1. HABERLER

  2. ARŞİVİMİZ

  3. Nasrullah'ın Mısır'ın Suçlamalarına Cevabı (Birinci Bölüm)
Nasrullah'ın Mısır'ın Suçlamalarına Cevabı (Birinci Bölüm)

Nasrullah'ın Mısır'ın Suçlamalarına Cevabı (Birinci Bölüm)

A+A-

Dün gece yaptığı ve yaklaşık bir saat süren konuşmasında Nasrullah, Gazze için takındıkları tutumdan ötürü, bu tür saldırıları beklediklerini, Gazze için yaptıklarının bedelini ödediklerini söyledi.

Nasrullah, İsrail'in Gazze savaşı öncesinde Rafah sınır kapısının açılarak ambargonun delinmesi için başlattıkları kampanyadan sonra, Mısır'ın yoğun saldırısına maruz kaldıklarını belirti.

Mısır Başsavcısı'nın ithamlarının gerçekleri yansıtmadığını kaydeden Nasrullah mücahidlere saygı duyan Mısır halkının gözünde Hizbullah'ın imajının zedelenmesinin hedeflendiğini belirtti. Nasrullah "Mısır, Hizbullah'ın ve Hamas'ın imajını zedelemek istiyor" dedi.

Nasrullah'ın dün gece yaptığı konuşmasının birinci bölümünü sunuyoruz:

Biz haftalık ya da yarı haftalık konuşmalarımızda seçimler, siyasi düşüncemiz ve Hizbullah’ın Lübnan için inandığı programla alakalı konulara dikkat çekmek istiyorduk. Fakat bu günlerde meydana gelen yeni bir olaya farklı bir açıdan bakıyoruz. Mısır makamlarının Hizbullah’a ve şahsıma yönelttiği ithamları basın açıklaması yapılması gereken en büyük ve önemli konu olarak görüyoruz. Ancak bu konu farklı bir yaklaşıma ihtiyaç duyulduğu için benim bu konuya özenle eğilmem gerekiyor. Bu sebeple bu geceki konuşmamızda bu konuyu ele alacağız. Bu aynı zamanda yapılan suçlamalara ve bazen bazı Arap ülkelerinden yapılan göndermelere bir cevap niteliğinde olacaktır. Bu, Hizbullah’ın bakışını, Arap ülkeleri, Arap örgütleri, halkları ve Arap dünyasındaki mevcut parti ve hareketlere karşı politikasını açıklayıp özetleyeceğim. Bu da benim için bir fırsat olacak. Konuşmamda değineceğim bu bakış ciddiyetle ele alınmalıdır. Bu bizim bağlı olduğumuz, inandığımız siyasettir. Çok açık konuşacağım. İnşallah bu bakışla ilgili yapılan suçlamaları çözmeyi, sorgulamayı ümit ediyorum. Doğrudan Mısır makamlarınca bana ve Hizbullah’a yöneltilen suçlamalarla ilgili konuya giriyorum:

Aslında konuşmamı olaylar, suçlamalar ve yorum olarak 3 kısma ayırdım:

