1. HABERLER

  2. Necmi KAYA:"Bugünün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir."
Necmi KAYA:"Bugünün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir."

Necmi KAYA:"Bugünün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir."

A+A-

Ali Şeriati, İslam Dünyasında entellektüel birikimi ve aydın kişiliği ile derin izler bırakan bir insan... Düşünceleri ve özellikle gençliğe verdiği konferanslar İran'da İslam Devrimi'ne giden süreçte devrimin önemli parametreleri oldu. Klasik aydın tanımının dışında "sırça köşklerde" yaşamayı tercih etmeyen, halkın içinde ve devrimin en önemli ayağı olan İran gençliğinin üzerinde büyük etkiler bırakması, dönemin şah rejimini ürkütmüş, bazı öğrencileri ile birlikte tutuklanmasına neden olmuştur. Ancak gelen büyük tepkiler neticesinde "hiçbir eğitim faaliyeti yapmaması" koşuluyla serbest bırakılmıştır. Bu şartları kabul etmeyen Şeriati, İngiltere'ye gitmek üzere ülkesini terk etmiştir. Ülkesinden ayrıldıktan üç hafta sonra da İran gizli servisi SAVAK ajanları tarafından şehit edilmiştir.

Şeriati'nin özgün duruşu yazmaya EBU ZER'den başlaması ile kendini ifade etmiştir. Ebu Zer Gıffari ile ilgili tercümesi hayatında dönüm noktası olmuştur. Henüz gençliğinin başında (22 yaşında) Arap bir yazar olan Cudet us-Sehhar’ın eserini tercüme etmesi ve eserin yayınlanması ile birlikte Şeriati kendisini halkın içerisinde bulmuştur. Çünkü kitaptan ilk etkilenen kendisidir. Ona göre Ebu Zer islama göre zamanın gerekliliklerini ortaya koyan kişiydi. Şeriati; Ebu Zerce olmayan hiçbir islami açıklamayı, Ebu Zer’in içerisinde yer almadığı hiçbir islami anlayışı kabul etmezdi. O islama Ebu Zer’in penceresinden bakıyordu ve hiçbir zaman bu pencereye gözlerini kapamadı. Türkiye'de ki İslamcı gençliğin elinden düşürmediği "Ebuzer, Hac, İnsanın dört zindanı, Anne baba biz suçluyuz" gibi eserleri büyük ilgi gördü... Avrupa'da da sosyoloji ve dinler tarihi üzerine yazdığı eserleri nedeniyle ilgi gördü...

Eserlerinden bazıları

Hacc
Bir Kez Daha Ebu Zer
Medeniyet ve Modernizm
Muhammed Kimdir
Sanat
Toplumbilim Üzerine
Yalnızlık Sözleri / I-II
İslam'ı Anlamak
Kapitalizm Uyanıyor Mu
Kur'an'a Bakış

Medeniyet Tarihi / I-II 
İdeallerin Yenilgisi 
İktisar Sosyolojisi I / Kapitalizm 
İktisat Sosyolojisi II / İslam ekonomisi 
İktisat Sosyolojisi III / Marksizm 
İslambilim / I-II 
Dine Karşı Din 
Aşk ve Tevhid 
Dua 
Ebu Zer 
Fatıma Fatımadır 

 

 

 


\"\"

Ufkumuz.com olarak böyle değerli bir kişiliği Yazarımız, Eğitimci Necmi KAYA ile konuştuk. Necmi KAYA kendi ifadesi ile "1979 yılının haziran ayında Yüksekova da 9 neferli orta halli bir ailenin ortanca çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk, orta ve lise öğrenimini Yüksekova’da tamamladı. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Eğitim Fakultesinden mezun oldu. 2007 yılından beri Ufkumuz com'un kah mutfağında kah yazar olarak köşesinde çalışan bir gönüldaşı, yer yer yazılar yazıyor." İki bölüm halinde yayınlayacağımız söyleşide sizleri Şeriati'nin ruh ve ufuk dünyasında gezintiye çıkarmayı ve Onu biraz daha anlamaya katkıda bulunacağımızı ümid ediyoruz. 

UFKUMUZ: Sizce kısaca Ali Şeriati kimdir?

