Zeki Savaş

Zeki Savaş

Yazarın Tüm Yazıları >

NECDEYN

A+A-

İnsan, yaptıklarından ve işlediği fiillerden sorumlu olan, eylemlerinden hesaba çekilecek olan bir varlıktır. Sorumlu bir varlık olmasının nedeni akıl, irade, tercih hakkı, muhakeme, kendisine doğru ve yanlışın gösterilmiş olması ve duyu organlarına sahip olması dolayısıyladır.

İnsan ifade ettiğimiz özelliklerle donatılmış bir varlıktır. Donanımı özgür olmasını, özgürce karar vermesini gerektirmektedir.

Konuya ilişkin üç ayet üzerinde derin düşünmek gerekiyor. Birinci ayet, "Hiç şüphesiz biz insanı karmaşık olan bir sudan yarattık sınava tabi tutmayı (diledik) ve sonra da onu işiten ve gören kıldık. Biz ona yolu gösterdik. İman eden veya inkar eden biri olmayı (kendi tercihine bıraktık)." (İnsan 2-3) şeklindedir.

Bu ayette insanın donanımından olan işitme ve görme, anlama ve akletme yetilerine işaret ediliyor. İnsan vahyi işitiyor, idrak ediyor, doğruyu ve yanlışı duyuyor ve akıl süzgecinden geçiriyor. Evreni görüyor, doğru ve yanlışı değerlendiriyor. İşitme ve görme imkanlarıyla elde ettiği verileri muhakeme imkanını buluyor. Bu donanımdan sonra Allah ona 'sebil', yolu, doğru yolu gösteriyor. İnsan hangi yolun doğru, hangisinin eğri olduğunu seçebilecek güce ve imkana sahiptir. Allah insana önce hak ve batılı seçebilecek gücü, arkasından da doğru yolu gösteriyor. "İnna hedeynahu el-sebile", biz ona yolu gösterdik veya onu doğru yola yönlendirdik. Allah insana yolu gösteriyor, o yola zorlamıyor. Gösterilen yolda giderse, şükretmiş olur, gitmezse, küfretmiş olur. İnsan, şükürle küfür arasında muhayyerdir. Şükür ile küfür arasında tercih yapma imkanı ona verilmiştir. Bu imkanı nasıl kullanması gerektiği ve sonucunun ne olacağı da belirtilmiştir ama bu imkanı nasıl kullanması gerektiği konusunda cebre tabi tutulmamıştır. Yani insan hem potansiyel ve hem de fiili olarak iki yoldan birini seçme imkanına ve gücüne sahip kılınmıştır. Bu imkanı, Allah insana vermiştir. Bu hakkın ve imkanın verilmesi, küfrü ve yanlışı seçme hakkına meşruiyet kazandırmıyor ama uhrevi sonuçlarına katlanmak koşuluyla bu imkan verilmiştir. Allah, insanı tercih edeceği yol konusunda özgür bırakmıştır. Bu özgürlüğün verilmesinin hikmeti de imtihandır. Çünkü tercih özgürce olmaz ise, sorumluluk olmaz, imtihan olmaz. Özgürlük, sorumluluğun temel şartıdır. İyi veya kötü bir fiile zorlanan insan, iyi fiilin hayrından yararlanamaz ve kötü fiilin sonucundan sorumlu tutulamaz. İnsan, kendi iradesiyle işlediği fiillerden ancak sorumlu tutulabilir. İmanın ve salih amelin değeri, insanın küfrü tercih etme imkanına rağmen imanı tercih etmesindendir. Eğer insanın isyana ve günaha yönelme imkanı olmazsa, melekten farkı olmaz. İnsanı, melekten ve diğer varlıklardan ayıran önemli bir fark, hak ve batıl arasında tercih yapma imkanına sahip olmasıdır.

İkinci ayet, "Biz ona iki göz vermedik mi? Bir dil ve iki dudak? Biz ona iki yolu (necdeyn) göstermedik mi?" (Beled 8-10) şeklindedir.

Bu ayette de yine önce insanın görme ve konuşma yetilerine işaret edilmektedir. Dil ve dudak, konuşmayı sağlayan organlardır. İnsan konuşarak, tartışarak kendisini ilgilendiren meselelerde doğru veya yanlış neticelere ulaşabilir. Konuşabilmek, en büyük imkanlardan ve nimetlerdendir. Görme ve konuşma imkanlarından sonra yine iki yolun (necdeyn) gösterildiğinden söz ediliyor. Çok sayıda tefsire baktım. Tümünde necdeyni kelime anlamı itibariyle yüksekte olan yol olarak açıklıyorlar. Istılahi olarak da hidayet ve dalalate, doğru ve eğri yol olarak tefsir ediyorlar. Sonuç, Allah insana doğru ve eğriyi, hak ve batılı göstermiştir. İnsanın önüne iki yol koymuştur. Bu yollardan hangisinin kendi lehine, hangisinin kendi aleyhine olacağını teşhis edebilecek imkanlarla da insanı donatmıştır. İnsanın doğasına yerleştirdiği donanımlardan ayrı olarak peygamberler ve vahiy yoluyla da insana yardımcı olmuş, onu aydınlatmış ve bilgilendirmiştir. Sonra da özgürce ve şuurluca tercihini yap ve sonuçlarına katlan denmiştir.

