1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Neden neşe dolacakmışız ki?
Neden neşe dolacakmışız ki?

Neden neşe dolacakmışız ki?

A+A-

 Emin (Çölaşan) abi, kulakları çınlasın, bir tür ‘meslek üçkağıdı’ olan self-plagiarism (yani ‘kendinden aşırma’) yöntemine çok sık başvururdu.

Böyle böyle, ‘Kubilay’ın şehadetini’ ezberletmiştir bize.

Bu satırların yazarı da, bazen, çaktırmadan (ya da düpedüz çaktırarak) bu yönteme başvuruyor.

Esasında farklı ne yazacaksın ki?

Ülke, ayını ülke...

Gündem, aynı gündem...

Kafa, aynı kafa...

Bugün, 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyoruz.

Geçen yıl da kutlamıştık.

Müteakip yıllarda da kutlayıp duracağız.

Ülkemizde ‘önemli’ gün ve haftalar, konusuzluktan kırılan yazarlara aynı zamanda ‘self-plagiarism’ imkanı sunuyor. Bu açıdan da önemli...

Emin abiyi meslekte ‘öncü’ ve ‘duayen’ bellemiş fakir de, işbu ‘kendinden aşırma’ yöntemine başvurarak günü kurtarmaya çalışacaktır.

Hayır, ‘konu sıkıntısı’ çektiği için değil... Kendisi seyahattedir ve kıt imkanlarla ancak bu kadarını derleştirebilecektir...

Bugün (bu yazının ‘aşırıldığı’ gün), egemenliği kayıtsız şartsız millete veren önemli günün 89. yıldönümü kutlanıyor...

Geçit törenleri düzenlenecek, çocuklar şiirler okuyacak, büyükler günün mana ve ehemmiyetine uygun ‘ezber konuşmalar’ yapacak, bürokratik kesim de egemenliğin ‘kayıtlı ve şartlı’ olduğunu gözümüze sokmaya devam edecek.

Bugün, ayrıca, neşe dolmamız da gerekiyor.

Ama neşe dolamıyoruz.

Egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğunu söylüyoruz ama, darbe yapıp ‘Anayasa’yı ilga’ suçunu işleyenleri kayıtsız-şartsız Cumhurbaşkanı yapıyoruz.

İşkencecilerden hesap soramıyoruz.

İş üstünde yakalanan ‘çocukları’ mahkemeye çıkaramıyoruz.

Devleti küçültemiyoruz.

Hukuku tesis edemiyoruz.

Gel de neşe dol...

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama, bir tür ‘parlamento üstü siyasi erk’ işlevi gören kurumları nasıl bir statüye bağlayacağımızı bilemiyoruz. Bu kurumların, zaman zaman kendilerini yasama organı yerine koyup ‘yerleşik kural’ ihdas etmelerine engel olamıyoruz.

1924 Anayasası ‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, Türk milleti egemenliğini TBMM eliyle kullanır’ diyordu. Ama, sol entelijansiyanın ‘gelmiş geçmiş en özgürlükçü anayasa’ kabul ettiği 61 Anayasası (ve devamındaki darbe anayasası), Türk milletinin, yani bizlerin egemenlik hakkımızı ancak ‘yetkili organlar’ eliyle kullanabileceğimizi hükme bağladı.

Hadi ‘yetkili organlar’ meselesini de hallettik; egemenlik, çünkü, ‘paylaşılan’ bir şeydir, böyle de olmalıdır.

Fakat kim yetkili, kim değil, bunu bir türlü vuzuha kavuşturamadık.

Mesela, YARSAV yetkili bir organ mıdır?

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama, tarihin üzerindeki ‘yasak perdesi’ durup durmakta. Üzerinden 86 yıl geçmiş bir olay, ‘Ali Şükrü Bey cinayeti’ hálá sorgulanamıyor. Bu olayı Meclis gündemine taşıyan parlamenterlerin başına da tuhaf şeyler geliyor, getiriliyor.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama, Deli Halit Paşa’nın katilleri ortaya çıkarılamıyor. Mustafa Suphi ve arkadaşlarını Karadeniz’de boğduran çete bakıyesi her defasında es geçiliyor.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama, ‘Yassıada’ duruşmalarını manipüle edip Başbakan’ı darağacına gönderen irade bir türlü sorgulanamıyor.

Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ama, egemenliği müseccel bir ‘cunta’ adına kayıt altına almaya çalışan ‘Ergenekon taifesi’nin gücü ve etkinliği kırılamıyor...

Neden neşe dolacakmışız ki?

ahmet kekeç - star

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.