Ali Şeriati: Avrupa malı sosyolojik tahlillerin yalan süzgecini, Müslümanlara ispat edip tevhidi dünya görüşünü her yere oturtan Müslüman bilgedir. Onun deyimiyle tevhid imparatorluk şirk ise feodalizmdir. Tevhidi bir imparatorluk dururken feodalizmin Müslümanlığın ruhuna ayrı olduğunu gösteren toplum bilimcidir. Avrupa’nın bize sunduğu feodalizmi yıktı,  yerine inancın gereği ve tevhidi dünya görüşünü benimsetti.

 

                                     

2.        UFKUMUZ: Ali Şeraiti'nin Müslümanların düşünce ufkunda yeri nedir size göre?

Nasıl ki çaysız kahvaltı doğulular için bir anlam ifade etmiyorsa bana göre de yirmi birinci yüzyılda Ali Şeriati’siz Müslüman da çaysız kahvaltıdır, onun değimiyle nutfesi olmayan yumurtadır, boştur sadece yeryüzünde alan kaplar. Bu günün Müslümanları için Şeriati çağdaş bir İbrahim’dir. İbrahim olmak için illaki taş putları kırmak gerekmez, çağın çürük fikirlerine karşı gerekli bir İbrahim’dir. O Avrupa’nın Müslümanlara sunduğu çağdaş fikirsel putların çürük harçtan yapıldığını öğretti, tarihsel devinimlerin, hareketlerin, olay ve olguların iki kutup eksenli oluştuğunu söyledi, Habil ve Kabil. Yaşamın Habil ve Kabil’in etrafında döndüğünü söylüyor, ya Habilsin yada Kabil.  Üçüncü bir seçeneğin üzerinde durmuyor. Bize sunulan çoğu düşünce girdaplarını Kabil’e yakın gösterir. Kabilci egemen sınıfı; güç, para ve din üzerinde değerlendirir. Kur-anı terimlerle mele, mutrif ve rahip olarak sıralar. Gözü doymazlar yada boynu kalınlar, şiş karınlılar yada kalın kuyruklular, resmi ruhaniler yada hilebaz uzun sakallılardan ibaret sayıp, baskı, istismar ve eşekleştirme yoluyla halkı sürekli öldürdüklerini söyler. Gerek doğuda gerekse batıda bu üç sınıfın sergilediği davranışların kökteş olduğuna değinir. Bu üç sınıfın Müslümanlar üzerinde yaptığı yıkıcı etkilerden dolayı Şeriati bu çağda kaçınılmaz oluyor. Tevhidi düşüncede Kabil’i mantığına yer yoktur. Müslümanlar, çağdaş düşünce akımları ile bu üç sınıfın onlarda yarattığı düşünce stresini ancak Şeriati gibi bilgelerin sayesinde aşarlar… Kişi yoksul olunca iyilikleri bile aşağılanır. Oysa güçlü olan altını olan kimselerin, ‘kötülükleri’ sanat olarak görülür, ‘saçmalıkları’ önemli sözlermişçesine dinlenilir,  yersiz, tiksindirici geğirmeleri, felsefe, bilim, din olarak anlaşılır. Soğuk ilgisiz şakaları bile dinleyicileri güle güle öldürür, diyor. Bu üç sınıfın tepeden bakışlarına,  bilmişliklerine, saçmalıklarına karşı Müslümanların aşağılık kompleksinden çıkmaları gerektiğini söyler.  

UFKUMUZ: Çok kısa ve öz olarak olması gereken yerini seçtiniz. Peki ilk okuduğunuz kitapları ile şimdi okuduğunuz kitapları arasında farklılık hissettiniz mi?  Yada size yeniden kazandırdığı anlamlar var mı?  

Şüphesiz ikinci defa okunmaya değer bir kitabı tekrar okuduğunuzda farklı pencereler karşınıza açılır. Gözünüzden kaçan ayrıntıları fark edersiniz. İkinci defa okuduğunuz da ruh haliniz de farklı olacağından birinci okumadan farklı tatlar alırsınız.  İlk okuduğum kitapları dönemin şartlarına göre çevrilen kitaplardı.  Çevirilerde dönemin şartlarına göre farklılıkla olabilmektedir. İlk kitapları dönemin şartlarına göre törpülenmiş çeviri kitapları idi.

