1. HABERLER

  2. DOSYA

  3. Müze yetmez, 5 Nolu’nun işkencecileri de yargılanmalı
Müze yetmez, 5 Nolu’nun işkencecileri de yargılanmalı

Müze yetmez, 5 Nolu’nun işkencecileri de yargılanmalı

Diyarbakır’da 12 Eylül Askeri Cuntası döneminde insanlık dışı uygulamaların yaşandığı 5 No’lu Cezaevi’nin müze yapılması kararı ardından, konuya dair tartışmalar devam ediyor. Müze kararı ardından konuya dair hazırladığımız dosya haberin bu bölümde, mağdu

A+A-

Diyarbakır’da 12 Eylül Askeri Cuntası döneminde insanlık dışı uygulamaların yaşandığı 5 No’lu Cezaevi’nin müze yapılması kararı ardından, konuya dair tartışmalar devam ediyor. Müze kararı ardından konuya dair hazırladığımız dosya haberin bu bölümde, mağdurlar, dönemin avukatları ve tutsak yakınları ile görüştük. 

 

78’liler Dayanışma ve Araştırma Derneği Başkanı Gani Alkan, Cezaevi’nin müze olması için 2007’den bu yana mücadele verdiklerini belirterek, “Cezaevi’nin müze olması noktasında bir sorun kalmadı. Ankara’ya gidip son görüşmeleri yapacağız. Adalet Bakanlığı yetkilileri, yeni cezaevinin bitiminden sonra boşalma işlemlerinin yapılacağını aktardı bizlere. Barış sürecinde bu kararın alınması önemli. Bu barış sürecine olan güven için ön acıcı bir girişimdir. Devlet bir an önce bu cezaevi ile yüzleşmeli ve bunun faillerini bulup cezalandırmalıdır. Biz işkenceciler hakkında suç duyurusunda bulunmuştuk ancak zaman aşımından dolayı dosyaların düşme durumu var. İtirazlarımızı yaptık, kabul edilmezse durumu Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız. Devletin burada yaşananlarla ilgili özür dilemesi lazım. Biz cezaevinin orijinal halinin korunmasını istiyoruz” diye konuştu.

 

Av. Tahir Elçi: Zulmün sembolü

 

Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi, alınan kararın sevindirici olduğunu söyledi. Toplanan imzaları 68 dernekle birlikte meclise götürenlerden biri olduğunu belirten Elçi,”Toplanan imzaları meclis dilekçe komisyonuna teslim edenlerden biriyim. Yaşanmaması, unutulmaması ve bu vahşete insanların bir kez daha maruz kalmaması bakımından bu kararın son derece önemli ve anlamlı olacağını düşünüyorum. Aynı zamanda toplumsal iyileşme bakımından iyi olacağını düşünüyorum. Toplumsal barışın sağlanması adına bu durumda kaynaştırıcı olacaktır. Zulmün bir sembolü olan bu Cezaevi’nin çözüm süreci ve devlete olan inancı artırması bakımdan da iyi olacaktır” dedi. 

 

Tutuklular anlatıyor:


 

İrfan Babaoğlu (PKK Ana Dava Tutuklusu)
 

Yıllardır bunun mücadelesini veriyoruz. Oranın hafıza müzesi olmasının bir toplumsal ihtiyaç olduğunu söylüyoruz. Hükümetin bu noktaya gelmesi o acıları çekenler için önemli bir durumdur. Bu sadece bizim için değil gelecek kuşaklar için de gereklidir. Bu açından olumlu bir adım olarak görülebilir. Mağdur taraf ortadadır ama bunu yaşatan kişiler de vardır. Onların da bununla yüzleşmesi gerekiyor. Durum normalleşirse orada bunları yapanların da gelip bunu kendi istekleriyle yapmadıkları, emir komuta zincirine bağlı olduklarını açıklayacaktır. Yüzleşmek onlar açısından da önemlidir. 

Kurulacak müze Sincan’da ki gibi olmamalıdır. Sincan bir devlet kurumu rölünde. Diyarbakır’da beş tane bölüm vardır ve bu bütün bölümlerin müzeye dönüştürülmesi gerekiyor. Hükümetin düşüncesi bir bölümünü sembolik olarak yapma var. Bu kabul edilmediği için bir bölümünü devletin yapacağı geri kalan yerlerinde özel teşebüsle yapılacağını söylüyor. Zaten devlet bu yaklaşımla yapmasın. Orada yaşayan kişilerin anıları cezaevinde canlandırılmalıdır. Orada bir bütün olarak Kürd toplumu yargılandı. Bunların hepsi yansıtılmalıdır. 


