1. HABERLER

  2. AHKÂM

  3. Namaz Beş Vakittir / Molla Kemal Korkmaz
Namaz Beş Vakittir / Molla Kemal Korkmaz

Namaz Beş Vakittir / Molla Kemal Korkmaz

A+A-

 

Vakit, sözcük anlamıyla bir şeyin had ve hududuna, muayyen ve belli bir zamanda oluşuna delalet eder. Dolayısıyla vakit, malum olan zaman anlamındadır.[1] Bu anlam itibariyle

اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا

“Namazı kıldınız mı, gerek ayakta, gerek otururken ve gerek yan yatarak hep Allah’ı anın. Güvene kavuştunuz mu namazı tam olarak kılın. Çünkü namaz, mü’minlere belirli vakitlere bağlı olarak farz kılınmıştır.”[2]

“mevkut” kelimesi vakit kökünden türemiş, had ve sınırı belli olan zaman dilimine denir. Lügat manası belli olduğundan sonra ayette yer alan vakit kelimesi günlük namazlar için sınırlı ve müşahhas bir zamanın olduğunu belirtmektedir. Önemli ve faydalı olan işlerin icra edildiği belli bir zaman diliminde işin gayesi ve vaki olmasından sonraki faydaları gözetilerek o işin belli bir zamanda yapıldığı bütün akıl sahipleri tarafından pratik olarak yapılan bir işlevdir. Akıl sahiplerinin önderi olan yaratıcı da akıl sahiplerinin yönteminden ayrı yol ve yöntem kendisi için tayin etmez. Belki bütün akıl sahiplerinin ittifak ettikleri yolun aynısını fiillerinde icra eder ve bunun da belli bir maslahat ve hikmete dayalı olduğu aşikârdır. Zira akıl sahibi kimse fiilinin başını, sonunu ve neticesini düşünerek hangi şartlar, koşullar ve zamanda yapılması gerektiğini bilir. Buna binaen eğer Şar’i-i Mukaddes günlük farz namazlarının her birinin belli bir zaman diliminde ikame edilmesini mükellef olanlardan talep ediyorsa, kesinlikle o fiilin o belirli zaman diliminde tahakkuk etmesinin belli faydası ve maslahatı vardır. Fiil o zaman diliminde tahakkuk ederse Hak Tebarek ve Teâla’nın o fiil için göz önünde bulundurduğu maslahat o zaman diliminde vuku bulur, başka bir maslahatın vuku bulması imkansızdır. Bu ince noktayı Hz. Cebrail (a.s) günün belli vakitlerinde her namaz için Allah Resülü’nün huzuruna gelerek ona farz namazın kılınma şekli ve niteliğini göstermesinden bellidir.[3]

Başka bir bakış açısıyla vakit, malum ve müşahhas olan bir zaman diliminde, konulmuş bir karar için huzura varmadır. Çünkü İslam Peygamberi Hazret-i Resülü Ekrem’den nakledilen bir hadiste, “Allah’ın sizinle konuşmasını istiyorsanız, Kur’an okuyun ve siz de Allah ile konuşmak istediğiniz zaman namaz kılın” diye buyrulmaktadır. Doğal olarak insan, ihtiyaçlarını karşılayacak makam sahibinin huzuruna çıktığında büyük bir tevazu ve huşu içerisinde makam sahibinin azametini gözeterek bütün dikkatini o makam ve sahibine vererek bütün içtenliğiyle hacetinin giderilmesi için ihtiyacını beyan eder ve bunu yaparken de kalben ve ruhen o malum zamanın değerini bilerek tam bir kalp ve ruh huzuruyla hazır olduğu makam karşısında talebini dile getirir. Namaz vakitlerinin belli olmasının temelinde bu önemli nokta ve hikmet yatmaktadır.

Bu mukaddimeden sonra Kur’an’da namaz vakitleri hakkında nazil olmuş bazı ayetleri işlemenin büyük faydası olacaktır.

