1. YAZARLAR

  2. Mehmet Taş

  3. NEBİLERİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ
Mehmet Taş

Mehmet Taş

Yazarın Tüm Yazıları >

NEBİLERİN YOL GÖSTERİCİLİĞİ

A+A-

HAYAT MÜCADELESİNDE KAVRAM KURUM VE KURALLARIN ÖNEMİ-II

İnsanı en güzel şekilde yaratan Rabbimiz, seçmiş bulunduğu elçileri aracılığıyla insanların uyması için en güzel hayat kaidelerini/şeriatı de vazetmiştir. İnsanların rahat-huzur üzere bir hayat sürdürebilmeleri, peygamberleri önder ve örnek edinmeleri oranında mümkün olabilmektedir. Efendimiz (sav) veda haccında şöyle buyurmuştur:

“Size iki emanet bırakıyorum, onlara sarılıp uydukça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanetler, Allah'ın kitabı Kur’an-ı Kerim ve benim sünnetim(ehli beytim)dir.” (Müslim, Hac,147)

Peygamberler, Allah(cc)’tan gelen hükümleri bizzat hayatlarında tatbik ederken, en ufak bir hata yanlışlık veya eksiklik göstermeleri durumunda Rabbi Rahman tarafından hemen uyarılarak düzeltilmişlerdir. Aziz elçiler, insanlara Rabbinin hidayet yolunu gösteren, her türlü şirk ve cahiliye bataklıklarından sakınmaları konusunda Rabbani ikazları yapan seçkin kullardır. Bu nedenle Rabbimiz tarafından seçilmiş olan aziz peygamberler, insanlara örnek olmaları bakımından erdem, insani hasletler ve güzellikleriyle daima hayatın zirvelerinde olmuşlardır.

Peygamberler, iman edenler için mutlar örnek ve önderlerdir. Rabbimiz, Aziz kitabında şöyle emir vermektedir:

“Rabbin adına yemin olsun ki onlar, aralarında ihtilaf ettikleri şeylerde seni hakem kılmadıkça, sonra da içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan senin verdiğin hükme tam bir teslimiyetle boyun eğmedikçe iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 65)

Müminler, bütün sorunlarını Kur-an’a ve Resule arz etmek zorundadırlar. Başka yerlere yapılan arzlar Allah(cc) katında asla kabul görmeyecektir. Günümüzde başta İslam ümmeti olmak üzere, bütün bir insanlık âlemi hayata dair sorunları çözmede, problemleri gidermede, sıkıntılarını halletme gayretlerinde Kur-an ve sünnete başvurmadığı için zelilce bir hayat sürdürmektedir.

İnsan, yaratılış itibariyle bir yerlere dayanma ve güvenmek ihtiyacı duyar. Bu ihtiyacını gidermek için tarih boyunca gayret ve çabasını ya doğru mecrası olan Rabbinin buyurmuş olduğu fıtrata çevirmiştir ki; bu durumda hidayet üzere olmuştur. Ya da bu ihtiyacını gidermek üzere yanlış mecralara yönelerek, cehalet ve şirk bataklıklarına saplanmıştır! Bu bağlamda Allah(cc)’ın seçmiş buyurduğu Peygamberler, insanlar için kurtuluş önderleri ve yol göstericileridir.

Peygamberlerin yol göstericiliğini birkaç başlık altında şöyle sıralayabiliriz:

 

1-ALLAHTAN GELEN EMİR VE NEHİYLERİ İNSANLARA İLETİRLER

İnsanlar, her türlü zulüm ve zorbalıklardan, cehalet ve sapkınlıklardan, sosyal bunalım ve çıkmazlardan azade olabilmeleri için elbette ki Rabbani kılavuzluğa ihtiyaç duyarlar. Allah(cc), insanların bu özelliklerine binaen pek çok Peygamber gönderdiği gibi, bu peygamberlerle beraber hayat düsturları olan kural ve kaideler de göndermiştir. Peygamberlerin örnek ve önderliğiyle insanlara gelen emir ve yasakların bir kısmını şöyle sıralayabiliriz:

A)Allah(cc)’tan Başkasına Kulluk Etmeyin:

Allah(cc)’a kulluk etmek; başka kullukların tümünü reddetmekle başlar. “LA” diyerek Allah(cc)’tan gayrı her ne kadar tahakküm etmeye çalışan zalim ve zorbalar, mihrak ve sultalar varsa, bunların cümlesine hayır demek ancak bir olan Rabbe kul olmakla gerçekleşir. İnsan kalbi “BİR-TEK” olana kulluk etmekle tatmin olur, huzur bulur. Ancak “BİR-TEK” olana kulluk etmekle, insan bütün gemlerden kurtulur, fıtri özgürlüğüne kavuşur. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“De ki;’Ey kitap ehli! Bizimle sizin aranızda müşterek (olan) bir kelimeye (Tevhide) gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim. O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah’ı bırakıp, bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim! Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki; ‘Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız!’ (Ali İmran, 64) Bu Fermanı İlahiye kısaca göz atacak olursak, şu hususları sıralayabiliriz;

1)Müşterek bir kelime olan “Tevhit” de buluşmak!

Tevhit, Rabbimizin kendisine; Aziz kitabında tarif buyurduğu şekliyle inanmaktır. O’na gereği üzere inanıp, gereği üzere kulluk etmektir. Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Muhammed (sav)’in de örneklik ve önderliğine inanarak; akval, efal ve ahval ile Resule tabi olmaktır.

“Gerçekten de Allah’ın buyruklarına boyun eğmek düşüncesi, O’nun tek ilah olmasını zorunlu kılar. O, yaratıcı olmak itibariyle yegâne efendidir, hayatı ve ölümü yaratan O’dur. O evrenin ışığı ve nurudur. O, kulluğa, boyun eğmeğe değer yegâne ilahtır. Başka hiçbir şeye, hiç kimseye değil, yalnız ve yalnızca O’na kulluk edilebilir ve yalnızca O’na boyun eğilebilir. İşte bu esaslar İslâm’ın gerçek hedefini ortaya koyar; insanı insana kul olmaktan, kavmi kavme kölelikten, insanlığı beşerî güçlerin boyunduruğundan kurtarmak, bütün bir insanlığı herhangi bir önyargıya bağlı olmaksızın tek bir Allah’a kul olmak çerçevesinde özgür bir kardeşliğe dönüştürmek. İslâm’ın özgürlük düşüncesi insanlığın, kendi yaratıcısı ve efendisi olarak yalnız ve yalnızca Allah’a bağlı olmasını öngörür. O, yegâne, sahici, adil ve geçerli egemenlik sahibidir. İnsanlığa hükmedebilecek olan yalnız ve ancak O’dur. Ayrıca hiçbir yaratılmış olan yaratıcısının buyruklarına baş kaldırma hakkına sahip değildir. Hulasa Kur’ân, Tevhid ilkesi dışında hiçbir uzlaşmaya yanaşmaz.” (Tevhid, Prf.Dr.Adem APAK)

Tevhit konusunda insanlar genel olarak şu üç gruba ayrılırlar.

Bir gurubu hurafe ağırlıklıdır. Akıl ikinci plandadır. Rivayet, menkıbe, seyrü sülük vs kültürü en baskın kabullenme biçimidir. Bu tür inanca sahip kişiler, hiçbir sorgulama, akletme veya düşünme çabasına girmezler.

Ömer ÖZTÜRK Mürşidi Kamile Karşı Adab konusunda şöyle der: “Mürşidi-i kâmil huzurunda dikkat edilmesi gereken diğer hususlar şunlardır:

(Huzuruna girerken) öncelikle kalbini tam manasıyla boşaltmalıdır. Boş bir testi nasıl çeşme önüne tutulur ve dolarsa, kalbini boş testi gibi tutup, gafletten (dikkatsizlikten), kötü hatıra ve fena düşüncelerden, itimatsızlık gibi vesveselerden kalbini tamamen arındırmalıdır. Mürşidinin feyzine intizar etmelidir. Aksi takdirde, yani gönlünde fena hatıra ve düşünceler gelirse, mürşidin gözünden ve gönlünden düşmeye neden olur. Allah muhafaza, bu hususa çok dikkat etmek lâzımdır. Ehli-i Hak nazarından düşmek, Allah-u Te’âlâ’nın nazarından düşmek demektir.

Bir de mürşidin meclisinde; mürşidin, başkasıyla meşgul olması dolayısıyla, benimle neden meşgul olmuyor diye hatırına bir şey getirmemelidir. Bu da mürşide itikadın zayıflığından ve kötü zandan hâsıl olur. Hâlbuki mürşit öyle bir mertebededir ki halk onu Hak’tan ayırmaz.