 

Mehdi Zana (Diyarbakır Eski Belediye Başkanı)
 

Bu yerinde bir karardır ve geliştirilmesi lazım. Gelecekte insanların bu tür yanlışlara girmemesi, böyle hatalar yapmaması için böyle bir örnek üzerinden gösterilirse insanların böyle hatalar yapmaması için ders verici olur. O vahşetin, o insanların neler gördüğü, bedellerin nasıl verildiğini belirtilmesi lazım. Bunları yaşayanların çoğu hayattadır ve onlarla iletişim halinde bu fikir geliştirilebilir. Bunu A ya da B’yi suçlamak için demiyoruz. Sadece gelecek nesillerin bir ders çıkarması için önemlidir. Vahşetin Günlüğü kitabını ben yazdım ama aslında olan birçok olayı kitaba almadım çünkü insanlar anlatacaklarıma inanmayacaklardı. Almanca’ya çevrildi Alman okuyucular bile böyle bir şeye inanmıyorlar. O olayları yaşayanlar var, onlar anlatmalıdır. Müzeye dönüştürülmesi fikri biraz bütünlük içinde görülebilir. Yerinde bir adım ve mücadeleyle buraya gelmiş bir adımdır. Biraz da Kürd meselesinin görünür olmasıyla bağlantılı bir durumdur. Faydalı bir adımdır. 
 

Yapılacak müzede hücrelerin yerinde kalması lazım. Müzeye orda kalanların isimleriyle birlikte yaşamları yer alabilir. İşkenceleri anlatan heykelvari şeyler olabilir. Bu şekilde olayı yaşamayanların orada ne yaşandığını anlaması için önemlidir. Aslına uygun olarak inşa edilebilir. Ziyaret etmek isterim, ama ben biraz duygusal birisiyim. Şimdi de o dönemdeki arkadaşları görünce ağlıyorum. Aralarında en yaşlı olan bendim onun için her şey bana dert oluyordu. 
 

Selim Çürükkaya (PKK Ana Dava Tutuklusu)

 

Cezaevi’nin müzeye dönüştürülmesi önemlidir, çünkü o cezaevinde yaşanan olaylar Kürd halkını derinden etkilemiştir. Yaşananların gizlenmesi, unutturulması ve inkar edilmesi imkansızdır. Bir müze aracılığıyla orada yaşananların ifşa edilmesi olumlu bir adımdır. Diyarbakır Cezaevi müze yapılacaksa, boş bir bina olarak adına müze denilmesinin bir anlamı olmaz. Birincisi Diyarbakır Cezaevi ile ilgili yazılmış bütün kitapların çizilen resimlerin gazete haberlerinin cezaevi ile ilgili çekilen filmlerin bulundurulması lazım. İkincisi cezaevinde o dönemde görev yapan askeri personellerin isimleri kimlikleri ve resimlerinin devlet arşivinden alınıp oraya konulması gerekir. Üçüncüsü şimdiye kadar devlet arşivlerinde işlenen cezaevi ile ilgili bütün belgelerin alınıp müzeye taşımak lazım. Dördüncüsü cezaevinde yaşananlar Türkce, Kurmanci, Zazaki, İngilizce, Fransızca, Almanca olarak anlatılmalı ve bu anlatımlar sesli olarak kayıt edilmeli müzede isteyen bunu dinleyebilmelidir. Beşincisi cezaevinde kalan herkesin adı ve kimliği resimleri bulunulmalı ve müzeye konulmalıdır. Altıncısı o cazaevinde yaşamını yitirenlerin anıları mektupları resimleri heykelleri elbiseleri sergilenmelidir.
 

Devletin, inkarı terk etmesi Kürdistan sorunun çözümü konusunda ileri bir adımdır. Yüzleşme inkarcılıktan daha sahicidir. Kenan Evren müebbet ceza aldığına göre Diyarbakır’da acı çekenlerden özür dilenmeli ve onlara tazminat ödenmelidir.