Birinci Ayet:

اَقِمِ الصَّلٰوةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ اِلٰى غَسَقِ الَّيْلِ وَقُرْاٰنَ الْفَجْرِ اِنَّ قُرْاٰنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا

“Güneşin zevalinden (öğle vaktinde batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir.”[4]

Ayeti kerime açık bir şekilde vaktin, namazlar için şart olduğunu ve namaz vakitlerinin ‘dülük’ten ‘ğesek-ul leyl’e kadar olduğunu apaçık ortaya koymaktadır. Ayrıca sabah namazının vaktinin ise fecir olduğu bu nass ile sabittir. Ayetin tam anlamıyla anlaşılması için ayette mevcut bazı kelimelerin açıklanması yerinde olacaktır.

Dülük “الدُلُوكِ”

Arapçada “ دلکت الشیئ” (delektu eşşey) bir şeyi el ile meshetmek anlamındadır.

دلکت الشمس و النجوم deyimi güneşin tepe noktadan batıya kayması veya yıldızların zail olması anlamındadır.[5]

Başka bir lügat kitabında ise “deleke” kelimesinin bir şeyin bir şeyden kayması ve uzaklaşması anlamındadır. Buna göre “deleke” sözcüğü güneşin hem zeval hem de gurub haline ıtlak olunabilir.[6]

Bazı alimlare göre kelimenin tahkiki manası ise tek bir maddeden gelen bir şeyin bir şeye sürtünerek yanından geçmesidir. Dolayısıyla meshetmek ve sertçe sürtmek anlamındadır. “Delek”in bir diğer anlamı ise, eli bir şeye dokundurmak ve üzerinden geçirmektir. “Dülükü şems” ise güneşin adeta ufka sürtünerek yeryüzünden kayarak kaybolması ve batması anlamındadır. Ancak “delk” sözcüğü yaygın anlayışa göre güneşin tam tepeye ulaşmasına, yani zeval vaktine ıtlak olunmaz. Zeval, batma ve mesh manaları “delk” kelimesinin asıl maddesinin gerekliliklerinden olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu ayeti kerimede “dülük” teriminin anlamının güneşin ufka sürtünerek batması olduğu açıktır.[7]

Ğasek (غَسَقِ)

Bu kelime karanlık anlamındadır. Ğasık ise gece anlamına gelmektedir. “غسقت عینه” yani gözleri karardı. “اغسق المئذن” müezzin namazı gece karanlığına kadar geciktirdi anlamındadır.[8]

Bu harflerden oluşan kelimenin tek bir asli anlamı vardır. O da ister maddi ister manevi olsun her şeyi kuşatan karanlıktır. Maddi anlamı gece karanlığının her tarafı kuşatması, gözün ferinin gitmesi ve kararmasıdır. Ğasık gece karanlığıdır. Manevi anlamı ise kalbi sarıp kuşatan hicap ve karanlıklardır. Bu anlamı temel alarak incelediğimiz ayetin anlamı “dülük” (batma) vaktinden karanlığın her şeyi kuşatmasına kadar namazı kılın olduğu ve bundan da akşam namazının kastedildiği kesindir.

HADİS VE TEFSİRDE “DÜLÜK VE ĞASIK”

Lügat anlamı itibariyle “dülük” sözcüğünün güneşin zeval vakti ve batışına ıtlak olunduğu ortaya kondu. Arapça dilbilimcisi Muberred’in görüşüne göre “dülük” güneşin zevalinden batışına kadar olan zaman dilimini ifade eder. Zeval vaktinde güneşe akan kimse, güneşi daha görmek için gözlerini ovuşturulduğundan dolayı bu fiile “dülük” denilir. Daha önceki lügat tanımında güneşin batma vaktine dülük denildiği anlaşıldı. “Sa’leb” güneşin öğle vakti en tepedeyken batıya doğru kaymasını dülük vakti olarak tabir etmiştir.

Bu ayetin tefsiri hakkında müfessirler arasında ihtilaf mevcuttur. Müfessirlerin bir kısmı dülükü zeval vakti olarak kabul etmişlerdir. Bunlardan biri de İbn Abbas’tır. İbn Ömer, Cabir, Ebi Aliye, Hasan, Şe’bi, Ata, Mücahid ve Kutade’nin görüşüne göre bu ayetle emredilen namaz dülük zeval vakti olma hesabiyle öğle namazıdır. Diğer bir müfessir gruba göre ise dülükü, batma vakti kabul ederek emredilen namazın akşam namazı olduğunu ifade ederler. Bu grupta yer alan başlıca müfessirler Neğai, Zehhak ve Sedi’dir. Bu görüşlerini de İbni Abbas ve İbni Mesud’a dayandırırlar. Merhum Tabarsi’ye göre ilk görüş daha güçlü ve yerindedir. Çünkü ilk görüşe göre ayeti kerime beş vakit namazın tümünü kapsamaktadır. “Dülük-ü Şems”tabiriyle öğle ve ikindi namazları, “ğasıku’l leyl” tabiri ile akşam ve yatsı namazları, “قُرْاٰنَ الْفَجْر” tabiriyle de sabah namazı kastedilmiştir.[9]