Bunun bariz örneği Medeniyet ve Modernizm kitabında geçen Kürt kelimesinin ilk çevirilerde Karluk ( yanlış hatırlamıyorsam) olarak çevrilmesi, şuanda ise Kürt olarak değiştirilmesidir, Ebuzer kitabının ilk çevirisini okuyanlar ise Ali’yi tamamen Hz. Osman düşmanı olarak algıladılar. Fakat daha sonraki çevirilerinde ise biraz daha yumuşatılmış kelimelerin kullanıldığı görülmektedir. Tabi bu tür hatalar okuyucuda farklı algılanmalara sebep olmaktadır. Özüne yakın çeviriler her zaman doğru algılanmaya yakındır. Hangi kitabı olursa olsun yeniden okuduğumda farklı bir zenginliğini daha görüyorum. Buda bana yeni bakış acıları kazandırıyor. Anlam olarak ne kadar okusanız o kadar değişiklikleri fark edersiniz.

\"\"

4.        UFKUMUZ: Dönemin çevirmenlerinin törpülenme yaptığı söylediniz, sizce neden bunu yapma gereğini duymuşlardır?

Her dönemin kendine göre zorlukları vardır, kesin bir şey diyemeyeceğim fakat o zamanın şartları belki de Kürt kelimesini yada farklı kelimeleri kitaplarda görmeye tahammül etmemiş olabilir, yada kültür bakanlığının süzgecine takılmasın diye de yapılmış olabilir. Kaldı ki F. Gülen Prizma kitabında aynı kitapta geçen kavramlardan bahsederken, bazı sosyologlara göre diyor Yunanlılar medeniyetlerini Türklerden almışlar, Şeriati’nın ismi yerine bazı sosyologlar diyor, orda geçen asıl Kürt kelimesini de Türkler olarak sunuyor. Bu tek Şeriati’nin kitapları için geçerli değil 60’lı yıllarda ‘Risaleler’de de bazen kırpmalar yapılmıştır, sistemin hoşuna gitmeyen kelimeler çıkarılmıştır, yada değiştirilmiştir. Dönemin İktidarı yayın evlerine baskı yapmasın diye yapmış olabilirler de.  Sol yayınlarında da aynı şeyi görmekteyiz. Nietzsche’nin bütün kitapları çevrilmemiştir, en çok tüketilebilecek kazanç sağlayacak kitapları çevrilmiş. ‘Böyle Buyurdu Zerdüşt’ kitabı baskı üzerine baskı yaptı. Kürt gençlerinin elinde hiç düşmedi, işlerine gelen Nietzsche’yi insanlara tanıttılar.  En basitinde birkaç yıldır Nietzsche’nin Deccal kitabı Türkçeye çevrildi, hala bazı yayın kuruluşlarında Nietzsche setleri içinde ‘Deccal’ kitabı bulunmamaktadır, kim insanların nasıl algılamasını ve öğrenmesini istiyor o dönem o şekilde çeviri yapıldı.  Deccal kitabı ise bana göre Nietzsche’yi anlamak için kırılma noktasıdır. Ne onların bize sundu dinsiz Nietzsche, ne de bizim algıladığımız İslam düşmanı Nietzsche. Gerçek yaratıcıyı putların alacakaranlığında bulmaya çalışan Nietzsche var Deccal’da. Hıristiyanlığı mahkûm ediyor, Hıristiyan kilisesine, bir savcının en korkunç suçlamalarıyla. İsa’ya düşman olan Hıristiyanlığa lanet yağdırıyor. Hıristiyanlığın bağnazlığı yüzünden İslam gibi bir medeniyetten olduklarını söylüyor. Böyle bir eseri yıllarca çevril(e)medi. Solun çevirdiği kitaplardan dolayı, çoğu insan geri kalmışlığı İslam’a mal etti, batının din dediği kavramın içine İslam’ı da saydılar, aynı kefenin içinde yorumladılar. Kırpılmış çevirilerden dolayı Türkiye’de yaşayan insanlar yıllarca zihin ve bilgi kirliliği çektiler, hala da o yılların kırıntılar var. Nietzsche denilince İslam düşmanı, Şeriati denilince Sünni düşmanı olarak algılanılır oldu.

Bir dönem bizim çevirmenlerimiz bunu yaptılar, bizleri hakikatten uzak beslemeye çalıştılar. Renkleri belli olunca da farklı ekmek kapılarını araladılar.

 UFKUMUZ: Konunun dışına çıkmış gibi olmayayım da, farklı ekmek kapıları derken kırpmalarını düzeltip tekrar çeviri mi yaptılar?