 

Orhan Miroğlu (TKSP Davası tutuklusu)
 

Bu konu hep gündemdeydi ve böyle bir şey olmasını bekliyorduk. Kürd meselesinde normaleşmenin, çözüm sürecinin bir parçası. Eğitim kompleksi olacağa söylendiğinde itiraz etmiştik. Orada bizim hafızamız var ve iş makinaların hafızamızı yıkmalarına izin vermememiz lazım. Başbakana kişisel bir çağrım da olmuştu. Orada bir çok Kürd siyasi grubu yargılandı, işkencelere maruz kaldı. Kolektif bir yanı var ve bu yanının korunması gerekiyor. Şunun ya da bunun düzenleyeceği normlarla değil kolektif bir şekilde düzenlenmelidir. Bir meclis oluşturulmalı ve orada yatan kişilerin o mecliste yer alması gerekir. Yazılan anılar gözetilerek müze düzenlemesi yapılmalıdır. Bir yıla yakın mektup yazdım ve onları sonra “Ölümden Kalıma” adıyla kitaplaştırdım. Orda yatmış her kes de cezaeviyle ilgili kıymetli şeyler vardır, bunlar sergilenebilir. Burada bir tarafı öne çıkarark değil, ortak hafıza yapılarak kurulmalı. Bir komisyon kurulmalı ve bunda ağırlıklı olarak orada hapis yatmış kişiler yer almalı. Dünyada çok zengin örnekleri var bunlardan yararlanılabilir. Adalet Bakanlığı bu komisyonun kurulmasına öncülük edebilir. Orada görev almış, o işkenceler yapmış kişilere de bölümler ayrılmalıdır. Çok derli toplu ve çok büyük malzemelerle güzel bir şey yapılabilir ve bunlar da mevcut. Herşey aslına uygun bir şekilde yaptırılabilir. Mesela bizim kağuşumuzda Türklerin kurduğu imparatorluklar haritası vardı, tavan komple bir Türk bayrağıyla kaplıydı. Aslına uygun olabilmesi için o dönem orada yatmış insanlarla diyalog halinde çalışılması lazım. 
 

Paşa Uzun (DDKD Davası Tutuklusu)
 

Diyarbakır Cezaevinde bize zorla marş ve sloganları söylettiler. Diyabakır Cezaevi’nin sırrı o sloganlarda saklıdır. Cezaevindekiler her gün dayakla yatar dayakla kalkılırdı. Esat Oktay’ın dediği gibi cezaevi bir “dönüşüm” yeriydi. Kürdleri bitirme planı cezaevinde zirveye ulaştı. Cezaevindeki direniş bütün bu planları boşa çıkardı. Onun için semboleşti. Bu sembollere sahip çıkmak gerekiyor, çünkü milli bilinç böyle oluşur. Ama devlet henüz inkar siyasettinden vazgeçmiş değil. Bu müze sadece belli kişilerin hizmetine değil bütün Kürd toplumunun hizmetine verilmelidir. Şayet sadece belli kişilere hizmet edecek bir müze oluşacaksa ben bunu istemem. Kürdler kendilerini yönetmeye başladığında, Cezaevi’nin girişine Kürdistan tabelası asıldığında benim ismimin yazılmasını isterim. O zaman ziyarete giderim.
 

Bayram Bozyel (TKPS Davası Tutuklusu)
 

Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi’nin müzeye dönüşmesi bütün Kürdlerin ortak talebi. Bu talep için yılardır mücadele ediyor, bu yönde güçlü bir kamuoyunun oluşumu için yoğun bir çaba yürütüyoruz. Diyarbakır Cezaevi’nin müzeye dönüştürülmesi için hükümet nezdinde de birçok girişimimiz oldu. Gelinen aşamada bu talebin hükümet kanadı tarafından kabul görmesi olumlu. Diyarbakır Cezaevi Kürd halkının özgürlük mücadelesinde önemli bir dönemeci, tarihsel bir badireyi temsil eder. Diyarbakır Cezaevi, geçen yüzyılın son çeyreğinde Kürd halkına karşı gerçekleştirilen vahşi bir kıyım ve kırımın diğer bir adıdır. Burada Kürd halkına ve onun öncü kadrolarına eşi görülmemiş bir vahşet uyguladı. Faşist rejim yüzlerce yurtsever Kürd insanını katletti, binlercesini sakat bıraktı. Diyarbakır Cezaevi, hem sömürgeci rejimin Kürd halkına olan düşmanlığını hem de Kürd devrimcilerinin baskı ve işkenceye karşı direnişini temsil eden bir semboldür. Bu nedenle Diyarbakır Cezaevi’nin bir müzeye dönüştürülmesi önemli. Cezaevi’nin müzeye dönüştürülmesi devletin geçmişiyle ve Kürdistan sorunuyla yüzleşmesi bakımından önemli bir adım sayılabilir. Ama bu tek başına yeterli değil. Gerçek anlamda bir yüzleşme, sömürgeci zihniyetle bir bütün olarak hesaplaşmayı gerektirir. Diyarbakır Cezaevi bir ‘İnsanlık ve İşkence Müzesi’ne dönüştürüldüğünde, geçmişte orada yaşananları olabildiği kadar yansıtabilmeli; hem işkencecilerin vahşi uygulamalarını hem de Kürd yurtseverlerinin kahramanca direnme öykülerini geleceğe taşıyacak şekilde dizayn edilmeli. Böyle bir müze, bir yanda toplumda baskı ve otoriter eğilimlere karşı bilinci geliştirebilir öte yanda yeni kuşakların mevcut kazanımların gerisindeki acı ve bedelleri kavramasına aracılık edebilir. Ve tabi ki Diyarbakır Cezaevi’nin bir müze olarak şekillenmesine katkıda bulunmak ve ilk planda ziyaret etmek isterim.