Fahrettin Razi tefsirinde ayet hakkında müfessirler arasındaki ihtilafa işaret ederek dülük hakkında iki görüşün olduğunu belirtmiştir. Hz. Ali’ye isnat ederek dülükü, güneşin batması olarak tabir etmiştir. Aynı görüşü İbn. Mesdu ve Said b. Cübeyr’e de dayandırmıştır. Fera’ ve İbni Kuteybe ve sonradan gelen müfessirler bu görüşü kabul etmişlerdir. İkinci görüşe göre ise, dülük-i şems, zeval vaktidir. Sahabenin büyük bir kısmı ve tabiinler bu görüşü kabul etmişlerdir. Bu kişiler dört delile binaen bu görüşü savunmuşlardır:

Vahidi, El-Besit kitabında Cabir’den şöyle nakletmektedir: “Resulü Ekrem sahabesiyle birlikte yemek yediler. Daha sonra güneş zeval vaktindeyken evden çıktı, o sırada Allah Resülü şöyle buyurdu: bu güneşin zeval (tam tepedeyken batıya kayması) vaktidir.”

Zamahşeri, Keşşaf adlı tefsirinde Peygamber’den şöyle rivayet eder: “Cebrail (a.s) güneşin dülük vaktinde, yani güneşin tam tepedeyken batıya kayması anında yanıma geldi ve benimle öğle namazı kıldı.”

Dilbilimcilere göre Arap dilinde dülük, zeval vaktine denir ki, örneklerini daha önce verdik.

Ezheri’ye göre dülük kelimesnin anlamını zeval olarak tefsir etmemiz daha uygundur. Bu tefsirle ayeti kerime öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarını kapsamakta ve Kur’anu’l fecr tabiri ile de sabah namazı kastedilmektedir. Faka dülükü batma anlamında alacak olursak ayet sadece akşam ve yatsı ve sabah namazlarını kapsar. Halbuki Allah kelamını daha fazla faydası olana tefsir etmek daha öncelikli ve uygun olandır. Bazı rivayetlere göre Kur’anu’l fecr şahtilik edilendir (meşhud). Çünkü gece ve gündüz melekleri sabah namazına birlikte şehadet ettiklerinden meşhud (şahitli) kelimesi ile vasıflandırılmıştır. Ayrıca fakihlere göre sabah namazında uzun sureleri okumak sünnet olduğundan Kur’an-ul Fecr tabiri bu noktaya işaret etmekte ve müminleri sabah namazı kılarken uzun sureleri okumaya teşvik etmektedir. [10]

Suyuti kendi tefsirinde Ömer b. Hattab, İbni Ömer, İbni Abbas, İbni Mesud, Ebi Berzeh, Enes’e dayandırarak dülük vaktinin zeval vakti olduğuna dair hadisler nakletmiştir. Ayrıca İbni Mesud ve Ali b. Ebi Talib’e dayandırarak da, dülükün güneşin batma vakti olduğunu belirtmiştir.

Noktalar:

Cessas, dülük hakkında iki görüşün olduğuna işaret etmektedir. Eğer zeval vakti olarak alırsak ayet-i kerime öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazını kapsamakta olduğunu ve bu vaktin de gece karanlığının her tarafı kuşatıncaya kadar olduğunu beyan etmektedir. Ebu Cafer’den nakledildiğine göre bu ayeti ölçü alırsak yatsı namazının en son müstahap vakti gece yarısının olduğu ve daha sonrasının mekruh olduğu hükmüne varılır.[11]

Dülük “meyil etmek” anlamındadır. Meyil etmenin ilk anı zeval vakti ve son anı ise guruptur.

