1. YAZARLAR

  2. Ali Bulaç

  3. Neden farklıyız?
Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

Neden farklıyız?

A+A-

Kriz, çatışma ve belirsizliklerin neredeyse zamanımızın ruhu sayıldığı bir dönemde, hemen hemen herkes hoşgörüye muhtaç olduğumuzu kabul ediyor.

Buna dünyamızın sadece bir bölgesi değil, bütün bölgelerin, ihtiyacı var.

Yakın tarihin gelişmeleri açısından bakıldığında, dünyamız hiç bu kadar yaygın ve derin bir kaosun içine yuvarlanmamıştı.

Çok sayıda kriz bölgesi teşekkül etmiş durumda, her gün bunlara yenileri ekleniyor. Hiç kimse bundan bir yıl öncesinde Ruanda denen bir Afrika ülkesinin bunca kanlı çatışma ve katliamlara sahne olacağını beklemiyordu. İki hafta gibi kısa bir zaman diliminde bir milyona yakın insan hayatını kaybetti.

Yerküresini içine alan yaygın bir durumla karşı karşıya bulunuyoruz. Bu trajedilere çeşitli isimler, teşhisler konulabilir. Ancak ortada bir durum var, o da insanların sözde en uygar yaşadıklarını düşündükleri bir dönemde bir arada yaşamanın giderek risk altına girmiş olması gerçeğidir. Uygarlığın yanı başında kabilecilik dönemlerine ait alışkanlıklar, hoşgörüsüz tutumlar canlanıyor. Makro milliyetçiliğin "öteki"ni zararlı, tehdit edici ve dolayısıyla imha edilmesi gereken bir düşman olarak gören ve göstermeye çalışan ideolojisi kitlesel histeriklere dönüşüyor. Kitlelerin boy gösterdiği her mekanda, sözgelimi futbol maçlarında, bu histerik duygular, insanları savaş baltalarını gömülü oldukları yerden çıkartmaya çağıran savaş naralarına dönüşüyor.

Halbuki bir başka açıdan bakıldığında, dünyamız rengarenk çiçeklerle süslü zengin bir bahçe gibidir, "Dillerin ve renklerin farklı farklı yaratılmış olması Allah`ın (mucizevi ve hikmet dolu) ayetlerindendir." Her din, kültür, felsefi inanç ve görüş bu bahçenin zenginliğine yeni renkler, farklı güzellikler katmaktadır. Hepimiz aynı şekilde düşünemeyiz, Allah bizleri farklı yaratmıştır. O, dileseydi, hepimizi tek bir ümmet kılardı, ama her birimize değişik yol ve yöntemler verdi. Bu farklılıklar davranışlarda normlarda, geleneklerde, örf ve âdetlerde ortaya çıkar. Bu asla bir ve tek hakikat olmadığı, bütün görüş ve inançların birer hakikat olduğu ve İslâm gibi son ilâhî çağrı olan bir dinin kendi hakikat görüşünü başkalarına tebliğ etmeyeceği, yani göreciliğin varlığın geçerli sayılması gerektiği anlamına gelmez. Birlik içinde çokluk, tamda çokluğu Bir olana duyulan saygının bir sonucudur ve bir arada farklılıklar içinde yaşamanın teminatıdır.

Herkes kendi tarihinden devraldığı  mirasla ve bağlandığı referanstan hareketle bu güzelliğe, çeşitliliğe bir şeyler katmaktadır. Bu durumda dinler, kültürler ve gelenekler arasında hoşgörü ortamını tesis etmekten başka çare yok. Hepimizin bakış açısı, kelime dünyası farklı olabilir, ama hoşgörü, tahammül ve başkalarına saygı gibi temel yaklaşımlar, kavramlar -hiç değilse ahlâki olarak- ortak olmak, herkesçe benimsenmek durumundadır.

Belki de artık farklı  düşünce biçimlerine, bugüne kadar ihmal edilen veya küçümsenen geleneklere yeniden ve bir başka gözle bakmanın zamanıdır. En başta BM’nin farklı düşünce ve kültürlere ilişkin bakış açısını değiştirmesi gerekir. Dünya üzerinde yaşayan ülkeleri temsil etme ve sorunlarıyla ilgilenme gibi bir misyona sahip olduğunu iddia eden bir örgütün, başka düşünce geleneklerini izlenmeye ve araştırılmaya değer bulması ve bu zenginliklere eğilmesi beklenir. Şu noktanın altını çizmekte fayda var. Eğer artık yaşamakta olduğumuz sorunlar ulusal ve bölgesel sınırları aşan boyutlara ulaşmışsa -ki şüphesiz öyledir- bu durumda bu sorunlara ortak kültürel arayış ve çabalarla çözümler bulmak durumundayız.

Bizler tarih boyunca farklı  dinî ve etnik gruplarla barış içinde ve yan yana yaşama alışkanlığına sahip bir kültürel geleneğin mirasçılarıyız. Zengin tecrübelerle süslü tarihimizde asimilasyon, kültürleri eritme veya hakim kültürle entegrasyon gibi politikalara başvurulmadı. Aksine farklı din ve kültürlere mensup grupların bu farklılıkları hukuki güvence altına alındı.

Bizim kültürümüzde insan değerli bir varlıktır. Onun ister doğuştan ister sonradan kazanılmış olsun, temel hakları kutsaldır. Farklılıkların korunması ve yaşatılması temel haklar arasında yer alır. Farklılıkları korumak devletin görevi olduğu gibi, Allah`ın iradesine saygı göstermenin bir sonucudur da. Nihayetinde Allah hepimizi farklı farklı yaratmış ve bizlerden iyilikler konusunda yarışmamızı istemiştir. Şu halde insanı korumak, gelişmesine yardımcı olmak hepimizin görevidir ve bu da hoşgörüyle yakından ilgilidir. Bize bu konuda liberallerin ne söyleyecekleri vardır ne öğretecekleri şeyleri.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.