Gazze’deki tavrımızın bedeliydi

İlk olarak olaylar:19.11.2009 tarihinde, yani Gazze’de savaş başlamadan yaklaşık bir ay önce Mısır makamları Lübnanlı vatandaşlarımızı tutukladılar. O dönem basın organları biri Lübnanlı olmak üzere Mısırlı ve Filistinlilerin Mısır sınırından Gazze’ye silah nakliyatı yaptıkları suçlamasıyla tutuklandıklarını söyledi. Bazı basın organları da o dönem Lübnanlı vatandaşımızın Hizbullah’la ilişkisi olduğunu yazdı. İş bu kadarla kaldı. Biz olaya yorumda bulunmadık ve bu konuyu tutuklunun ailesi aracılığıyla ve kanuni yollarla takip ettik. Bir ay yada daha fazla bir süre sonra Siyonist düşman Gazze’ye saldırdı. Herkes bu savaşta olanları, Mısır rejiminin ve Hizbullah’ın bu savaştaki konumunun ne olduğunu biliyor. Hizbullah’ın Refah sınır kapısının açılması, Filistin halkı ve Gazze’deki Filistin direnişi üzerinden ambargonun kaldırılması yönündeki tavrı güçlü ve netti. Başlangıçta Mısır makamlarının bunu yapmasını istedik. Bunu yapmasa bile en azından Gazze’yi ambargo altına alıp sınır kapılarını üzerlerine kapayanları kınaması gerekirdi. O günlerde benim tavrım biliniyordu. Takındığım bu tavır üzerine bizzat bana ve Hizbullah’a karşı Mısır’daki rejimin ve Mısır istihbaratının yönlendirmesiyle insafsız bir siyasi ve basın propagandası başladı. “İran casusu” gibi pek çok şey söylendi. Biz, bunu tepki olarak kabul ettik. Tepkileri anlayabiliriz. Bu Gazze’deki tavrımızın bedeliydi. Biz bundan daha fazlasına da hazırlıklıydık. Tabi Mısır’ın Hizbullah, Hamas ve diğer direniş gruplarına karşı yönelttiği siyaset ve basın kampanyasının boyutu dikkat çekici. Fakat Hizbullah’ı ilgilendiren, kampanyanın çok acımasız oluşuydu. Şuan bile internet siteleri ve basın organlarında Arap ve İslam aleminin yaptığı açıklamalar yer almaktadır.

Hizbullah’ın Tavrı ve Sonuçları

Benim şuan elimde, insafsızlığına şaşırdığım bir açıklama bulunuyor. Mısır rejimini kınama hatta Mısır başkanını dinden çıkma ve büyük ihanetle suçlayan 200’e yakın Sünni alim ve düşünürün adı ve imzası bulunuyor bu açıklamada. Ben ne dinden çıkmadan ne ihanetten bahsetmedim. Kendimi de bu şekilde insanların en yetkin kişisi olarak görmedim. Buna rağmen Mısır makamlarını bütün bu eleştiri ve tavırlara acımasız cevaplar vermezken Hizbullah’ın tavrıyla ilgili farklı davranışlar sergilediğini gördük. Ben, bunu da anlayabiliyorum. Çünkü Hizbullah konusu bir din alimi, dini ilimler talebesi ya da tavır alan bir siyasi makam konusu değil. Hizbullah konusu, direniş demek. Arap dünyasında, direniş hareketleri onlara karşı saldırgan tavırlar içine girdiğinde, Amerikan başkanına yağ çekip İsrail’le olan dostluğunu pekiştirmeye çalışan makamlar bulunuyor. Bu sebeple ben, Hizbullah’ın takındığı tavırla kişilerin, alimlerin ya da diğer siyasi güçlerin takındığı tavır arasındaki farkı anlıyorum. Her halükarda savaş bittikten sonra ortam sakinleşti ve Arap-Arap uzlaşması önündeki kapılar açıldı, biz bunu memnuniyetle karşıladık, destekledik ve iyi bir şekilde sonlanmasını temenni ettik. Ancak 2 gün önce Mısır Başsavcısı bizi suçlayan bir açıklamada bulundu.

Suçlamalar

Açıklamada şunlar yer alıyor: “Başsavcı devlet güvenlik araştırmalarından, örgüt yararına bazı unsurları bir merkezde toplamak amacıyla Hizbullah liderlerinin ülke içindeki bazı kadroları harekete geçirdiğini vurgulayan bir ihbar almıştır. Araştırmalar, Hizbullah genel sekreterinin Aşure günü münasebetiyle yaptığı konuşmanın bitiminde ona komşu ülkelerde operasyon düzenleyen birliğin sorumlusuna Mısır topraklarına saldırıda bulunma görevi verdiğini doğrulamıştır.” Açıklama bu konuşmanın içeriğine de değiniyor: “Konuşma Mısır halkı ve silahlı kuvvetlerini Mısır rejimine karşı çıkmaya teşvik etmektedir.” Mısır Başsavcısı Çarşamba günü yaptığı açıklamada Hizbullah lideri Nasrullah’ı ülke içinde saldırılar düzenlemeyi planlamak ve Mısır’da Şii düşüncesini yaymaya çalışmakla suçlamıştı. Başsavcı itham edilenlerin sayısının 49’a ulaştığını açıklamıştı.