Hayır, tam tersi başka çevrilerle tutunmaya çalıştılar. En basitinde mitolojik kafalı oryantalistlerin gerçeklerden uzak kitaplarını Türkçeye çeviriyorlar. Tabii İslami kesim bunların dışındadır. Dün bizlere sahte Nietzsche anlatanlar, bu sefer de bizleri oryantalistlerin sofrasına buyur ediyorlar. Şarkın gerçek tarihini efsane gibi gösterenlerin kitaplarını ekmek peynir tüketir gibi çeviriyorlar. Çoğu düzmece, işlerine yarayan siyer bilgisiyle yazılmış, Müslümanların inançlarına ters düşen, yer yer cezp edici yalan hikâyelerle süslenilmiş tarihi çevirmekten geri kalmıyorlar.  Şu ana kadar çevrilmiş mitolojik eserlerin hangisinde gerçekler bizim bildiğimiz gibi anlatılmış ki. Gerçekler tam yazılmış olsa kitapların isimleri mitoloji kitapları olmazdı, ismi üzerinde mitoloji yani gerçekten uzak kurmaca kitap. Gerçek olsalardı kitapların genel ismi ‘Şark Tarihi’ olmaz mıydı?

\"\"

 UFKUMUZ: ‘Sait Ali Kardeşler’ diye birkaç makale yazdınız,  neden Said-i Kurdi ile Ali Şeriati?

Alimlerimiz ve bilginlerimiz farklı şeyler söylememişler. Ali Şeriati kendi üslubuyla eserlerini iman, irfan ve bilinç üzerine yazmış. İnsanın hakikatin özünü yakalaması için yapması gerekenleri çokça dile getirir, Avrupa’nın düşünce sistemini ruhsuz cesetlere benzetiyor, mistisizm Şeriati’nin can damarıdır, Mevlana onun için başkadır, insanın kendi özünü yakalaması için hangi bariyerleri geçmesi gerektiğini sıkça dile getirir. Küçük zindanlarımızdan çıkmadan hakikat mektebini kuramayacağımızı söyler. Avrupa’nın ruhsuz temellerin üzerinde geliştiğini ispat eder.  Nursi de iman her şeyin özüdür, Şeriati de imana irfanı ekliyor.  Nursi’de de mistisizm var, iman denilince üstat şaha kalkıyor,  Avrupa felsefesini adi ilimlere benzetiyor. İkisinin yazdıkları kitapları okuyan bir Müslüman’ın fikirsel sapma yaşaması kanımca çok zor.  Şeriati’nin kitaplarını okuyacaksınız biri gelip size Marksizmi aşılayacak, anlamışsanız Şeriati’yi söyledikleri sizin için kafa ütüleyici bir fıkradır. Aynı zamanda Nursi’nin risaleleriyle besleneceksiniz birileri imanınıza gölge düşürecek, bu yaptığı birazda şelalenin dibinden geçerken ıslanmamanız için size şemsiye tutmasıdır.  Biri fikrin babası diğeri imanın, yorulduklarında fikir ve imanı birleştirmeyi başarmışlar. Kuru fikir işe yaramaz, bir Müslüman’ın can damarı imandır, fikirler iman mektebinden geçtikten sonra kuvvetlenirler. Tersi de geçerlidir kuru bir imanın bu çağda bir anlam ifade etmeyeceğini düşünüyorum. İman eğer ki fikirsel kaynaklarla beslenilmemişse, Avrupa’yi düşünceye kapı açar. İbadet edersiniz, kurban kesersiniz, Kur-an okursunuz ama kapitalizmin ön gördüğü emperyalist yorganın içinde yatarsınız. Bir tarafınız Avrupalı zihniyet diğer tarafınızda kanlarınızda gezen milli benliğiniz olur. Bir Müslüman’a Avrupa’nın çöplüğünden koku almak yakışmadığı gibi, kendi çöplüğü olan cahili adetleri de su yüzüne çıkarması yakışmaz. Hakkın ve hakikatin süzgeci ancak iman ve fikirlerle anlaşılır. ‘Allah bir’ diyen herkes iman etmiştir, camiye yolu düşen herkes Müslüman’dır, etnik kimliği anlam ifade etmez. ‘Allah bir’ deyince camiye uğrayınca Müslüman’dır fakat pratik hayatta durduğu yer  onun gerçek safını belirler. Bedeniniz Allah’a  ibadet ederken ruhunuz başka tanrıların uşağı olmamalı. Bundan dolayı bu iki üstadı bir arada tutmak gerek.  Bir bütünün parçaları aynı yerde birleşmediği sürece bütün parçalıdır.