 

Av. Cemşid Bilek (Dönemin avukatlarından)
 

Darbe sonrası 5 No’lu Cezaevi’ni anlatabilir misiniz?
 

Orada olup bitenleri esas içerde yatanlar bilir, onlar senelerce orda yaşadılar. Avukatlar olarak çıkana kadar marşlardan kafamız şişiyordu. Sonradan öğrendik ki içerdeki herkes 60 marş öğrenmek zorundaymış. Bazı köylülerde Türkçe bilmiyordu onlara da “sabaha kadar İstiklal Marşı’nı ezberleyin” diye baskı uygulanıyormuş.
 

Müvekillerimden Nedim ile görüşmeye gittiğimde bana beni o kadar çağırma demesinin sebebini daha sonra sordum, dedim, Nedim ben senin sorunlarını dinlemek için senin yanına geliyordum sen gelme diyordun. O da ‘’Senin haberin yoktu, biz sizin yanınıza gelene kadar bizim sırtımıza biniyorlar ve merdivenlerde süründürüyorlardı o yüzden öyle dedim.’’ dedi. Ben de ona spor yaptığını düşündüğümü o yüzden o kadar kan ter içinde kaldığını düşündüğümü söyledim.
 

Öncelikle bir hukukçu olarak o döneme bakışınızı alabilir miyiz? 
 

Avukat olarak gittiğimizde, ki o dönemde marşların sesinden vekillerimizle rahat görüşemezdik, görüşmelerimizi asker gözetiminde yapıyorduk. Her soruyu soramıyorduk, onlarda cevap veremezdi ve her konuyu konuşamıyorduk çünkü zaten müvekillerimizi içerde uyarıyordu. Bir örnek vermek gerekirse bir arkadaşım içerdeydi. Memet Can ve Nedim Seçkin. Birkaç kere Nedim’i çağırdım her gelişte neredeyse kan ter içinde geliyordu. Hatta bir seferinde ‘Sayın avukatım beni bu kadar sık çağırma!’ dedi. Ben de şaşırdım ‘ben buna iyilik yapıyorum, bu neden böyle diyor’ diye.
 

Keza Mehmet Can da öyle oda CHP İl Başkanlığı yapmıştı Siirt’te bir gün görüşmeye gittiğimde geldi ve ’’ Herhalde ben buradan sağ çıkmayacam, benim bir saatim var, eğer ben ölürsem bunu aileme ulaştırabilir misin?’’ dedi. Ben neden böyle yaptığını sorduğumda da bana buradan sağ çıkabileceğini düşünmediğini söyledi. Nitekim saatini gönderdi bana. Necmettin Büyükkaya kendisi duruşmaya geldi ki o zaman mahkemelerde sanıkların söz alması konuşması zordu. Yolda aranıyorlardı, durduruluyordu ve mahkemelerde başlarında coplu askerler bekletiliyordu. Çok zor şartlarda duruşma yapılıyordu, o sıkı vaziyette kıpırdamadan durmak zorundaydılar. Rahmetli Necmettin Bey duruşma salonunda söz istedi. Ki biz 30 avukat ve 100 sanıkla birlikte ve sanıklarının yakınları ile birlikte bunun büyük bir cesaret olduğunu düşünüyorduk. Hakim söz verdi ve Necmettin, ‘’Şu anda gördüğünüz gibi sıhhatim yerinde ve herhangi bir sorunum yok, fakat beni içerde öldürecekler” dedi. Hakim ‘’neden böyle diyorsun’’ dedi. ‘’Ben o kanaate vardım, bu cezaevinde beni öldürecekler, eğer ölürsem bunu bir beyin kanamasına veya başka bir nedene bağlayabilirler. Ölürsem biliniz ki cezaevi yöneticileri tarafından öldürülmüşüm.’’ dedi. Tabii daha sonraki mahkemeye gelmedi duyduk ki ölmüş. Böyle bir cezaevi yönetimi vardı.
 