Devlet Yüksek Güvenlik Savcılığı soruşturmayı ve ceza kanununa göre bütün kanuni işlemlerin yerine getirilmesini üstlendi. Tabiiki onlar avukatların soruşturmaya katılmalarına izin vermediler ve avukatlar sendikasının avukat göndermeyi kabul etmediği şeklinde olayı çarpıttılar. Biz sanıkların savunacak avukatların olduğunu ama soruşturmaya alınmadıklarını biliyoruz.

Hizbullah, Filistin Direnişine Silah Ulaştırıyor

Bunlar olaylar. Yoruma gelirsek:İlk olarak biz açık konuşan, sorumluluk sahibi ve yaptığımız işlerden bir an olsun utanmayan bir grubuz. Biz bu açıklamanın yalan ve iftira olduğunu, hiçbir temelinin olmadığını söylüyoruz. Bu yüzden diyorum ki; ilk olarak Sami kardeşimiz Hizbullah üyesidir ve biz bu konuyu inkar etmiyor ve bundan da utanmıyoruz. İkinci olarak; Mısır- Filistin sınırında yapılanlar, direniş gruplarına mühimmat ve insan nakliyatı yapmada Filistinli kardeşlere yardım etmek için yürütülen lojistik bir çalışmadır. Suçlamalarda yer almayan asıl mesele budur. Tutanakları okumuş olmakla birlikte tutuklama gerçekleştiğinde Mısır basını Gazze’ye mühimmat nakliyatı yaptıkları suçlamasıyla biri Lübnanlı çok sayıda kişinin tutuklandığını açıkladı. Ama başsavcı açıklamasının tamamında bu konuya hiç değinmedi. Üstelik burada değinilmesi gereken tek konu budur bir ikincisi yoktur. Tabiiki Başsavcı bu konuya değinmedi çünkü bu suçlama Hizbullah’ a ve bu kardeşimize değil Mısır makamlarına ve Başsavcıya yapılan bir suçlamadır. Yoksa bu suçlama Hizbullah ve bu kardeşimiz için gurur kaynağıdır.

Hizbullah’ın İmajını Zedelemek İstiyorlar

Üçüncü olarak bu açıklamada ortaya atılan bütün suçlamalar iftira, hayal ürünü ve hiçbir gerçekliği olmayan yalanlardır. Bunun hedefi ise kısaca; halkı Hizbullah’ın Mısır’ı ve ekonomisini mahvetmeye çalıştığı şeklinde kışkırtmaktır. Ben bugün yine Mısır’daki bazı önemli kişilerin hedef alındığını duydum. Başsavcı tek bir meseleyi unuttu o da bu gençleri rejimi devirmekle suçlamaktır.

Mısır halkını kışkırtmak, Hizbullah’ın her mücahit ve direnişçiye saygı besleyen Mısır halkının nezdinde parlak ve saygın görüntüsünü karalamaktır. Çünkü Mısır halkının tarihi, kültürü, fedakarlıkları, İsrailliler tarafından öldürülen şehitleri ve esirleri, bu halkın zaferleri, savaşları.. Bu, Mısır halkının mahiyeti ve kişiliğidir. Hizbullah’ın bu halk tarafından saygı görmesi, Filistin ve onun dışındaki yerlerde direniş hareketinin saygı görmesi çok doğaldır. Bu yüzden Mısır halkının gözünde Hizbullah ve direniş hareketlerinin adı karalanmaya çalışılmaktadır.

Amerika ve İsrail’e Güven Vermek İstediler

Bir diğer amaç ise; Mısır makamlarının ve rejimin bölgesel ve uluslar arası her alanda başarısız olduğu bir ortamda Amerika ve İsrail’e yeni bir güven oyu sunmaktır. Örneğin; Obama Türkiye’ye geldi ve Amerika bölgede önemli roller oynayan Arap ülkeleri dururken Türklere görev verecek. Bu Mısır’daki rejimin asıl sorunudur. Neden bu konuda öfkesini bizden çıkarmak istiyor?