“Ğesek” karanlık anlamındadır. İlk anı güneşin battığı ilk zaman, son anı ise güneş battıktan sonraki aydınlığın bitmesidir. İmam Malik’ e göre ayeti kerime “dülük” kelimesiyle öğle, ikindi, akşam ve yatsı namazlarına işaret etmekte ve “Kur’an’ıl fecr” ile de sabah namazını kastetmektedir.[12]

Ayet-i kerime İslam dinine göre farz olan beş vakit namazın hangi zaman diliminde tahakkuk etmesi gerektiğini beyan etmektedir. Beş vakit namaz rekâtlarıyla İslam dininin zaruriyetlarından ve Müslümanların nezdinde dini müsellemattandır. İnkâr eden kimse küfür vadisine sürüklenir. Bu konuda sahih ve Kur’an’ın müfessiri hükmünde olan hadis ve sünnetten istifade etmeyerek, kendi görüş ve nazarına dayanarak tevilde bulunan kimse namaz hakkındaki gerekli ehemmiyeti göstermez daha sonra kabul görülmeyen tefsirlerde bulunur ve en sonda Allah muhafaza namazı terk etme ve inkâr etme noktasına kadar sürüklenebilir.

Namaz vakitleri beş şeyle bilinir.

*Güneş sistemine dayalı saat zaman biriminden istifade edilerek, her mekân için şer’i namaz vakitleri tayin edilir ki, bugün bütün dünyada kullanılan yöntemdir.

*Zeval vaktiyle öğle ve ikindi namazının vakti bilinir.

*Güneşin batmasıyla mağrip vakti bilinir.

*Güneşin batmasından sonra gökyüzündeki kızıllık ya da aydınlığın bitmesiyle de yatsı namazı vakti başlar.

*Sabah namazının vakti ise ufukta beyazlığın belirmesiyle başlar

Bu vakitleri belirten sahih hadis Cabir b. Abdullah tarafından nakledilmiştir.

“Zeval vakti Hz. Cebrail Resullullah’a geldi, kalk ya Muhammed öğle namazını kıl dedi, daha sonra kişinin gölgesi kendi boyu kadar oluncaya kadar bekledi ve peygambere gelerek kalk asır yani ikindi namazını kıl dedi. Daha sonra ta güneş batana kadar bekledi güneş battıktan sonra peygambere gelerek kalk ve mağrip yani akşam namazını kıl dedi. Doha sonra gökteki aydınlığın bitmesine kadar bekledi ve peygambere kalk ve işa yani yatsı namazını kıl dedi. Daha sonra fecrin yayılmasıyla Hz. Cebrail geldi ve peygambere kalk ya Muhammed ve sabah namazını kıl dedi hazret sabah namazını kıldı.”[13] Hadisi şerifte net bir şekilde her namazın ilk vakti belirtilmiştir. Hadisin geri kalan kısmında ise namazların son vakitlerine de işaret edilmektedir.

Usul ilminde bir ayet eğer beyan ettiği hüküm ve mana konusunda sarih ise, yani tek bir manaya sahip ve o manayı tasrih ediyorsa o mana ve hükümden hiçbir şekilde şüphe edilmez. Eğer ayetin birkaç manası varsa ve o manalar içinde birisi zahir olan manaysa bütün akıl sahiplerinin yaptığı gibi zahir olan mana göz önünde bulundurulur ve tefsirde de o mana ölçü sayılır.

Eğer ayette bir kelimenin birkaç manası varsa ve bütün manalar kullanışlı ve istifade ediliyorsa ve ayette kastedilen mana herhangi bir karineyle belirtilmiyorsa artık o ayetin manası mücmel olur ve hiç kimse kendi görüşünü ispatlamak için o ayeti artık delil olarak sunamaz. Bahsimizin konusu alan ayette “dülük” ve “ğeseq” kelimeleri hakkında müfessirler arasında ihtilaflar vardır. Bu ihtilaflar lügatteki kullanım alanlarına bakılarak rahat bir şekilde bertaraf edilir. Muteber ve sahih sünnet ve hadislerle de desteklenince kast edilen mana açığa çıkar. Yapılan tahlil ve araştırmaya göre “dülük” zeval ve “ğeseq” gece karanlığıdır.

