysa şimdi liberal bireylerin eşitliği sadece kapitalist piyasalarca değil, ahlakı dışlayan bir sosyal kategorizasyon yoluyla da yapılmakta ve normalleştirilmekte idi.


Buna karşılık örgütlü sol da özeleştiri yapmadan, kendi modernist temelini sorgulamadan kolaycı bir yola saptı. Amaç ‘vatandaşın’ sol söylem içinde yeniden ihyasına dönüşürken, kullanılan kavramsal kategoriler otoriter zihniyetin sınırları içinde kaldı. Söz konusu zihniyetin tekil insanları siyaseten gruplandırması için iki elverişli ‘itiraz’ kategorisi vardı ve nitekim modernist sol da iki ideolojik akım halinde ilerledi. Bir grup yeniden sınıf kavramına, sermayedar/işçi ikilemine ve antiemperyalizm söylemine döndü. Diğer grup ise ulus-devletin yeniden güçlendirilmesini ve emperyalizme karşı bir direnç noktası olarak kullanılmasından hareketle, mazlum milletlerden oluşan küresel bir ‘sınıfsallaşmayı’ merkeze aldı.


Bugün bir yanda dünyanın tüm değişimine karşı hiçbir şey değişmemiş gibi davranan, neoliberal değerlendirmesinin yaratıcı bir tespit, sınıf söyleminin ise bir tür siyasi önerme olduğunu sanan ortodokslar var... Diğer yanda ise, eylemciliğin tek alanı olarak devleti gören, siyaseti bu kurum üzerinden tahayyül eden, darbeci ‘ulusalcılar’ bulunuyor.


Ulusalcıların ‘aktivizmini’ dışarıda bırakırsak bu iki yaklaşım arasında epeyce derin bir benzerliğin olduğunu görmekte yarar var. Her ikisi de kaybetmiş bir ideolojik bakışın günümüzdeki görüntüsü... Her ikisinin de toplumla ilişki kurmak, gerçek anlamıyla siyaset yapmak gibi bir kaygısı ve iddiası yok... Her ikisi de çıkışı hâlâ otoriter zihniyetin içinde aramakta... Ve her ikisi de bitmiş bir modernizmin arkaik kalıntısı olarak ortalıkta dolanıyor. Muhakkak ki ulusalcıların verdiği zarar yanında ortodoksların olumsuz etkisini abartmak mümkün değil. Ama bu akımların geleceğin muhtemel sol siyaset arayışlarına zarar verdiği de açık.


Anlaşılan neoliberalizm bir ‘neosol’ da yaratmış durumda ve bunun bir ideolojik intihar hareketinden pek farkı yok. Demokrat bir sol ise ancak modernist sol kalıntıların temizlenmesi süreci içinde doğacak gibi gözüküyor. Herhalde tam da bu nedenle ortodoks solcular bir türlü Ergenekon soruşturmasını destekleme noktasına gelemiyorlar. Belki de bunun ideolojik olarak kendi sonları da demek olduğunu hissediyorlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.