Sami’ye Yardım Edenlerin Sayısı: 10

Dördüncü olarak: Sami kardeşimize yardım edenlerin sayısı 10 bile değildir. Ben bu 50 kişinin nerden çıktığını bilmiyorum. Her halükarda bu tutuklanan gençlerin Sami’yle bağlantısı yoktur. Onların belki benim bilmediğim başka durumları, konuları vardır. Fakat eğer bu Hizbullah’ın grubudur ve 50 kişiden oluşmaktadır derlerse bu da yalan olur.

… O Halde Suçluyum

Beşinci olarak; çok açık konuşursam eğer işgal altında ve ambargo uygulanan Filistinli kardeşlere yardım etmek suçsa ben bugün resmi olarak bu suçu işlediğimi itiraf ediyorum. Eğer bu günahsa bu bizi Allah’a yaklaştıran ve asla bağışlanma dilemeyeceğimiz bir günahtır. Eğer bu bir ithamsa biz bu ithamla gurur duyuyoruz. Herkes biliyor ki bu, Hizbullah’tan kardeşlerin tutuklandığı ilk olay değil. Hizbullah, Filistin’deki kardeşlerimize silah ulaştırmaya çalışıyor.

Esas Suçlu, Mısır’dır

Bugün suçlanması gereken bir makam varsa o da Mısır rejimidir. Sami ve onun arkadaşları değil. Bugün Mısır rejimi suçlanmalıdır çünkü yıkılan evlerin yeniden inşa edilmesi için daha önce olmadığı kadar ihtiyaç duyulan Refah sınır kapısını kapatarak Gazze’ye boykot uygulamaktadır. İnsani şartlar her zamankinden kötüdür. Ama hala ambargo uygulanıyor. Mısır rejimi suçlanmalıdır çünkü gece gündüz hiç durmadan geçitleri yıkan odur. Geçitler Gazze’ye hayat götüren tek damardır.

Bazı televizyon kanallarında bu geçitlerin sadece silah ve mühimmat değil ilaç ve hatta hayvan nakliyatında kullanıldığını seyretmişsinizdir. Keçi, koyun, tüketim maddeleri ve yiyecekleri görmüşsünüzdür. Fakat Mısır rejimi Amerika ve İsrail’le Gazze’deki Filistinlilere yaşamı dar etmek için külfetli bu basit çıkış yollarını yıkmada yardımlaşmaktadır. Buna karşılık İsrail, Amerika’nın en yeni hava silahlarına sahip olmakta, imkanlarını geliştirmektedir. Bu Haziran ayında ise tarihinin en büyük manevrasını yapacaktır.

Netanyahu ve Liberman hükümeti barış, çözüm, müzakere hakkında söyleyeceklerini söylediler ve Mısır rejimini kötülediler. Ben, şahsi olarak bölgede, Filistin ve İsrail’de meydana gelen bu değişikliklerin; Mısır hükümetini Arap hükümetlerini ya da en azından bu çatışmanın içinde olan ona komşu ülkeleri, yapılması gerekenlerin neler olduğu, bu politikalar ve İsrail’in uluslar arası alanda ve Amerika’daki değişimlerin gölgesinde, bölgede yeniden oluşturduğu tehlike karşısında nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda görüşmeye çağırmasını beklerdim. Ama ne yazık ki Mısır rejimi hala aynı yolda yürüyüp direniş hareketlerine olan düşmanlığını artırıyor. Direniş hareketlerine ve Hizbullah’a savaş stratejisi uyguluyor.

Mısır’ın Çıkarlarını Hedef Almadık

Suçlamalara geri dönersek, Başsavcı ve ona bu bilgileri veren istihbarat için şu yorumda bulunmayı isterim. Biz başımıza gelecekleri önceden biliyorduk. Çünkü tutuklama Gazze savaşından yaklaşık 40 gün önce meydana geldi. Sanki biz önceden Gazze’de savaş olacağını biliyorduk da ey gençler gidin ve kendinizi hazırlayın, ben savaş boyunca konuşacağım siz de o zaman Mısır’da hayatı felç edin dedik. Yani ben Başsavcıya emekliliğinden sonra savcı olarak gidip sinema ve senaryoda çalışmasını nasihat ettim. Ben Hizbullah’ın ne Mısır’da ne de dünyanın başka bir yerinde Mısır güvenliğini, kişileri ya da Mısır çıkarlarını hedef alan bir saldırıyı uygulama niyetinde olduğunu kesinlikle reddediyorum. O gün Gazze savaşında takındığımız tavrın sonucu olarak Mısır’ın çıkarlarının hedef alınacağı ve Hizbullah’ın bunda suçlu taraf olduğu söylendi. Biz kesinlikle böyle bir tavır almadık. Bizim tavrımız siyasidir. Hatta biz Lübnan’daki Mısır Konsolosluğunun yakınlarında gösteri yapmaktan bile kaçındık ki sorun çıkmasın iftiraya sebep olmasın.