Eğer bir adım geri atarsak ve dersek ki, bu ayetteki iki kelimenin manaları mücmeldir artık hiçbir grup kendi görüşünü ispatlamak için bu ayeti delil olarak sunamaz. Bunun yerine ihtilaf edilmeyen delillere başvurmaları gerekir.

Namazın beş vakit olduğu ve belli rekâtlarla kılındığı dinin zarureti, ümmetin icması, müteşerrinin siretidir. Bu üç delile karşı getirilecek delilin itibarı ve hücciyeti yoktur. Konu hakkında muhalif olan kimse kıyamet gününde, mazereti olanlar kisvesinde bile olamaz.

İkinci Ayet:

وَاَقِمِ الصَّلٰوةَ طَرَفَیِ النَّهَارِ وَزُلَفًا مِنَ الَّيْلِ اِنَّ الْحَسَنَاتِ يُذْهِبْنَ السَّيِّپَاتِ ذٰلِكَ ذِكْرٰى لِلذَّاكِرٖينَ

“(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.”[14]

زلف) bir şeye yaklaşmak ve o şeye yakınlığı bildirir. (زلفی) zülfa yakınlık demek, ezzelef(الزلف) ve ezzülfe (الزلفه) derece ve menzilet anlamındadır. (ازلفت الرجل الی کذا) onu yaklaştırdım demektir.

(الزلف من اللیل) gecenin bir kısmı anlamındadır.[15]

Bu kelimenin asli manası yakınlıkla beraber yüksek bir mertebeye delalet eder. Bu itibarla yücelik ve yakınlıktan dolayı en yakın ve öncelikli mertebeye delalet eder. Sabah vaktine yakın gece yarısından sonraki saatlere de zülfa denilir.[16]

Ayet-i kerimede geçen (طرفی النهار) yani gündüzün iki tarafı, bazılarına göre gündüzün iki tarafı sabah ve akşam namazlarıdır. Zülef’ten maksat ise yatsı namazıdır. Ayette öğle ve ikindi namazından söz edilmemiş çünkü bu iki namazın gündüzün namazları olduğu aşikârdır. Ve gündüzün tarafındaki iki namaz zikredilerek dolaylı olarak öğle ve ikindi de kastedilmiştir.[17] Başka görüşlere göre ise gündüzün iki tarafından maksat sabah ve ikindi vakitleridir. Çünkü gündüzün bir tarafı güneşin doğuşu ve ikinci tarafı ise güneşin batmasıdır. İlk taraf sabah namazıdır. İkinci taraf ise akşam namazı olamaz çünkü akşam namazı “zülefen min ennehar” tabirinin içinde yer almakta dolaysıyla ikinci taraf ikindi vaktidir.[18]

Hadislerde ise ibn. Abbas’tan rivayetle gündüzün iki tarafından maksadın akşam ve sabah namazı, gecenin bir kısmından maksadın ise yatsı namazı olduğu belirtilmiştir. Hasan’dan ise gündüzün iki tarafının sabah ve ikindi ve zülefen’den maksadın ise akşam ve yatsı namazı olduğu rivayet edilmiştir.[19]

Ayetteki kelimelerin anlaşılmasından sonra manası şu olur: Sabah ve ikindi vakitlerinde ve de gecenin bir kısmında (akşam, yatsı ve sabah) namaz kılın. Bu tabiriyle beş vakit namazı kapsamaktadır.[20] Allah Tebarek ve taala Hz. Peygamber ve o’na tabi olanları iman konusunda istikamete davet ettikten sonra İslam’da en büyük ibadet olan namazın kılınmasına emretmektedir.

Noktalar:

Bir ihtimale göre bu ayette gecen “selat” sözlük manasıyla dua, teveccüh ve tezellül demektir; gündüzün iki tarafından maksat da sabah ve akşam demektir. Yani sabahları işe koyulmanın ilk saatlerinde ve gündüzün sonunda Allah’a dua ve teveccüh edin. Çünkü Hud suresi İslam’ın ilk yıllarında Mekke döneminde nazil olmuştur. Ve bu zamanda bugünkü haliyle namaz ve erkânı tam olarak belirtilmemiş idi. Ve ayette gecenin bir kısmında dua ve teveccühle geçirmeye emir etmektedir. Has bir ibadet şekline değil.[21]

Allah ve Resulü tarafından şeri kavramlar tam olarak beyan edildikten sonra, bu ihtimale dayanarak namaz vakitlerini yalnızca dua niteliğinde ikiye veya üç vakte indirmenin akli ve şer’i hiçbir delili olamaz

Ayetin tefsirinde üç görüş var.