Üçüncü ayet, "insan benliğine iyiyi ve kötüyü (takva ve fücuru) tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini yerleştirene. Ki, nefsi arındırıp temizleyen gerçekten kurtuluşa ermiştir ve onu (günahlarla) örtüp gömen de elbette yıkıma uğramıştır." (Şems 8-10) şeklindedir.

Bu ayette de insanın nefsine fücurun ve takvanın ne olduğunun ilham edildiği belirtiliyor. İnsan kendi temiz fıtratıyla fücuru ve takvayı teşhis edebilecek güce sahiptir. İnsanın fıtratında bu güç vardır. Yaratılıştan ve doğuştan taşıdığı bu güçle doğru ve yanlışı seçebilecek imkana sahiptir. Bu imkanı yerinde kullanırsa, kurtuluşa erer; yanlış kullanırsa yıkıma uğrar.

Her üç ayette de insanın sahip olduğu donanım hatırlatılmaktadır.

Her üç ayette de insana vahiy ve fıtrat yoluyla iki yolun gösterildiği vurgulanmaktadır.

Her üç ayette de insanın iki yoldan birini seçme imkanının olduğuna işaret edilmektedir.

Her üç ayette de insanın özgür yaratıldığı, tercihini özgürce yapacağı gerçeğine işaret edilmektedir.

Ayetlerden anlaşılan anlam, insanın din ve itikad ile ilgili tercihini görme, işitme, konuşma, akıl, muhakeme gibi güçlerini kullanarak ve özgürce yapma hakkına sahip olduğunu gösteriyor. Buna binaen zorla inanç tercihi yapılamaz. İnsan, zorla bir şeye inandırılamaz. İnanmakla zor bir arada olmaz. İnanmak, iman etmek insani donanımların kullanılıp özgürce tercihi sonucu olabilir. İman, zorla olmaz. İman; muhakeme, değerlendirme ve özgürce tercihte bulunma sonucu hasıl olur.

Amel, imanın sonucu olduğu için, amel de zorla olmaz. Amelin imandan neşet etmesi gerekir. İmansız amel anlamsızdır.

Zor ve çıkar sonucu iman eden insan, iman etmiş gibi gözükür. Nifak ve riyakarlık, zor ve çıkarın devreye girdiği yerde zuhur eder. İnsan, güçlü olduğu kadar da zayıftır. Canı ve malıyla tehdit edildiğinde veya kendisine çıkar sağlandığında bir inanç sistemine inanmış gibi gözükebilir. Bu inanmak ve iman, hakiki değil yalancıdır. Bu sebeple İslam, insanın özgürce tercihte bulunmasını istiyor. Özgürce tercihte bulunursa, bir anlam ifade eder. O yüzden İslam hem iman hem de amel konusunda zor ve çıkarı reddediyor.

İslami ahkamın uygulandığı yerlerde cezayi müeyyidelerin öngörülmesi, insanları imana ve amele zorlamak için değil, toplumun ifsadını önlemek içindir. Kişinin/kişilerin kendi başına, kendi mahrem alanında işlediği kötü fiilerden ötürü İslam kimseyi cezalandırmadığı gibi bu türden fiillerin soruşturulmasını da yasaklıyor.

İslam, insanın tercihini olumsuz yönde etkileyecek faktörlere karşı çıkıyor, bu türden engellerin kaldırılması için gerekirse savaşmayı emrediyor. Ta ki, insanlar özgürce konuşabilsin, tartışabilsin, işitebilsin, görebilsin, okuyabilsin, değerlendirebilsin, özgürce ve sorumluca tercihte bulunabilsin ve de tercihini hayata katabilsin, yaşayabilsin.

İnsan özgür bırakılsa, insanların çoğunluğu doğruyu tercih eder. Örneğin ülkemizde tesettür üzerindeki baskı, zulüm ve tehdit kalksa, dileyen istediği gibi örtünüp hayata katılabilse, genel tercihin hangi yönde olacağını herkes görecektir. Ne var ki, örtünmeye karşı sayısız zor, baskı, hile, cebir ve tehdit uygulanırken açıklık her şekliyle teşvik edilmekte ve açıklığa zorlanılmaktadır. Bu, insanın özgürlüğüne ve fıtratına karşı bir cinayettir ve bu cinayete karşı kesintisiz savaş vermek gerekmektedir.

Dinin öngördüğü diğer ameller de böyledir. Özgür ortam, dinin ve adaletin; baskı ise, zulmün ve inhirafın yaygınlaşmasını sağlar.

Özgürlük, insana önce insan olma imkanını verir ve arkasından insanca tercih yapmasını sağlar. Baskı, insanın özgürlüğünü elinden aldığı için onu nakıs kılar ve inhirafa sürükler.

İnhiraf; zer, zor ve tezvirin sonucudur.

İnsan olmak, insanca tercihte bulunmak, 'necdeyn'i tanımak, iman etmek ve salih amel işlemek ise özgürlüğün sonucunda hasıl olur. Öyleyse hakiki manada özgür olmak için mücadele etmek, insani ve İslami bir sorumluluktur.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.