7.        UFKUMUZ: Sizde en çok etki bıraktığı kitapları hangileri oldu?

 Hepsi desem abartmış olmam sanırım. ‘İnsanın Dört Zindanı’ başlı başına bir desen kitabı, onu 'İnsan' kitabı ile süsleyince manifesto ortaya çıkıyor. ‘Ali’ kitabi  çağımız Müslümanları için didaktik bir mahiyet taşıyor. Ali’yi sanırım ondan  daha iyi anlatan olmamıştır. Savaşın, ihanetin, hilenin  yeşil saraylardan taşıp sokaklara indiği  bir zamanda, kutsalı, aşkı ve insani erdemliliği kaybetmeyen ayakta kalan  Ali’yi  anlatıyor. Düşünce savaşı yaşayan biri için ‘İslam Bilim’  kitabı lokman hekim reçetesidir.  ‘Kendini Devrimci Yetiştirmek' ve ‘Yalnızlık Sözleri’ yeniden diriliş için okunabilecek eserleridir. Üretemeyen, tıkanan,  Müslüman kitleleri için ‘Ne Yapmalı’ kitabı sanattan, çeviriye, iktisattan, tebliğe, tarihten, edebiyata kadar proje mahiyetinde bir kitaptır.  

\"\" 

8.        UFKUMUZ: Gençler Şeriati’yi sizce nasıl okumalılar?      

           Belli bir birikim elde ettikten sonra okumalılar. Çünkü dili ve cümlelere yüklediği anlam kuru bir anlamla ortaya çıkmıyor çoğu zaman. “Ben puta taparken sen para topladın” türünde bir cümleyi  16-17 yaşındaki bir gencin kanımca anlaması için edebiyatın mısralarından çok su içmesi gerekir. Çünkü Şeriati bazen cümlelere bilinci edebi bir şekilde yükler.  Çoğu zamanda kendini olaylara kaptırır, olayların içinden çıkmış gibi tasvir yapar. Kendini o dönemde resmediyor, o heyecanı şimdi yaşar gibi yazıyor. Temel taşlarını oturtmayan gençler için  Şeriati zaman kaybı olur bana göre. Belli bir olgunluğa erince okusalar daha fazla hazda alırlar.

9.          UFKUMUZ: Gençler çoğu zaman dilinin ağır olduğunu söylerler sizce dili çok mu ağır?

 Dili fazlada ağır değil fakat cümleleri birikim ve derinlik ifade edince ağır gibi algılanılıyor. Bazen çevirmenlerin normal cümleleri çevirirken devrik cümle kullanmalarından da kaynaklı ağır gözükebiliyor. Bazen de düşünürleri eleştirdiği veya onu etkileyen fikirlerinden bahsettiği için düşünür ve fikirlerden haberdar olmayanlara ağır gelebiliyor.

  UFKUMUZ: Beğendiğiniz herhangi bir yazısını bizimle paylaşırsanız sevinirim,

 İnanın ben daha çok sevinirim ‘Bir Önünde Sonsuz Sayıda Sıfırlar’ kitabında,  çocuklarımız için yazdığı şiirin başını paylaşayım.
Bir varmış,
Bir yokmuş..
‘Allah’tan başka ,
Hiçbir şey yokmuş,
Hiç kimse yokmuş.
Allah yalnızmış,
Allah sevecenmiş,
Allah görüyormuş,
Allah güzelliği seviyormuş,
Allah iyiliği seviyormuş,
Allah uygunluğu seviyormuş,
Allah suskunluğu sevmiyormuş,
Allah durgunluğu sevmiyormuş,
Allah hiçliği sevmiyormuş,
Allah yokluğu sevmiyormuş,
Allah ‘yaratıcı’ymış
      ‘Yaratmaması’ olur muydu?
      Birden bulutları yarattı,
      Yokluk uzayına bıraktı.
      ‘Zerre’lerden bulutlar,
       Her zerre:
       Küçücük bir evren; adı atom.
       Tam ortasında bir güneş,
      Çevresinde, bir yıldız, yıldızlar, kelebeğimsi, dönmekte.
 
      (kabe, çevresinde tapınanlar dönmekte)

 

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.