*Mücahid’in görüşüne göre ayet sabah ve yatsı namazını kapsamakta.

*Hasan ve ibn. Zeyd’e göre ayet öğle, ikindi ve akşam namazlarını kapsamaktadır.

*İbn. Abbas’a göre ise ayet beş vakit namazı kapsamaktadır.

Bu ihtilaflar ayette geçen bazı kelimelerden kaynaklanmaktadır ki, geniş bir şekilde işaret edildi. Kelimelerin manası konusunda ihtilaf olsa bile bu ayetin beş vakit namazı kapsadığı ulema tarafından ittifak halindedir. Eğer meseleye tahkiki bir bakışla bakacak olursak, “gündüzün iki tarafı”nı sabah ve akşam namazı alan kimse, ikindi ve öğleyi eksik bırakmış olur. “gündüzün iki tarafı”nı sabah ve öğle vakti alan kimse, ikindi vaktini eksik bırakır. Ve “gündüzün iki tarafı”nı ikindi ve sabah vakti alan ise öğle vaktini eksik bırakır.

İbn. Arbiye göre gündüz vaktinde yalnızca öğle ve ikindi namazları vakti vardır. Geriye kalan namazlar ise gece olur. Gecenin ilk vakti akşam ve ortası yatsı ve sonunda ise sabah namazının vakti olur. (طَرَفَیِ النَّهَارِ) gündüzün iki tarafı, “dülük” ve”zeval” vakitleridir ki önceki ayette açıkladık. Zeval, ilk taraf ve dülük yani gurup ikinci taraftır.[22]

Fahrettin Razi tefsirinde Ebu Bekir Baklani’nin bazı kitaplarına istinad ederek haricilerin bu ayete dayanarak yalnızca sabah ve yatsı namazının farz olduğuna inandıklarını, nakletmiştir. Lakin bu görüşün sabit olduğu kesin değil. Kesinleşse bile İslam ümmetinin icmasına terstir. Belki dinimizin zaruretiyle çelişmektedir. Zaruretle çelişen bir görüşe itimat edenin aklından şüphe edilir.

Daha önceki ayette işaret ettiğimiz gibi bu ayet-i kerime de içerdiği değişik manalar ve kelimelerdeki ihtimallerden dolayı manası net belli olmadığından mücmel olur. Yalnızca bu ayete dayanarak bir hüküm ve yargıda bulunmak imkânız olur. Dolayısıyla bu ayeti tefsir edecek ayet ve sahih hadislere bakmak gerekmektedir. Çünkü Allah Tebareke ve Taala ihtilafa düştüğümüz konularda, Allah’a ve O’nun Resulüne rücu etmemizi emretmektedir.[23] Onlar da Kur’an ve sahih sünnettir. İbadetler hakkında nazil olmuş ayetlerin manası ve pratiği Hz. Peygamber tarafından mutlaka açıklanmıştır. Akıl ve vicdan sahibi kimse ayetlerin manası hakkında özellikle de ahkamla alakalıysa, kendi görüşüne baş vurmaktansa öncelikle ilgili ayetlere bakar ve daha sonra Kur’an’ın tefsiri hükmünde olan sahih sünnete ve hadislere bakar neticeye ulaşamıyorsa, alimlere sorarak hükmü elde eder. Ama asla kendi görüşüne ve teviline kanaat etmez. Çünkü “hakkında ilim sahibi olmadığınız şeyi neden söylersiniz” ayetinin tehdidi karşısında Allah’tan korkar. Ayetin son kısmına dayanarak diyebiliriz ki, namazalar hasenat/iyiliklerden sayılmaktadır. Ve ayetin desturunca hasenat kötülükleri ve günahları temizler. İslam ümmetinde beş vakitte kılınan namazların günün değişik zaman dilimlerinde olmuş olmasının hikmetlerinden olmalı ki, insan gündüz ve gece kendisini meşgul eden işlerle vakit geçirmekte ve doğal olarak bilerek ya da bilmeyerek hata günah işlemektedir. Beş vakit namaz mümin için bir yöneliş, tövbe ve af dileme vesilesidir.