Sizce bunca yaşanan acıları hafifletir mi bu cezaevi müzesi?
 

Hiç olmazsa sonraki nesillere böyle bir şeyin yaşandığı aktarılır. Ki bunun hesabı sorulamıyor nitekim o Necmettin Büyükkaya meselesinde 10 kişi öldü onlarca kişi yaralandı ama yanılmıyorsam 15 senelik dava sonunda beraat çıktı. Bu bir sonraki nesillere de bir mesaj olabilir en azından unutulmaz. Bu birçok uygulamalardan örnek vermek gerekirse Roboski ve diğer hadiselerde bir sonuç elde edilmedi. Bu devletin eskiden beri takındığı tutumdur.
 

Müze olursa ziyaret eder misiniz?
 

Ziyaret ederiz herhalde. Bence bu yapılanlar unutulmamalıdır eğer gerçekten demokrasi olacaksa Kürdler haklarına kavuşacaksa o yaşanılanlar da hatırlanmalı bence bu şekilde biraz onları onure edebiliriz.
 

Sizce böyle bir cezaevi müzesi nasıl olmalı?
 

Bence o eskiden içerde yatan insanların anlatımlarına uygun bir biçimde yapılmalı. Kıyımlar yapıldı, köpekler salındı insanlar üzerine, aşağı katlarda insanların gördüğü zulumleri gösteren şeyler olmalı. O zamanın insanların yaşadığı ne ise onun gösterilmesi gerekir ama bunu gerçeğine uygun bir şekilde yapmalılar.

 

Katledilenlerin yakınları konuşuyor: 
 

Altan Tan - Miletvekili (Babası Bedii Tan katledildi)
 

Bütün Kürdlerin hasasiyeti budur, orasının insanlık müze olmasıdır. Neler yapıldı, neler edildi, neler yaşandı bunların hepsinin bilinmesi lazım. Gelcek nesillere bunların aktarılması lazım. Hafızanın silinmemesi adına bunun canlı kalması lazım. Bir toplumun hafızası silinirse geleceği, kültürü olmaz. Yüzleşmek lazım; mağdur tarafla bu işleri yapan faillerin yüzleşmesi gerekiyor. Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması lazım. Hiç bir şey olmamış gibi gidemeyiz geleceğe. Önce hükümette böyle bir iradenin oluşması lazım, sonrası teferuattır. Sonraki işler Adalet Bakanlığı üstlenir, mecliste bir komisyon kurulur. 

Dünyanın bir çok yerinde bu tür müzeler var; Yahudi soykırım müzesi var, Ermeni soykırım müzesi var. Bunların büyük bir kısmınıda gezdim; orada fotoğraflar, dökümanlar, eşyalar, varsa filimler yar alıyor. İşkence aletleri de yer alabilir. 
 

Cemile Büyükkaya (Eşi Necmeddin Büyükkaya katledildi)
 

Ben elbette oranın müze olmasını isterim. Bir ara okul yapacaklarını söylüyorlardı ama orası okul değil insanların gidip görebileceği bir yer olmalıdır. Bu şekilde insanlar orada ne yaşandığından haberdar olabilir. O çektiğimiz acıların, sıkıntıların bir bedeli olması gerekiyor. Hiç olmasa bu şekilde teselli bulmuş oluruz. Bu bir şekilde yüzleşmedir ama daha yapacak bir çok şeyleri var. Açıkçası oranın müze olacağını hiç tahmin etmiyordum. Bir çok arkadaşta bunun mücadelesini veriyor. 
 

En önemlisi orada yatanların giysileri müzede olmalıdır. Orayı yansıtacak eşyalar olmalıdır, hikayeleri olabilir. Müze olursa elbette ziyaret etmeyi düşünürüm, her ne kadar o yaşadığımız zorlukları tekrar benliklerimizde his etsek de. 
 

Tarık Ziya Ekinci (Eski tutuklu)


 

Orada yaşanılan bütün fecaati, işkenceleri, kanlı manzaraları, köpeklerin saldırıları müzede teşhir edilirse ve oraya giren insanlar bu işkenceleri hissedecekse olumlu bir şey olur. Bu memnun edici bir şey olur. Ulu orta bir müze olursa, sadece bazı kişilerin isimleri yazılırsa bu hiç bir şeyi ifade etmez. Orada olanlar yansıtılmalıdır böylece müze olur. Aslına uygun bir müze yapılırsa memnuniyetle ziyaret etmeyi düşünürüm. Bu yüzleşmeyi sağlayacak ve toplumsal gelişmeye olumlu bir katkısı olacaktır. (BasHaber Gazetesi) 

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.