Şiilik düşüncesin yayılması konusuna gelince bu alışmamız ve tahammül etmemiz gereken bir durumdur. Lübnan’da alimleri, tebliğcileri, kurumları, saygın kültürel ve fikri teşkilatları olan Hizbullah, Şiilerle Sünniler arasında ortak mekanların var olduğu Ba’lebek’de, güneydeki köylerde, Beyrut ve Sur şehrinde Şiiliği yaymaya çalışmıyor. Burada Hizbullah’ın bu göreve uygun yapıda gençler gönderdiği yani başka bir ifadeyle Mısır’da Şiiliği yaymak için Mısır Filistin sınırında çalışacak gençler gönderdiği konusu üzerinde duracağım. Bu son zamanlarda iyice alıştığımız bir konu. Birkaç gün önce Washington Post gazetesinde –yani Suriye Vatan gazetesi ya da İran’da yayınlanan Keyhan gazetesi değil- Amerikalı uzmanların Temmuz savaşından sonra bu savaşı, Hizbullah’ın kazandığı başarıları ve İsrail’in kayıplarıyla düş kırıklıklarını incelemeye yoğunlaştıklarını, İsrail’e heyetler gönderip generalleri soruşturmaya aldıklarını, Amerikan stratejilerinde ve Amerika’nın askeri harcamalarındaki öncelikler dengesinde büyük etki yapan Temmuz savaşından dersler çıkardıklarını anlatan bir haber okudum. Bunu Washington Post söylüyor ben değil. Tabii burada bunun her halükarda Hizbullah karşısında bir yenilgi olduğunu düşünenler de var. Mezhep konusuna girmek ve Hizbullah’ı Şiiliği yaymakla suçlamak; işte asıl mesele bu. Bundan dışındaki konuların pek bir kıymeti harbiyesi yok.

İran’ın Dostuyum

Ben İran’ın casusu muyum? Ben ve Hizbullah İran’ın dostuyuz ve bu dostlukla övünüyoruz. Lübnan, Filistin, Irak ve bütün bölge ülkelerindeki direniş hareketlerinin Suriye ve İran gibi dostlarının olmasını temenni ediyoruz.

Şiiliği Yaydığımız Aptalca Bir İddia

Yorumla alakalı son nokta bizi casusluk hikayesine girmeye zorluyor. Bunun etkin olmadığı açık. Biz kamuoyu yoklamalarının hepsinin Mısırlı bazı genel yayın yönetmenlerinin yazdıklarından uzak olduğunu gördük. Bu kişileri kimin güttüğü, yönlendirdiği bellidir. Bizi tarafsız makamlarca bazen de düşman makamlarca İslam ve Arap dünyasında yapılan kamuoyu yoklamaları ilgilendiriyor. Biz, bu anketlerin sonuçlarını inceliyoruz. Açık olan şudur ki gün geçtikçe direniş hareketleri, liderleri ve sembollerine duyulan saygı, takdir ve halk desteği artıyor, gelişiyor ve büyüyor. Ben sizlere bu saygı ve takdirin yöneticilerin evinde bile olduğunu söylüyorum. Bu casusluk hikayesini anlattık. Şiiliği yayma hikayesinin ise aptal ve hiçbir delile dayanmayan bir söz olduğu aşikar.

* Mısır'ın suçlamalarına yanıt olarak Nasrullah'ın dün gece yaptığı bu konuşmanın birinci bölümü, Gülşen Topçu tarafından İsra Haber için tercüme edilmiştir.

isra haber

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.