Birileri diyebilir ki, nisa suresinin 59. Ayeti, ihtilafa düşüldüğünde Allah ve Resulüne rücu edin emrini vermekte, bu ayet Peygamber zamanındaki müminleri kapsamakta Peygamberi görmeyenleri ise kapsamamaktadır. Çünkü ihtilaflı durumda Peygamber zamanında yaşayanlar ona gidebilirlerdi ve ayetin zahiri manası da budur.

Bu nazarda olan kimseye birkaç cevap verebiliriz.

*Bu şekil düşünen kimse “ey iman edenler” diye başlayan ve Peygamber ve Peygamberin zatında bütün müminleri hitap alan bütün ayetleri tarihselci bir yaklaşımla terk etmelidir. Çünkü o ayetlerin muhatapları artık yaşamamaktalar. Bu durum Kur’an’ın evrensel oluşuyla ve Kur’an hükümlerinin ezeli olmasıyla ve bütün insanları hitap almasıyla çelişmektedir.

*İslam’ın ilk döneminde yaşayan bütün sahabeler, ilahi hükümler karşısında birer mükelleflerdi. Yani ilahi teklif karşısında hepsi eşit ve teklif sahibileriydi ve bu durum o nesilden sonra kıyamete kadar gelecek nesiller için de aynıdır. Onlar da mükellef ve ilahi hükümleri yerine getirmek için teklif sahibidirler. Dolayısıyla Kur’an’ın bütün ayetleri bütün nesilleri mükellef olma hesabıyla kapsamaktadır

*Kur’an’daki ayetler özellikle de hüküm bildiren ayetler hakiki kaziye yani hakiki önermelerdirler. Hakiki önermelerde hükmün taalluk ettiği konu ve mevzu mefruz-ul vücut olarak alınır. Yani bu hükmün hitap alacağı kimseler hepsi hükmün muhatabıdır. Önerme belli bir zaman, şahıs ve mekân için değil, aksinei bütün zaman, şahıs ve mekânları kapsar. Şahsi önermelerde ise zaman, şahıs ve mekân sınırlandırılması vardır. İlahi hükümleri beyan eden önermelerin şekli hakiki önerme türüdür.

Bu iki ayet dışında başka ayetler de namaz vakitlerine işaret etmektedir.

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا وَمِنْ اٰنَاٸِ الَّيْلِ فَسَبِّحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى

“O hâlde, onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan ve batışından önce Rabbini hamd ile tespih et. Gece vakitlerinde ve gündüzün uçlarında da tespih et ki hoşnut olasın.”[24]

فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

“O hâlde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.”[25]

وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَاَصٖيلًا

“Sabah akşam Rabbinin adını an.”[26]

وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ

“Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O’nu tespih et.”[27]

وَمِنَ الَّيْلِ فَاسْجُدْ لَهُ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوٖيلًا

“Gecenin bir kısmında O’na secde et; geceleyin de O’nu uzun uzadıya tespih et.”[28]

Ayetlerin mana ve tefsirlerine bakıldığında, müfessirler ayetlerdeki kelimelerin manalarını ve sahih hadisleri ölçü alarak beş vakit namazların vakitlerini beyan etmişlerdir. Benzeri konular beyan edilen iki ayette geçtiğinden konunun uzamaması için iki ayetle iktifa ediyoruz.

Beş vakit namaz bir ayetle kesin bir şekilde ispatlanmazsa bile zikredilen bütün ayetler beraber incelendiğinde rahatlıkla namazların beş vakti ispatlanır.

Bir çelişki ve çözümü:

Bir tarafta Kur’an’ı Kerimde birçok ayet, insanları tefekkür, tedebbür ve düşünmeye sevk etmektedir. Bu emir esasınca ayetler hakkında derin düşünmemiz bizlerden talep edilmektedir. Ve düşüncemizin ürünü olan fikirler ise akıl süzgeçinden geçmiş ve saf zararsız bilgiler olmalıdır. Doğal olarak onlarla amel etmek zararsız olmalıdır. Diğer taraftan sahih hadiste “Kur’an’ı kendi rey ve görüşüyle tefsir edenin oturacağı yeri ateşle dolsun” hadisi var. Bakıldığında ayetler ve sahih hadis arasında bir çelişki göze çarpmaktadır.