Mürşidin yanında ve huzurunda ve huzurdan ayrıldıktan sonra daima hürmet ve edebi muhafaza etmelidir. Çünkü ehlullah kalplerin casusudur. Hak Teâlâ hazretleri bu mübarek zatları, müritlerin işlerine ve taşıdıkları iyi hâllere muttali eder. Fakat bunu müritlerine açıklamazlar.

Bir de mürşidin, görünüşte kendisine karşı iyi muamele etmesine ve gülmesine katiyen güvenmemelidir. Zira bazı ulu kişiler, müride zahir muamelesi edip, iç sevgi ve rahmetten mahrum eder. Bunun için mürit, şeyhinden zahir muamelesi etmemesini rica etmelidir.

Bir kimse bir mürşidden istifade ediyorsa, onun söz ve işlerine itiraz etmemeli, eğer kalbinde bir itiraz veya kuruntu oluşursa derhâl istiğfar etmelidir. Zira o kuruntu ve itiraz, müridi zehirleyip öldürür. Çünkü evliyaullaha itiraz, su-i hatimeye (imansız ölüme) götürür. Bu da ehli keşif tarafından defalarca tecrübe oluna gelmiş, kitaplara yazılmıştır.” (Mürşidi Kamile Karşı Adab/Ömer ÖZTÜRK )

Bu inanç/düşünme biçimiyle beraber tevhit inancı zaafa uğrar, hurafe, menkıbe, hikâye ve mesnetsiz rivayetler kültleri kişinin ferasetini bağlar. Kul ile Rabbi arasına yeğüsler, ğavslar gibi aracılar girmeye başlar.

Bir tek şu ilahi gerçeğe kulak verelim, yeterlidir: “Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır. Onları, O’ndan başkası bilmez…) (Enam, 59)

İkinci gurup ise peşin hükümlerle gaybı tümüyle reddetme, inkâr etme yoluna gidenlerdir. Bu gurup için akıl yegâne ölçüdür. Bir kaç misal verelim.

Dehriyyun: Özellikle III. Yüzyılda doğmaya başlayan Maniheist inancı ve kökeni M.Ö. 1000 yıllarına kadar dayanan Brahmanizmden etkilenen bir felsefi akımdır. Yaratıcının varlığını inkâr eder ve zamanı yegâne etken olarak görürler. Ekolün en etkili isimlerinden biri İbnü-r Ravendi’dir. “ Kitabü-t Tac” ve “ez Zümürrüd” adlı eserlerinde âlemin ezeli olduğunu ve onun ötesinde manevi de olsa hiçbir varlığın bulunmadığını savunur. İnsanın akıldan başka bir kılavuza da ihtiyacının bulunmadığı iddiasıyla peygamberlik, mucize, din ve ibadetlerin bir anlam taşımadığını söyler. (TDV, İslam Ansiklopedisi )

Tabiiyyun: Tabiatçı felsefe ekolüdür. Deist bir inancı taşır. Bir yaratıcının varlığını kabul etse de din kavramını reddeder. Bu akımın en etkili isimlerinden biri olan Ebu Bekir Razi, insanın iyi-kötü, doğru-yanlış, faydalı-zararlı ayrımını yapabilecek donanımda olduğunu ve herhangi bir peygamber veya dini öğretiye ihtiyacı olmadığını savunur. (TDV İslam Ansiklopedisi)

Üçüncü akide türü ise Kur-an ve sahih sünneti baz alan TEVHİD akidesidir. Bu akide insanların üzerine yaratılmış bulundukları akidedir.

Tevhit inancını salt ve saf bir şekilde Rabbin vahiy buyurduğu temeller üzerine bina etmeyen kişi veya topluluklar; hayata dair her şeyi cehalet, şirk, küfür, isyan üzere bine etmek durumunda kalmaktadırlar. O takdirde insanlar arasında tam bir ünsiyetin kurulabileceği, hak ve hukukun korunabileceği, huzur ve güvenin sağlanabileceği yegâne zemin, Âlemlerin Rabbinin buyurduğu veçhile TEVHİT üzere olmaktan başka zemin değildir. Rabbimiz, Aziz Kur-an’da şöyle buyurur:

“Onlara de ki; ‘Ey cahiller! Bana Allah’tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz?” (Zümer, 64)

Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.