Davut Hoca

Davut Hoca

Yazarın Tüm Yazıları >

NEDEN!

A+A-

 

 

Dünya hızla dönmeye devam ediyor. Dünya döndükçe zaman daralıyor. Rabbimizin bize verdiği mühlet gittikçe tükeniyor. Bir taraftan kendi kıyametimiz yaklaşıyor, diğer taraftan büyük kıyametin emareleri baş göstermeye başlıyor. Yeryüzünde hak-batıl kavgası hız kesmeden devam ediyor. Batılın ve batının Kur’an’ın yaşanması önündeki barikatı bir tarafa, çeşitli hastalıklara giriftar olmuş Ümmetin de bu hususta çok da bir gayreti görülmüyor. Hal böyle olunca aradan mazlum, mustazaf, yalınayklı garibanlar yok olup gidiyor…

 

Yeryüzündeki manzaraya şöyle bir baktığımızda, batıl ve batılın maddi ve manevi çıkmazlara girdiğini, nüfusunun yaşlandığını, ekonomisinin artık alarm verdiğini, birlik ve beraberliklerinin çatırdadığını görüyoruz. Karşı tarafta Ümmeti oluşturan coğrafyalarda da kan ve gözyaşının eksik olmadığını, iç çatışmaların, mezhep kavgalarının, günlük siyasi kısır döngülerin devam ettiğini görmek mümkün. Dolayısıyla söylenebilir ki, hakkın karşısında duran batılın ayakta durmakta zorlanmakla birlikte tüm kavga ve gürültüyü ümmetin coğrafyasına yıktığı, ümmetin birbiriyle didişmesinden istifade ederek hayat bulduğu ortada. Yani tabiri caizse rakip güçlü değil, biz kötüyüz.

Ümmetin tekrar bir dirilişe, tekrar kendisini yenilemeye ihtiyacı var. Ümmeti oluşturan her bireyin, hep başkalarının hatalarını sayarak kendisini es geçme huyunu bir tarafa bırakması gerekiyor. Yani insanlar hep dünyayı değiştirmeye, dünyayı düzeltmeye çalışır da kendisini düzeltmek aklının ucundan dahi geçmez. İçimizdeki cahiliyet kırıntılarını, hastalıklı tortuları tedavi ederek ortak yönlerimiz üzerinde çalışmamız lazım. Rabbimizin bize göndermiş olduğu Hayat Kitabımız Kur’an’ı gereği anlayarak yaşantıya dönüştürmemiz lazım. İslam’ın, Kur’an’ın, Hz. Peygamberin(SAV) bahsetmiş olduğu kavramları, yine ve yeniden gözden geçirerek yaşantıya döküp değerlendirmemiz lazım. Sadakayı, zekâtı bir vasıta üzerinden ihtiyaç sahiplerine gönderilmesi, sadece ve sadece parasal bir icraattır. Ancak bu insanlara kendi ellerimizle yardım edip onlarla kardeş olmamız, evlerine misafir olmamız, evimizi onlara açmamız, İslami kardeşlik hukukunun tesis edilmesi açısından elzemdir. Her ihtiyaç sahibinin bir Müslüman kardeşine zimmetlenmesi, Ensar muhacir dayanışmasının doğmasına vesile olur. Namazı, günde beş vakit huzuru huzurda bulmanın, miraca çıkmanın karşılığı olarak tesis edilmesi, Haccı, dünya Müslümanları ile kaynaşıp dertleşme, hasbihal etme, ırk, renk, mezhep, cemaat bağlarının kördüğüm haline gelmiş olanların tamamıyla kulluk potasında eritildiği mübarek bir beldenin olduğu anlayışıyla hareket etmenin bilincine varılması zamanıdır.

Rabbimiz bize Yüce Kitabımız Kur’an’ı Kerimde; “Ey iman edenler! İman edin!”(Nisa/136) şeklinde çağrıda bulunuyor. İman ettikten sonra bir daha, bir daha, bir daha… İman etmek. İman üzerinde sebat etmek, iman üzerinde yaşamak, iman üzerinde çalışmak, iman üzerinde emek, gayret, ömür tüketmek. İmanın gereğini yapmak. Durağan, pasif, kısır bir iman değil, aktif, pozitif, faal bir imana sahip olmak. Yeryüzünde almış olduğu

her nefesi hakkın safında olacak şekilde, Hakkın hanesine bir artı kazandıracak bir iman anlayışı.

basmallah-naskhi-putih-940x239.jpg

Bir kez daha Ya Allah Ya Bismillah diyerek, Hay Allah diyerek Hayat Sahibi Rabbimizin bize bahşetmiş olduğu sayılı hayat vadesini en güzel şekilde değerlendirmek için yine ve yeniden harekete geçmek. İyi bir kul olarak, iyi bir anne baba olarak, iyi bir komşu olarak, iyi bir akraba olarak, iyi bir mesai arkadaşı olarak iyilik yolunda var gücümüzle iyiliği gündem yaparak, iyiliği yayarak, iyiliği savunarak, iyilik yaparak Hayata tutunmak. Yaradanın ve yaratılanın; ‘İyi ki varsın’ iltifatına mazhar olmak gayesiyle İYİ geçirilmiş bir ömür ve en nihayetinde ‘İYİ bir insandı’ duygularıyla uğurlanmış bir kul olmak temennisiyle yaşanmış bir hayat.

Yaradan bizleri Yeryüzüne kulluk vazifemizi yerine getirmek, ümmet olma bilinciyle bir dayanışma içinde olmak misyonuyla göndermiştir. Bunu da Yüce Kitabımız Kur’an-ı Kerimde birçok ayette belirtmektedir. O halde onca sorumluluğumuza, onca vazifemize rağmen neden dünya Müslümana zindan oldu. Neden Ümmet bölük pörçük bir vaziyette. Neden gâvurun yaşadığı beldeler güllük gülistanlık iken Ümmetin coğrafyası tarumar bir halde, neden yeryüzünün şerlileri bir arada iken tüm İslam âlemi birbirine düşman, neden, neden, neden. Tüm bunların cevabı aslında belli, ancak konulan teşhise uygulanacak bir tedavi yok. Ya da bu tedaviyi uygulayacak hekim yok. Varlık içinde yokluk. Bizim halimiz şu misali andırıyor;

Bir deve ve yavrusu konuşuyorlarmış, küçük yavru annesine kendi türüyle ilgili sorular sormuş: - Anne bizim neden hörgücümüz var? Anne cevap vermiş - Biz çöl hayvanıyız, uzun çöl seyahatlerinde hörgücümüze depoladığımız suyu kullanırız. Yavru tekrar sormuş - Bizim neden uzun kirpiklerimiz var? Anne cevap vermiş - Çöl fırtınalarında gözümüzü korumak için. Yavru tekrar sormuş - Bizim neden uzun ve geniş ayaklarımız var? Anne cevap vermiş - Çölde kuma batmaması için. Yavru en sonunda şu soruyu sormak zorunda kalmış. -Anne, o halde biz neden hayvanat bahçesinde yaşıyoruz.

Sizce Neden!?

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.