Kur’an’ı Kerim’in ayetleri kesinlikle Allah’tan sadır olmuştur ama genelde sarih ayetler dışındaki ayetler mana olarak birkaç manaya sahip olduğundan delalet yönünden zannidir. Hadisler ise mana konusunda sarih ve katidir ama Peygamberden sadır olup olmadığı konusunda zannidir. Bundan dolayı kesinlikle sadır olunmuş ayeti terk etmek akıl karı değil ve manası sarih olan hadisi de terk etmek de akıl karı değildir. Bir arada toplamak mümkün olduğu müddetçe terkinden evladır. Bu mizan ve usuli ölçü ve kanuna göre Kur’an’da tefekkür edin diye emir eden ayetleri âlemin, kâinatın, mahlûkatın ve insanın yaratılış felsefesi hakkında olduğundan bu konularda tefekkür yerinde ve isabetlidir. Ama Kur’an’ı kendi nazar ve görüşüyle tevil etme yasağı ve hürmeti ise ahkâm ayetleri hakkındadır. Çünkü ibadetler ancak şar’i olan Allah ve Peygamberi tarafından beyan edilmelidir. Aksi takdirde dinde bidat olup hakiki hüküm koyucu karşısında bayrak açmak olur. Akıl, mantık ve usul kaideleri gereği namaz vakitleri hakkında gelen ayetleri kendi görüşümüze göre tefsir emektense İslam ümmetinin müttakilerince izlenen sirey-i müteşerrinin siretine tabi olarak ayetleri sahih hadislerle tefsir etmeliyiz. İsabet ederse mükâfat sahibi ve etmez ise de mazur olma hesabıyla Allah tarafından cezalandırılmayız. Lakin mesnetsiz olarak kendi görüşümüze uygun olarak ahkâm ayetlerini tefsir edersek hata yapma olasılığımız yüksek olmakla beraber ahirette cezalandırılmamızı engelleyecek hiçbir mazeretimiz de olmaz.

 

[1] Mucem-ul Mekais-ul Lüga, Sıhah el Luğat, Misbah-ul el Münir,El Müfredat

[2] Nisa suresi 103

[3] Tırmızi, kitab-ul selat hadis 150/ Nesai Namaz Vakitleri hadis 525/ Musned’i Ahmed hadis 14545

[4] İsra 78.

[5] Mucem-ul Mekais-ul Lüga, Sıhah el Luğat, Misbah-ul el Münir,El Müfredat

[6] Mucem-ul Mekais-ul Lüga, Sıhah el Luğat, Misbah-ul el Münir,El Müfredat

[7] Ettahkik fi elfaz Kur’an’ı Kerim c.3 s.253

[8] Mucem-ul Mekais-ul Lüga, Sıhah el Luğat, Misbah-ul el Münir,El Müfredat, Lisan-ul Arap

[9] Mecmeu’l Beyan, c. 5-6. S. 669-670.

[10] Tefsir-ul Kebir, c. 21. s. 22-27.

[11] Ahkam-ul Kur’an c.3s.267

[12] Ahkam-ul el Kuer’an ibn. Arabi c.3 s.209-210

[13] Tırmızi, kitab-ul selat hadis 150/ Nesai Namaz Vakitleri hadis 525/ Musned’i Ahmed hadis 14545

[14] Hud suresi 114

[15] Mucem-ul Mekais-ul Lüga, Sıhah el Luğat, Misbah-ul el Münir,El Müfredat,

[16] Ettahkik fi elfaz’ı Kur’an’ı Kerim c.4 s.360

[17] Mecme’ul Beyan c.5s.306

[18] Tefsir el Kebir c.17s.60

[19] Eddur el Mensurc.3s.637

[20] Elmizan fi tefsir El Kur’an c.11s.60

[21] Ettahkik fi elfaz-i Kur’an’ı Kerim c.4s.361

[22] Ahkam El Kur’an c.3 s.28-29

[23] Nisa suresi 59

[24] Taha suresi 130

[25] Kafsuresi 39

[26] İnsan suresi 25

[27] Kaf suresi 40

[28] İnsan suresi 26

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.